Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mayıs '12

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1414
 

Sakıncalı filmler

Sakıncalı filmler
 

OTOMATİK PORTAKAL


Sansürün özgür tanımlaması, sanatın ve sanatçının karşısında duran ruhsal bozukluğun dışavurumu şeklinde yapılabilir. Hiçbir siyasi gücün veya onu temsil edenlerin bir sanat eserini yasaklamak, bozmak, yakmak hakkı olmadığı halde bugün bile bu kıyım başta Türkiye olmak üzere hala bazı ülkelerde sürmektedir. Bu değerlendirmeyi yapan denetim kurumları siyasi iktidarların atadıkları kişilerden kurulur. Seçilmiş demokratik kurallar ile makamlarını hak etmiş kişiler değildirler. Bu durumda belirli bir siyasi görüşün, sınıf ve dini inancın emrinde olan kişilerin tercih edilmesi son derece normaldir. Sansürden en fazla nasibini alan sanat dallarının başında gelen sinemanın kitleler üzerindeki hipnotik etkisinden iktidarlar hep korkmuştur. Beyazperdeden süzülen mesajların kitleleri derinden etkileyebileceği korkusu tutucu kafaları hep bunu nasıl önleyebiliriz düşüncesine itmiştir. Daha 1910’ lu yıllarda Amerika’nın çeşitli yerlerinde sansür uygulamalarına rastlanır. 1930 yılında bir papazın hazırladığı 12 maddelik müstehcenlik kuralları dönemin Cumhuriyetçi Parti Başkanı Haynes tarafından yürürlüğe konulur. Bu kurallar arasında evlilik dışı ilişkinin iyi bir “şey” miş gibi gösterilmesinden, kürtaj, din ve din adamlarının küçümsenmesi, öpüşmeleri saniyelerle kısıtlamaya kadar birçok tuhaf yasaklama vardır. Asıl tuhaf olan bu hükümlerin 1960’a kadar yürürlükte kalmış olmasıdır. Bu yıllarda bu yönetmelik G (herkesin izleyebileceği), PG (çocukların büyükler eşliğinde izleyebileceği),R (sadece yetişkinlerin izleyebileceği), X (18 yaşının altının izleyemeyeceği) sınıflaması şeklinde daha özgür bir değerlendirme ile değiştirilirdi. Sansürden en fazla çeken ülkelerden birisi özgürlükler diyarı olarak tanınan Fransa oldu. Yerel yöneticilere verilen haklar ile kamu ahlakının korunması kisvesi altında binlerce film yasaklandı. İspanya ve İtalya daha farklı bir yola saptı faşist ideolojiyi yaymak adına sinema propaganda aracı olarak kullanıldı. Mussolini ünlü Cinécitta stüdyolarını kurdurarak fakirliği ve baskıyı göstermeyen zengin ortamlarda geçen melodramlar çektirdi. Franco kendi yazdığı bir senaryoyu çektirerek rejim propagandası yaptı. İspanya’da 1975’den beri sansür kaldırıldı. İtalya ise hala kilise baskısından tam anlamıyla kurtulmuş değildir. İngiltere’de ise 1912’den bu yana süregelen Amerika’daki sınıflamaya benzeyen kriterler hala mevcuttur.

Türkiye sansürden en fazla zarar gören ülkelerden birisi oldu.  TBM kurulduktan sonra alınan bir kararla gösterime giren filmleri yasaklanması konusunda polis teşkilatı yetkilendirilir. 1932’de ön sansür zorunluluğu getirildi. Senaryolar sansür kurulu tarafından incelenmeye başladı. Bir filmin gösterilmesi için yapımcısına İstanbul veya Ankara polis müdürlükleri tarafından izin verilirdi. Kurulan komisyon yurt içinde çekilecek ve yabancı filmlerin gösterime girmesi için karar veriyordu. Komisyonda Emniyet Müdürlüğünden, Genel Kurmay Başkanlığından, Turizm ve Milli Eğitim Bakanlığından görevliler bulunurdu. Sansür 1948 ve 1958 yıllarında küçük değişikliklere rağmen genel hükümler çerçevesinde devam etti. 1961’de yeni anayasa çerçevesinde sansür daha sıkı olarak devam etti. 1977’de Ecevit hükümeti döneminde sansür tekrar kaymakam ve valilerin kontrolüne verilir. 1983’de tüzük yeniden değişir, film denetlemeye bir üst kurul eklenir. 1987’de denetleme kuruluna SESAM ve MESAM’dan birer kişi ile Kültür Bakanlığı tarafından seçilen bir sanatçı alınır, esas kurallar köklü bir değişime uğramadan aynen devam eder. Türkiye sansürün pençesinden tam anlamıyla kurtulamaz. Halen 15 esas üzerinden çekilecek ve gösterilecek filmlerin denetimi devam etmektedir. Sadece senaryo aşamasındaki sansür kalkmıştır.

Dünya sinemasında sansürün kıyımına uğramış filmlerden en ünlülerini şöyle bir anımsayalım :

POTİEMKİN ZIRHLISI (1925)-SERGEY AYZENŞTAYN

ALTIN ÇAĞ-L’AGE D’OR (1930)-LUIS BUNUEL

HAL VE GİDİŞ SIFIR-ZERO DE CONDUİTE (1933)-JEAN VİGO

BÜYÜK DİKTATÖR –THE GREAT DICTATOR (1940)-CHARLIE CHAPLIN

YURTTAŞ KANE-CITIZEN KANE (1941)-ORSON WELLES

TUTKU-OSSESİONE (1942)-LUCHİNO VİSKONTİ

MÖSYÖ VERDOUX-MONSIEUR VERDOUX (1947)-CHARLIE CHAPLIN

UMBERTO D (1952)-VİTTORİA DE SİCA

TAŞ BEBEK-BABY DOLL (1956)-ELIA KAZAN

KÜÇÜK ASKER-LE PETİT SOLDAT (1960)-JEAN LUC GODART

LOLITA (1962)-STANLEY KUBRICK

SUDAKİ BIÇAK-(1962)-ROMAN POLANSKİ

SESSİZLİK-TYSNADEN (1963)-INGMAR BERGMAN

TEOREM-TEOREMA (1968)-PİER PAOLO PASOLİNİ

ÖLÜMSÜZ –Z (1968)-COSTA GAVRAS

ANDREİ RUBLEV (1969)-ANDREY TARKOVSKİ

OTOMATİK PORTAKAL (1970)-STANLEY KUBRICK

PARİS’TE SON TANGO ( 1973)-BERNARDO BERTOLUCCİ

GECE BEKÇİSİ-PORTİERE Dİ NOTTE (1974)-LİLİANA CAVANİ

SALO YA DA SODOM’UN 120 GÜNÜ (1975)-P.P.PASOLİNİ

DUYULAR İMPARATORLUĞU-(1976)-NAGISA OŞIMA

QUERELLE (1982)-RAİNER WERNER FASSBİNDER

GİZLİ DOSYA-HIDDEN AGENDA (1990)-KEN LOACH

TEMEL İÇGÜDÜ-BASIC INSTICT (1991)-PAUL VERHOEVEN

AYNA (1997)-CAFER PANAHİ

Tarihte resmi kurumların gazabına uğramadan tek sansürlenmiş filmi birçok kaynakta tüm zamanların en iyi filmi olarak gösterilen “Yurttaş Kane” oldu. Welles’in 1920’li yıllarda yaşamış basın imparatoru William Randolph Hearts’ın yaşam öyküsünü anlattığı filmi yasaklamak için Hearts bir milyon dolara negatiflerini satın alarak yakmak ister. Bunu gerçekleştiremeyince sinema salonu sahiplerine gösterimi önlemek için baskı yapar.  FBI’a Welles’in komünist olduğunu ihbar eder. Film gösterime girmesine rağmen baskılardan bunalan birçok sinema salonu sahibi filmi oynatmaz. Charlie Chaplin “Büyük Diktatör” de Hitler benzeri bir karakteri canlandıracağı anlaşılınca henüz savaşa girmemiş olan Alman hükümeti Amerika’ya filmin çekimlerinin durdurulması için baskı uygular. Tüm baskılara ve tehditlere rağmen Chaplin filmin çekimlerini bitirir. Gösterime girmesiyle birlikte basında ve Nazi taraftarları arasında Chaplin aleyhine büyük bir kampanya başlatıldı. Film gösterimden kaldırılır. Chaplin’in sonraki yıllarda komünist olarak yaftalanarak Amerika dışına gönderilmesinin ilk adımı atılmış olur. “Potiemkin Zırhlısı” sinema tarihinde plan ve kurgunun önemini yansıtan ilk film olması yanında, yasaktan yana da nasibini alır. İmparatorluğun subaylarına karşı Potiemkin Zırhlısı erlerinin isyanını anlatan film kitleler üzerine provakatif olabileceği korkusuyla Almanya ve Fransa’da yasaklanır. Yasaklar konusunda Sovyet Birliği oldukça cömert davranmıştır. Tarkovsky’nin başyapıtı “Andrei Rublev” Sovyet doktrinine aykırı bulunarak ilk gösteriminden sonra yasaklanır. Sanatçı özgürlüğü ve din konusundaki ikiyüzlülüğü işleyen film beş yıl süre ile yasaklanır Sovyetlerde.  Yasaklar konusunda en fazla işlem gören yönetmenlerin başında Pier Paolo Pasolini gelir. Marksist bir aydın olarak filmlerinde faşizmi, kiliseyi ve burjuvaziyi eleştiren Pasolini’nin bu gün bile bazı ülkelerde yasaklanmış filmleri vardır. Örneğin Salo veya Sodom’da 120 Gün böyle bir filmdir. Marquıs de Sade’ın 18. yüzyılda yazmış olduğu erotik eseri “Sodom’da 120 Gün” ü Mussolini’nin kurmuş olduğu Salo faşist devletine uyarlar. Sado mazoist tutkuları ve faşizmi iç içe geçiren film İtalya’da seksenli yılların başlarında serbest bırakılır. Kendi filmini yasaklayan tek yönetmen olarak Stanley Kubrick tarihe geçti. 1970’de İngiltere’de gösterime giren “Otomatik Portakal”ın bazı sahneleri sansürcüler tarafından makaslanmak istenilince, filmin İngiltere’de gösterimine izin vermez. İngilizler filmi ancak usta yönetmenin ölümünden sonra sinemada seyredebildiler.

SAKINCALI TÜRK FİLMLERİ :

 

MÜREBBİYE (1919)-AHMET FEHİM

KARANLIK DÜNYA (1952)- METİN ERKSAN

YILANLARIN ÖCÜ (1962)-METİN ERKSAN

SUSUZ YAZ (1963)-METİN ERKSAN

KARANLIKTA UYUYANLAR (1964)-ERTEM GÖREÇ

BİTMEYEN YOL (1965)-DUYGU SAĞIROĞLU

HUDUTLARIN KANUNU (1967)-LÜTFİ Ö.AKAD

UMUT (1970)-YILMAZ GÜNEY

SÜRÜ (1978)- ZEKİ ÖKTEN

DÜŞMAN (1979)-ZEKİ ÖKTEN

YUSUF İLE KENAN (1979)-ÖMER KAVUR

YOL (1981)-ŞERİF GÖREN

KARA SEVDALI BULUT (1987) –MUAMMER ÖZER

HAKKARİ’DE BİR MEVSİM (1983)-ERDEN KIRAL

SU DA YANAR (1986)-ALİ ÖZGENTÜRK

GÜNEŞE YOLCULUK (1998)-YEŞİM USTAOĞLU

Türk sinemasının sakıncalı filmler listesindeki üstünlüğü tartışılmaz. Her filmin yasaklanmasında kendi öyküsü gizlidir. Örneğin “Sürü” ve “Yol”, “Türkiye’yi yurt dışında kötü tanıttığı” için yasaklanmıştır. “Hakkari’de Bir Mevsim” devlet otoritesini zaafa düşmüş bir şekilde gösterdiği gerekçesi ile yasaklanır. “Su da Yanar” sansürden geçmesine karşın İstanbul valilik kanalı ile Nazım Hikmet’in yaşam ve düşüncelerini anlattığı gerekçesi ile gösterimden kaldırılır. “Hudutların Kanunu”nun finalinin değiştirilmesi kaydıyla gösterimine izin verileceği bildirilir, final değiştirilmeden gösterilir, emniyet olayı atlar. Filme daha sonra yurtdışı yasağı gelir. En ilginç yasak gerekçelerinden birisi “Bitmeyen Yol”a uygulanır. Filmde “şehre iş bulmak için indirilen köylülerin sefil kılıklar içinde ve sefil hayat şartları içinde” gösterilmesi nedeniyle yasaklanır. Yeşim Ustaoğlu’nun filmi “Güneşe Yolculuk” ise hiçbir gerekçe gösterilmeden sinema salonu sahipleri tarafından reddedilir. Sansürle en fazla başı derde girmiş yönetmenlerden olan Metin Erksan’ın “Susuz Yaz”ı yurt dışında temsil niteliği olmadığı gerekçesi ile Berlin’e gönderilmez. Film gizlice katıldığı festivalden en büyük ödül olan Altın Ayı’yı kazandığında bu kez özel bir tören düzenlenerek Turizm Bakanlığı tarafından ödüllendirilir.

Referans : Sakıncalı 100 Film – Derleyen Artun Yeres (2006)-Es Yayınları 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 200
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 984
Kayıt tarihi
: 12.01.11
 
 

İzmir’de doğdu. Viyana Tıp fakültesini bitirip doktor ünvanını aldıktan sonra Genel Cerrahi ihtis..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster