Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
10550
 

Sait Faik Öykülerinde İnsan

Sait Faik Öykülerinde İnsan
 

"İnsansız hiçbir şeyin güzelliği yok. Her şey onun sayesinde, onunla güzel." *

Sait Faik öykülerinde "Bir insanı sevmekle başlar her şey." İnsana olan sevgisinden yola çıkarak yaşama, doğaya, hayvanlara duyduğu derin bağlılığa ulaşırız. Bu tutkusu yaşamı boyunca süren yalnızlığının dışa vurumu olarak da görülebilir. O, yüreğindeki bu sevgiyle insanları gözlemlemiş, kendinden hiçbir şey katmadan, yorumlamadan, oldukları gibi öykülerine almıştır.

Montaigne insanın tüm hallerini denemelerinde anlatırken, Sait Faik bu halleri öyküleştirmiştir. İnsanların mutluluklarını, bunalımlarını, yalnızlıklarını, öfkelerini, umutlarını olduğu kadar; ahlak düşkünlüklerini, türlü serseriliklerini de okuruz öykülerinde. Ve okurken de çoğu kez kahramanlarıyla özdeşleşen, onların dramlarında kendini anlatan Sait Faik'e bir kez daha hayran oluruz.

Sait Faik bazen tatlı bir serseri, bazen bilge bir dost olarak çıkar karşımıza. Dünyaya metelik vermeyen bir hafif meşrep, bazen dünyayı kurtarmaya hazır bir kahraman. Kısaca onun öyküleri hayatı, hayatı öyküleridir diyebiliriz. Öyle ki, Sarnıç'da kendini anlatır gibidir: "Dostlarımı, en sevdiklerimi bu çarşı içlerinin kara çocuklarından seçtim. Her umumi, herkese açık yol, aşçı dükkanı, bahçe, kır benim oldu. Köylülerle beraber demir parmaklıklara asılıp içkili belediye bahçesinin içinden saz dinledim. Açık yerlerde oynanan sinemaları parasız seyredenlerle yaz günleri birbirimizi ittik. Mahalle kahvesinde yirmi lira maaşlı posta müvezzileri, balıkçılar, dostsuz mütekaitler, zebun kahvecilerle altı kol iskambil oynadım. Dünya benimdi!"

Sait Faik, baharı bir çingene kızın göğsünde görüp onu yirmi beş kuruş vererek öptüğünde ne kadar mutluysa; elindeki kağıdı uzatıp ne yazdığını soran adama gerçeği söyleyemeyecek kadar üzgündür de: " Bir daha, bir daha baktım. Yüreğime bir şey oturdu... Yazın susamışken birdenbire bir soğuk su içtin mi bir ağırlık, bir sancı oturuverir, öyle bir şey oturdu can evime, adamın yüzüne bakakaldım..." **

O'nun insanları bildiğimiz, tanıdığımız , sıradan insanlardır. Onlar yaşamın yükünü, sıkıntısını sırtlarında değil, yüreklerinde taşırlar. Bu yüzden Film Hayri, genelevde çalışan kapatması Ayşe'nin çok namuslu bir kadın olduğuna inandığı gibi, etrafındakileri de inandırmaya çalışır. Kör Mustafa'nın azmi, Balıkçı Varbet'in gizli duygusallığı, Çöpçü Mehmet'in yürekliliği de hep bu yüzdendir.

Sait Faik için her konu, her an öyküleşebilir, yeter ki içinde insan olsun. İnsan demek, öykü demektir ona göre. Ve O, insanları ikiye ayırır: Öyküsü olanlar ve olmayanlar! Öyküsü olanlar içlerinde taşırlar bunu. Bulup ortaya çıkarmak öykücünün işidir. Sait Faik bu işi inanılmaz güzellikte yaptığının farkında değildir o yıllar.

Yaşamının son yıllarına doğru yalnızlığı hiç olmadığı kadar ağır gelmeye başladığında, insanın yalnızlığını anlatır: "İçim kalabalık çekiyor. Çocuklar istiyorum haşarı, sarışın, esmer, edepsiz..."

Alemdağ'da Var Bir Yılan' da " Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek, " diyerek insanın yalnızlığını bu kadar anlam yükleyerek anlatırken, satır aralarına da iç çekişlerini serpiştirir. Aynı dönemde, yalnızlığının yanı sıra önüne geçilmez bir kırgınlık da hissederiz öykülerinde insana karşı. " Aşklar yasaktır. Gün olur sular, yemişler bile yasaktır. İnsanlar birbirine yasaktır. Canım çekiyor diye öpemem seni güzel çocuk! Canım çekiyor diye giremem sana deniz, göğsüm zayıftır: doktor yasağı. Canım çekiyor diye içemem kör kütük oluncaya kadar, aklı boğuncaya kadar: karaciğer yasağı." ***

Ruh hali ne olursa olsun içindeki yaşama sevincini asla kaybetmez Sait Faik: "Halbuki ben yaşamayı severim, delicesine" derken, gerçekten de delicesine sevmiştir yaşamı ve insanları. " Baktım durdum insanların yüzüne. Hani hikaye yazmak, onlara dair düşünmek için sanma! Sevmek için." Ama yüreği hep boş kalmıştır. Onca sevgisine rağmen karşılık bulamamış, o çok sevdiği insanlar onu hep yalnız bırakmıştır.

Sevgili Sait Faik, sen gittikten sonra da insanlar hiç değişmedi.

Yine, "Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı." ****

Kısaca, her şey bıraktığın gibi...

* Kendikendime, ** Dört Zait , ***Çarşıya İnemem, **** Son Kuşlar

PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

''Kayıp Aranıyor' da'' bulmuştum kendimi. ''Son Kuşlar'' ayrı bir havaydı. İyi ki anımsattınız. Sevgilerimle...

narçiçeği 
 29.11.2009 0:41
Cevap :
Teşekkürler narçiçeği. Ziyaretinize sevindim. Mutlu bayramlar diliyorum.  30.11.2009 13:28
 

"Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam".......Ne kadar güzel paylaşım...Türkçe öğretmenimizin tavsiye ile eserlerini okumuştum uzun zaman önce hatırladım tekrardan....Teşekkür ederim...İYİ BAYRAMLAR...Saygılar

Nil ALAZ 
 27.11.2009 18:43
Cevap :
Teşekkürler Nil Hanım,ziyaretiniz ve paylaşımınız için. Mutlu bayramlar diliyorum.  30.11.2009 13:30
 

Yazmasa deli olacağını söyleyen Sait Faik, cebinde sarı kağıtlar ve kurşun kalemle her yerde her zaman yazarmış. Bu konuda çok mükemmelliyetçi olduğunu, kendi yazdıklarını kolayca beğenmediğini, yazılarını ve öykülerini bir kaç kez yazdığını arşivindeki müsvettelerden ve yayımlanan eserlerinde yaptığı değişikliklerden anlamak mümkün. "Nerede ve nasıl yazarsınız?"sorusuna "Hikaye yazmak için oturduğum hiç vaki değildir. İçimden gelmeli ve sonra oturup yazmalıyım. Hikayelerimi ekseri herkesin arasında bir balıkçı kahvesinde ve evimde gece yarısından sonra annem uyurken yazarım. Yazmak yalnız düşünmekle mümkün değil. Bir marangoz gibi bir tahtayı kesiyor, yontuyor, şekil vermeye çalışıyoruz." diyor. Sevengül Sönmez'in hazırladığı YKY'den çıkan A'dan Z'ye Sait Faik adlı kitapta. Sevgilerimle Melek Hanım, hoşçakalın.

Yaz Hamra Aydemir 
 26.11.2009 11:08
Cevap :
Değerli katkınız ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Selam ve sevgilerimle.  26.11.2009 14:06
 

perde arkasına bakıldığında Sait Faik Müzesi Arşivi"ndeki müsvedde ve taslaklardan oluşan yazı işçiliğinde (Büyüyen Eller Yapı Kredi Yayınları) hiç de özensiz olmayan bir tavrı olduğunu görüyoruz Üstâdın. Akıcılığındaki ahengi, kimi uzun cümlelerindeki gösterişi saklı o sadeliği, bir o kadar da insana dair tılsımlı anlamları şairane bir güzellikle anlatışını sevdim hep. Bir de tabii şiirleri...Öykücülüğüyle yarışmasa da "Şimdi Sevişme Vakti "ne bir selam çakmalı .Toprağı bol olsun. Öyküleriyle yaşıyor bir de onların yankılarıyla, bu güzelim yazıda olduğu gibi.Selam, sevgiyle...

üç nokta 
 25.11.2009 22:33
Cevap :
Evet, şiirleri öykülerinin yanında pek sessiz sedasız kalıyor. Ama ben yine de "Midyelerin ağladığını", " Kiraz mevsiminin / Sevişme vakti olduğunu" o dizelerden öğrendim... Paylaştığınız için çok teşekkürler. Mutlu bayramlar dileğiyle.  26.11.2009 0:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 217
Toplam yorum
: 1809
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2070
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster