Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '20

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
24
 

Salgın ve Kültürümüz

Köklü bir geçmişi olan Türk kültürü son zamanlarda erozyona uğramış ve olumsuz etkileriyle değişime yelken açmıştı.

Öyle ki bizi biz yapan değerlerimiz dâhil, hemen birçok birlikte yaşam sebebi olan geleneklerimiz yok sayılmaya yüz tutmuştu. Bu değerlendirmemde kulaktan dolma ve olumsuzluk içeren toplumsal çirkinliklerden elbette söz etmiyorum.

Mesela bayramlarımız;  Milli ve Dini Bayramlarımıza artık gereken önem verilmediğini düşünenlerdenim. Yaşadığımız çevreye bakıldığında bu yakın örneklerle görülecektir. Bizler ki Dini ve Milli Bayramlarımızı bir an önce gelsin diye iple çeken neslin evlatlarıyız. Hiç unutmam, bir Dini Bayram öncesi yaşadığımız ilçeye ilimizden gelecek olan Dayımı beklerken duyduğum hazzı şimdilerde duyamamak üzüyor beni. Hem de o ilçeye gelebilmek için yaya olarak 12 saatlik bir yürüyüş söz konusuyken..

Bir de şimdiye bakıyorum. Bizim kuşak değil ama gençler içler acısı..

Hemen yanı başlarındaki amca, dayı ve kuzenlerin üç beş dakikalık bayram ziyaretlerini bile hazmedemeyen topluma dönüştük.

Oysa yıllar önce akrabalar, birbirlerini arar sorar ve sonrasında ise ailece gider, haftalarca misafir edilir, unutulmaz anılarla birbirlerinden ağlayarak ayrılırlardı.  Şimdilerde ise bilhassa gençler, inançları gereği kurbanlarını kesiyor, buzdolaplarına etleri istifleyip, doğru tatile çıkıyorlar. Ve Bayramlar neredeyse insanlardan kaçış olarak görülüyor.

Kültürümüz yerle bir ediliyor..

Bu Milli Bayramlarda da böyle..

Çalışanlar Milli Bayramları bir tatil, o günü boşa geçirme ve sıradanmış gibi veya çocukların eğlencesi olarak görüyorlar. Törenlere katılanların ise sadece çocuklarının gönüllerini hoş tutmaktan öte bir gayeleri yok gibiler.

Evlenme törenleri ve düğünler, cenaze törenleri ve cenaze evlerine komşuların günlerce yemek ve ziyaret taşımalarında da benzer olumsuz değişimler yaşanıyor.

Rahmetli annem, çocuklarının sünnet törenlerini ve o törende yaşananları, misafirleri nasıl ağırladıklarını neredeyse 50 yaşıma gelinceye kadar duyduklarımdan anlıyorum ki harika bir emek vermiş ve toplumsal bir güzelliğe imza atmışlardı. Haklı olarak da o anları her anlatışında gözleri dolar, geçmişiyle gurur duyardı..

Bir kız istemenin, kına gecesinin, asker uğurlamanın anlamlarını yerle yeksan ederse bu toplum zor zamanlarımızda direncimiz olur mu sanıyorsunuz?

Bir Kadir Gecesindeki komşular arasında yaşanan hayır ve gönderilen yemek tabaklarının anlam ve önemini, camilerden duyulan ilahi seslerin manevi varlığını silerseniz bu toplumda mutlu olacağınızı, iki yakanızın bir olacağını mı zannediyorsunuz?

23 Nisan’da tören kıtasıyla yürüyüş yaptırılmayan miniklerin, Koca Yusuf’a saygı duyacağını ve daha ötesi üç beş yıl sonra amca ve dayısını tanıyacağını mı sanıyorsunuz?

İzzet öğretmenim tören yürüyüşümüzdeki ‘ Çocuklar yerden su çıksın’ komutundan aldığım ilhamla tam 32 yıl Bayrağıma saygı, ülkeme sevgi, dinime yürekten bağlı ve görevime aşık bir öğretmen olarak yetiştim.

Bayrağımı bu gün olmuş, her gördüğümde duygulanır, gözlerim dolar. Bu günümüzü kuranların her resimlerine baktığımda içimde fırtınalar yaşanır, kendimi Kocatepe’de Atatürk zannederim. Malazgirt’te Alpaslan, Maraş’ta Sütçü İmam olarak görürüm.

Basit bir asker uğurlaması dedikleri o otogarlardaki askerlerimizin gurur görüntülerinin ötesinde kalplerindeki atışları duyamayanlar bu gün ülkemizi ve kültürümüzü çeşitli araç ve gereçlerle yozlaştırmaya çalışıyor ve ne acı ki başarmak üzereler..

Kurtuluş Savaşı dediğimiz ve üç beş dakikayla geçiştirilmeye çalışılan o filmlerdeki kahramanların her biri dört, beş ve hatta daha fazla yıl cephelerde ömürlerini geçirip, 18’lik eşlerini, gencecik analarını, gözü yaşlı babalarını göremeden şahadet şerbetini içtiler.

Fırınlar önünde sıcak pide için kavga edenler, marketçi dövüp, hastam öldü diye doktor yumruklayanlar yozlaşan kültürümüzün ürünleridir.

Çanakkale’deki papara yemeğini duymayan ve bilemeyenler, yarım yanık peksimetle üç gün cephede aç ve susuz ölümü bekleyen GEÇMİŞİNİ TANIMAYANLAR kültürümüzü yaşamamış ve yaşatmamışlardır.

Bir virüs belası için üç beş gün evde kaldık diye feryat figan edenler; Conkbayır’ı direnişi ve Dumlupınar Kahramanlarının , Anafartalar Aslanlarının günlüklerini okumalarını isterim..

Ve o mübarek insanların hemen yanında bulunan Aziz ve eşsiz Önderimiz Atatürk’ü TANIMALARINI arzu ederim.

Bu gün bütün Dünya’nın yaşadığı salgın belasından sonra değişim yaşanacağını sayıklayanlar var ya. Çok yanılıyorlar..

Olumlu yönde değişim, kültürümüz yararına ve öze dönüşüm alanında bir değişim asla olmayacak. Aksine bu günleri sürdürmek ve insanlardan daha da bir kaçış başlayacak, hatta kardeş kardeşi bile göremeyecek boyutlara ulaşacak, diye endişe ediyorum.

İnsanların bilemedikleri bir gerçek var. Hani deriz ya; Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir, diye..

Biz zaten o eski biz değiliz ki!

Aç yatan komşumuza bırak el uzatmayı, ona bir kulp bulup, bir de suçlarız modundayız..

Fakat gerçek şu ki, ve yaşanarak görüldü; Dünya küçük bir sandalmış gibi..Batarsa herkes batar, yaşarsa herkes yaşar. Sen rahatsan yanındaki de rahat etsin.

Tıpkı kültürümüzdeki misallerle örneklediğim gibi Dünya da artık bir ve beraber olmaya yönelmeli. Toplum ve doğa yararına projelerle insanlar bir ve birlikte beraber yaşamalılar.

İnsanları öldürmeye yönelik silahları yapmak çok kolay, ama pahalı. Oysa yaşatmak için bir aşı geliştirebilmek ne kadar zormuş.

Dilerim bu salgın toplumların kültürlerini daha da yozlaştırmaz ve akıllarını başlarına alarak, milli ve manevi değerlerini insanların onurları ve yaşam hakları için mücadele etmeye harcar ve tertemiz bir yaşam vaat ederler…

Sibel Yılmaz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 122
Toplam yorum
: 1310
Toplam mesaj
: 257
Ort. okunma sayısı
: 1856
Kayıt tarihi
: 22.11.07
 
 

Okumayı, yazmayı ve yaşamı çözmeye çalışan, eğitimci.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster