Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
563
 

Sakarlık Tarihim (Özel Sayı)

Sakarlık Tarihim (Özel Sayı)
 

Şimdi son sakarlığımı sizlere bildirmek üzere blog yayınına kısa bir süre için ara vermek istiyorum. Ünlü “Sakarlık Tarihim” yazı dizisi için yeni malzemeler toplamak konusunda hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan acar muhabiriniz bendeniz, annemin evinden bildiriyorum… İçinizden beni tanıyanların “Yine miiii!!!” dediğini duyar gibi oluyorum. Haklısınız ben de öyle düşünüyorum. Tamam; blog camiasında bana “Sakar Prenses” ünvanı bile verildi sevgili arkadaşlarım tarafından. Sabıkalarımı da sizinle paylaşmıştım zaten. Bu yüzden de ünvanımı öptüm başımın üstüne koydum ( Sanki başka bir şey yapmaya yüzüm varmış gibi…) Ama bu sefer gerçekten de masumum!!! Anlatayım da siz de bilin olanı biteni…

3 Eylül’de Antalya’nın bir dağ köyüne geçici görevle 15 günlüğüne gidecektim. Hatta 8 Eylül’deki İzmir toplantısına gidemeyeceğim için de hayli hayıflanıyordum bu yüzden. Ama neylersiniz ki görev bu… Gitmeden önceki hafta sonu götüreceğim çamaşırları yıkadım astım. Cumartesi günü Bülent’le alışverişe çıktık , yiyecek bir şeyler (özellikle de bol bol konserve) aldık. Aldıklarımızı eve koyduğumuz gibi Belek’in yolunu tuttuk. Yönetmen arkadaşımız sevgili Ömer Faruk Sorak , Anadolu Ateşi’nin DVD çekimlerini yapmak üzere Belek’teydi çünkü… Önce birlikte bir yemek yiyecek, sonra da seyircisiz gösteri yapacakları Aspendos’ta bir çekimin nasıl yapıldığını ayrıntılarıyla izleyebilecektik.

Hava kararmak üzereyken Aspendos’taydık. Dansçıların olduğu kuliste biraz oyalanıp, hazırlıklarını izledikten sonra amfitiyatro bölümüne geçtik. Seyirci bölümünde biz ve çekim ekibi dışında kimse yoktu. Hatta “Vay be helal olsun bize. Aspendos’u bile kapattık!” diye de kendi kendimize hava atıyorduk. O büyülü ortamda , bu kadar büyük emeklerle hazırlanan harika bir gösteriyi izlemenin ne kadar keyifli olduğunu tahmin edersiniz. Bir ara tuvalete gidip dönerken merdivenleri çıktığım sırada tökezledim iki avcumun üzerine düştüm. “Aman Yeşim dikkat et. Sen, sakar kadının tekisin; bu merdivenler tehlikeli!” diyerek de kendime uyarıda bulundum. Saat 23:00 gibi kalkmaya karar verdik. Merdivenleri inerken pürdikkat basamaklara bakarak ve yan taraftaki taş duvara tutunarak inmeye başladım. Tam son basamağa geldiğimde nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir şekilde sol ayak bileğim burkuldu ve ben geriye doğru düştüm. Bileğimden çıkan sesle, oturduğum yerde kalmam bir oldu. “Aferin sana, gene yaptın yapacağını!” cümlesi beynimde yankılanıyordu.

Elinde telsiz olan bir adam yanıma gelip eğildi ve “Ben doktorum, ağrı nerenizde?” diye sordu… Ben de sinirli bir şekilde (Ben farkında değilim ama Bülent’in söylediğine göre öyle söylemişim) “Ben de doktorum” dedim; ne anlamı varsa! Hemen soğutma işlemine başlandı ve sedyeyle ambulansa götürdüler. O sırada Ömer telefon açmış ve “Merdivenlerden bir kadın düşmüş diye anons yapıldı. Umarım Yeşim değildir” demiş. Bendeki potansiyeli herkes fark ediyor gördüğünüz gibi!!! Bütün dansçılar ve çekim ekibi tepeme toplanmıştı. İçimden “Millet saatlerdir dans ediyor, ayağı burkulan gene ben oluyorum” diye söylenirken ambulansla hastaneye doğru yola çıktık.

Ağrı kesici enjeksiyon, soğuk uygulama ve son derece ilgisiz bir doktor meslakdaşımın çekilen filme üstünkörü bakmasıyla gecenin sonunda sol ayak bileğimde bir bandajla evin yolunu tuttuk. Eve dönüş yolunda sağ el bileğim de şişmeye ve ağrımaya başladı. Merdivenlerden çıkışta ve tuvalete giderken Bülent’in sırtını mekan tuttum. Ertesi gün ise bir ofis sandalyesini makam aracım olarak kullanmaya başladım. Aynı arabam gibi kırmızıydı o da!

Sabah olduğunda nur topu gibi mor ve şiş bir sol ayak bileğim ve sağ el bileğim olmuştu. Bir de sırtımda ceviz büyüklüğünde bir alan. Sanırım düşerken sivri bir köşeye çarptım. Kafamı bir yerlere vurmadığıma şükrediyoruz. Yapılan muayeneden tatmin olmadığımız için bir ortopedist arkadaşımızın da fikrini almak üzere gittiğimizde çıkan hasar raporu ise şöyle: Sol ayak bileği ön bağda yırtık, 3 adet kopma kırığı , yan dış bağda zedelenme , sağ el bileğinde ve sırtta yumuşak doku travması… 20 gün rapor ve sonrasında kontrol… Kırmızı makam aracımın yerine de bir tane tekerlekli sandalye verdi sağolsun. Elim de sakatlandığı için koltuk değneği kullanamıyorum çünkü.

Şimdi annemin evinde, sol ayağım alçıda, sağ elim atelde dinlenmedeyim. Şimdiye kadar yazdığım yazılar içinde en uzun süreni bu oldu. Çünkü büyük harfleri yazmak için Shift tuşunu kullanmak dışında tamamını sol elimle yazmaya çalıştım. Elim iyileşmeye başlayınca tekrar sahalara döneceğim. Allahtan sevgili Mehmet Eren gibi bir futbol hayatım yoktu. Ona da bu vesileyle bir daha geçmiş olsun diyeyim. Hani beni merak etmeyin diye haber vermek istedim. Yazılarınızı düzenli takip edemezsem de affola. Ama mazeretim var, sakarım ben:) Bastığınız yere dikkat edin hepiniz… Sevgilerimle…

Not 1: Bu sefer blog önerilerinde bulunamıyorum. Siz en iyisi hepsini okuyun:)

Not 2: Sevgili Haşim Bey. Size gideceğim köyle ilgili yazacağıma söz vermiştim. Sözüm söz, sadece Kasım ayına kaldı. Başıma yeni bir hal gelmezse tabi…

Not 3: Daha önceki sakarlık yazılarımı mizah kategorisinde yayınlamıştım. Ama hala oldukça fazla ağrım olduğu için bu sefer Gündelik Yaşam’ı uygun buldum. İyileşince mizah bölümüne alırım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

... geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum... Bu arada yarım saat geçti üzerinden ama ben hala "blogdaki hasta adam resmi"ne takılmış durumdayım. Son yarım saattir aralıksız buna gülüyorum :))))

Alptekin YILDIZ 
 24.09.2007 15:42
Cevap :
Yarım saat aralıksız gülmenize bir şekilde sebep olduğumdan ötürü çok memnun oldum. Bakalım etkisi ne zaman geçecek;) Geçmiş olsun dilekleriniz için de çok teşekkür ederim. geçmek üzere, az kaldı ;) Sevgiler...  24.09.2007 22:49
 

Yeşim'ciğim çok üzüldüm...Çooook geçmiş olsun...umarım daha iyisindir...Biran önce sağlığına kavuşmanı ve bizi o güzel yazılarınla tekrar buluşturmanı dliyorum:) Kocaman sevgiler...

Düş 
 13.09.2007 20:03
Cevap :
Sen öyle söyleyince farkettim tam 13 gün olmuş Mürüvvetciğim... Elim yavaş yavaş daha iyi olmaya başladı ama daha ayağımdaki alçının çıkmasına vakit var:( Kısa sürede tekrar beraber olmayı ben de çok istiyorum. Çok teşekkürler ve kocaman öpücükler:)  13.09.2007 22:47
 

Kıyamam sana ben sakar prensesim. Kendine dikkat et. Mıknatıs gibisin valla. Çekiyorsun kendine... Kocaman öptüm seni. Çabuk iyileş...Sevgimle kucaklıyorum birde bonus olrak öpüyorum...

Hoşsada 
 13.09.2007 16:15
Cevap :
Ben artık bir karar verdim. Bundan sonra "Ben sakar değilim" diyeceğim:)) Belki de diye diye çekiyorumdur bütün sakarlıkları üzerime... Kısa sürede iyileşmeyi ben de çok istiyorum. Çok sağol Sedoşum. Sen de çok ama çok iyi ol. Öptüm seni...  13.09.2007 17:56
 

Şaka bir yana canım, çok üzüldüm yahu. Blogunu bana attığın mailden sonra ancak okuyabildim. Ama sakarım gerekçesiyle kendini hiiiiç suçlama. Bir süre önce biz de Mehmet'le bir müzik etkinliği dolayısıyla gittik Aspendos'a. İlk aklımdan geçen "Aman Tanrım, buradan düşmek an meselesi!" oldu. Az daha ben de düşüyordum. Yani sorun senin sakarlığın falan değil canımcığım; Aspendos'u güvensiz inşaa edenler utansın ;))) Çok çooook GEÇMİŞ OLSUN tekrar....

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 11.09.2007 11:56
Cevap :
Valla eminim böyle düşünenler olmuştur. Hatta Sağlık Müdürü'nü arayıp istediği doktora gidebileceğimi söyledim inansın diye. Ayrıca evet yaa bu Aspendos'u yapanlar ne biçim yapmışlar:) Basamakların birisi alçak birisi yüksek:))) Tabii canım ben sakar değilim :)) Çok sağol Nazancığım. Öptüm seni kocaman...  11.09.2007 19:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1639
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster