Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1470
 

Şahsiyet - Bir Şahsiyet Meselesi

Şahsiyet - Bir Şahsiyet Meselesi
 

Dizi olan Şahsiyet bitti. Ama her bireyin kendi özelinde şahsiyet meselesi nefes aldıkça devam ediyor olacak…

Dizi olan Şahsiyet tek sezonda 12 bölümde bitti. Zaman aralıkları değişken üç bölümlük setler halinde yayın politikasından çok fazla haz ettiğimi söyleyemeyeceğim. Tüm bölümler art arda olamayacaksa bile, haftada bir bölüm olmasını kesinlikle tercih ederdim. Son üç (10-11-12’i) bölümü gerek sindire sindire izlemek adına (zaman ayıramamanın da etkisi var.) bir haftalık döneme yayarak izleyebildim. Genel değerlendirme ile, hikâyenin izleyiciyi içine alması, konunun sürükleyiciliği final sahnesine kadar bitmedi. Bu nedenle ’12 bölüm mü geride kalan?’  sorusunu bugün sorsanız ’emin değilim’ derim.  Eksiksiz tam bir bölüm izlemişcesine, tadı damağımda kaldı çünkü…

Şahsiyet’deki hikâye bir seri katil ve seri katilin bulunması çerçevesi içine yerleşmişse de çok derin alt metinler içeriyor.

“Sen, sen zannediyor musun ki bir tek Alzheimer olan sensin? Herkes hasta… Hepsi hasta… Yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. Bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak? Sen kimsin ki? Alt tarafı bir katil, alt tarafı bir cinayet haberi.”

Doğru! Çok doğru… Benim için de doğru, eminim senin için de doğrudur sevgili okuyucu. En etkileyen manşet haberi bile aradan geçen çok kısa bir süre sonra sıradan üçüncü sayfa haberi muamelesi görmüyor mu?  Bu diziye konu olan kitlesel istismar haberlerini (N.Ç en yakın örneği) gerçek hayatta duymadık mı? (Nicelerini duymadık belki de) Detayları hatırlıyor muyuz? Suçlular hak ettikleri cezaları aldılar mı? Alzheimer olmadan da unutulabiliyor, ya da daha da kötüsü unutkan rolüne bürünmüyor muyuz?

“Hayatını adalete adamak şahsi bir mesele değil bir şahsiyet meselesidir.”

Adaletin ve hukukun ayrı şeyler olduğunu vurguladı Agah Bey. Haklı. Çünkü hukuk ile adalet arasında organik bir bağ dün de olmadı, bugün de… Hatta yarın da olmayacak. Çünkü hukuk adaletin değil, hükmetmenin aracı. Dolayısı ile ‘gerçek adaleti temsil eden bir hukuk dünyada hiçbir zaman var olmamıştır.’ söylemi savunulabilir benim gözümde. Şahsiyet örneğinden ilerlersek hukuka göre katil olan Agah Bey adalete göre kahraman değil mi?

Kambura öyle bir yer ki, içine adım attıkça daha çok çamura batıyorsun. Dibi bataklık olan bir göl gibi… Hangi yöne baksan balçık… Çocuk satıcısı ile, tecavüzcüleri ile, insanları canlı canlı yakabilen katilleri ile… Hikâyenin geçmişine bakınca tüm bu bireylerin günlük rutinlerine güzelce devam etmiş olduğuna şahit oluyorsunuz… Konduramıyoruz ama asıl olan kötüler içimizde: “Keşke hepsi ölse”

Ve bireylerden öte bir balçık var ki o da bürokrasinin yozlaşmışlığı…  Bu nedenle Şahsiyet daha önce hiçbir yerli dizinin dile getirmediklerini tane tane gözler önüne serebilmesiyle de farklı değil mi?

Eminim ki En yaralayan sahnelerden biri de Sungur’un elinde Reyhan gibi bir küçük kız daha olması… Görünen o ki bu ülkede Sungur’lar hep var olacak, Reyhan’lar da… Peki ama ya Agah’lar var olacak mı?

 

ŞAHSİYET KISA KISA

Haluk Bilginer efsanesi diye bir gerçek var!

Cansu Dere ilk bölümden itibaren ifadesiz başladı ve finali de aynı donuklukla karşıladı. Nevra karakterini giyerken üzerine özellikle böyle bir yol çizilmiş de olabilir ama izleyici koltuğundan bakınca anlamlandıramadığım konulardan biridir. Nevra gibi bölümler boyunca ifadesi değişmeyen bir karakter de Zuhal idi. Şebnem Bozoklu’yu donuk ifadesiyle değil her duruma yüzüne yerleştirdiği sırıtışla yanıt verirken hatırlayacağım.

Deva ve arkadaşlarının hikâyeye katkısını, ‘Köpek Öldüren’ konusundaki doğru metinler haricinde ben anlayamadım. Özellikle Süveyda ile Deva’nın sırrını çözen varsa ve aydınlatırsa sevinirim.

Ateş’in ‘hayat güzel’ diyerek gülümsedikten sonra hayata veda edişi sizin de canınızı yaktı mı? Uğur Mumcu ve Hrant Dink’e Ateş karakteri üzerinden yer verilmesi de öyle…

Tolga Komiser’in “Her insanın bir zaafı vardır sayın savcım. O zaafa düşüp düşmemek, bakın işte o şahsiyet meselesi.” repliği gibi Nevra ile veda üzerine yaptığı konuşmada 155 ile örneklendirdiği tespit çok yerindeydi…

Daha ilk bölümden bahsi geçmemiş miydi hukuk – adalet kavramlarının : “Yok haksız tahrik. Yok iyi hal… İndire İndire, bir tek madalya takmadıkları kalmış sana. Ben okudum o mahkeme tutanaklarını. Her zamanki gibi gereği düşünülmüş de gereği yapılmamış o mahkemede”

Agah Beyoğlu ve gözlüğü ve çorapları… Tüm retro dokunuşlar ve mekanlar için sanat yönetimi ekibine kalp :)

Final bölüm jenerik bitimi (ending credits) sürprizi çok manidardı...

 

Son söz; kalemi güçlü bir yazarın içi dolu karakterleri ile işlediği alışıla gelmedik güzel bir hikâye nasıl da başarılı bir dizi görsel dokunuşla daha da güzelleşir izledim, gördüm, çok beğendim. Hakan Günday, Onur Saylak, Feza Çaldıran ve Haluk Bilginer başta olmak üzere emeği geçen herkese yürek dolusu tebrikler…

 

 http://aslininsureti.com/izledim/sahsiyet-bir-sahsiyet-meselesi/

 

Aslı’nın Sureti

www.aslininsureti.com

*.*.*.*.*

Aslı’nın Suretini sosyal medya hesaplarından takip etmek ister misiniz?

Facebook:https://www.facebook.com/Aslının-Sureti-1065930830209554

Twitter:https://twitter.com/aslininsureti

Instagram: https://www.instagram.com/aslininsureticom/

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 183
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1142
Kayıt tarihi
: 27.09.17
 
 

Ben Aslı…  'Takvim Yılı – Doğum Yılı hesabının sonucu giderek yükselmesine, aynaya baktığında kaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster