Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '13

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
427
 

Şamil Tayyar haksız mı?

Şamil Tayyar haksız mı?
 

Gazeteci, yazar ve AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar (1965)


AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar Barış Süreci'nin delinmeye başladığı siyasi boşluğu şu günlerde K. Suriye’deki son gelişmeler bağlamında doldurmaya çalışıyor sanırım.

Dün Gaziantep’teki bir iftar yemeğinin ardından ilginç açıklamalar yapan eski gazeteci yazar yeni AKP Milletvekili Şamil Tayyar, 'Suriye’nin Resulayn İlçesi’nin kontrolünün PKK’ya bağlı PYD güçlerine geçmesiyle ilgili Esad rejiminin Türkiye üzerinde hayata geçirdiği çok boyutlu bir senaryo' olduğunu açıklamış.

Onun bu yorumununda tutarlı olduğu bazı kaygılar kadar sorunun noksanları bakımından da bağlı bulunduğu AK Parti yönünden bazı sıkıntılar var bence. Çünkü eğer bize yakın Suriye sınırı dolaylarında yaşanan çok yönlü gelişmeler ile TSK'ne yönelik tahrik edici sinsi terör saldırıları için böyle bir yorumlama getiriliyor ise işimiz zor demektir. Bana göre bu bir şaşırtmaca açıklamasıdır ki sanırım bazı bilgilerimizin saptırılmasına da yöneliktir. Elbette yanı başımızdaki eski Osmanlı topraklarında 1. Dünya Savaşından sonra ilk olarak, ‘Türkiye üzerinde hayata geçirdiği çok boyutlu bir senaryo' uygulanmaktadır. Bu tasarıların maddi ve manevi yönlerden Türkiye’yi ne kadar derinden etkilemekte olduğunu düşünmemek elde değildir.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu nerede?

İlgili habere göre, ‘Resulayn’da Kürt devletinin kurulmasının savaş nedeni olacağını belirten Şamil TayyarSayın Tayyar’ın, ‘Geçen yıl, dışişleri bakanımızın yaptığı bir açıklamada, biz orada bağımsız bir Kürt devleti kurulmasına, asla müsaade etmeyiz dedi. Zannediyorum ki PYD orada PKK ile birlikte bağımsız bir Kürt devleti kurmak isterse, bu bir savaş nedeni gibi görünüyor. Buna Türkiye asla izin vermez diye düşünüyorum’ sözünü bakalım, son gelişmeleri de göz önünde tutarak,  çok daha diplomatik bir biçimde Dışişleri Bakanı Davutoğlu da söyleyebilecek mi? Onun Ortadoğu için uygulamak istediğini sandığım Stratejik Derinlik dayanaklarının nice karşı taarruzlar ile darmadağın olduğunu gördüğümden üzülmemek elde değil diye düşünüyorum.

1980’lerdeki belgesel çekimlerim sırasında uzaktan görmüş olduğum Kamışlı’dan ile Resulayn kentinde ortaya çıkan ‘özerklik’ uygulaması gerçekten, ‘çok boyutlu bir senaryo’nun birer yansımasıdır. Halep'ten Irak sınırına kadar olan geniş alanı fiilen yitirmiş bulunan Beşar Esad PKK-PYD oluşumu ile herhangi bir biçimde uzlaşarak Şam’dan (900) km uzaktaki bir TSK birliğine kurşun yağdırması mümkün mü? Buna rağmen parçalanmanın eşiğindeki bir ülke olmak bakımından Şam yönetiminin değişik senaryo uygulamaları içerisinde bulunması kadar doğal bir durum da olamaz.

Görülen o ki yanı başımızda karanlık bazı tasarılar uygulanarak Irak gibi önce Suriye sonra da sırası ile Türkiye ve İran parçalanmak isteniyor 'gibi' görünüyor. Bütün sorun AKP yönetimindeki Türkiye'nin kendi gücü ile bütün olumsuzluklara karşı koyma iradesinde saklı. Şimdi birkaç yıl öncesine gidelim.

Erdoğan, ‘Hayali haritalara eyvallah etmeyiz!’

Mesut Barzani’nin iki yıl önce izin verdiği kişilerin birerle kol düzeni ile kendisine bağlı silahlı Peşmergelerin K. Suriye’yi işgal etmeye yeltendiklerini unutmadık. Başbakan Erdoğan’ın o gelişme karşısında söylemiş olduğu, ‘PKK, PYD dayanışması ve yanlarına farklı oluşumları alarak atacakları adım karşısında bizim müsamaha ile bakmamız veya seyretmemiz mümkün değil. Konuyla ilgili bütün tedbirler alınmaktadır. Kuzey Suriye sadece oradaki Kürt kardeşlerimizden oluşan değil, Türk’ü de var, Arap’ı da var. Asla bizi tahrike kimse yönelmesin. Tahrik oyununa da gelmeyiz, ama atılması gereken bir adım olursa terör örgütüne karşı bu adımı kesinlikle atarız. PKK-PYD dayanışmasının oraya koymuş olduğu hayali haritalara göre eyvallah etmeyiz’ sözleri de unutulamaz.

Onun bu tespitlerinin bir devamı olarak keşke Başbakan Erdoğan o günlerden bu yana Erbil, Brüksel ve Paris’te de toplanan ve içerisinde Türkiye için de nice tehditler barındırtan Kürdistan Ulusal Kongrelerinde alınan kararlar karşısında da sesini yükseltebileydi. Bilindiği gibi sözde bir ‘ateşkes anlaşması’ ile K. Irak’a çekilmeye başlayan terör örgütünün içimizdeki silahlı gücünün büyük bir bölümü, bana göre sadece K. Irak’a doğru değil K. Suriye’ye doğru da giderek konuşlanmıştır.

Mesut Barzani’yi kim durduracak?

Belli ki Suriye'deki Kürtleri örgütleyen ve PKK ortağı olduğu da bilinen PYD (Demokratik Birlik Partisi) ABD'nin desteği ile Erbil ve çevresine konuşlandırılan silahlı Mesut Barzani yönetiminin etki alanına girmek istemiyor. Bilindiği gibi Mesut Barzani kendisinin odağında bulunacağı 'Büyük Kürdistan d ü ş ü' ile yatıp kalkan biri. Onun, Ortadoğu'yu Irak-Türkiye ve İran topraklarının parçalanması ile yeni felaketlere sürükleyebilecek olan bu 'hayali haritalar' da içeren bu düşü karşısında elbette PKK ile yukarıda da vurgulanan 'Suriye uzantısı' PYD pazarlıksız kalabilir mi?

Kaldı ki Mesut Barzani çok haklı olarak Saddam Hüseyin'in Kürtler ile Türkmenler üzerine uyguladığı Halepçe Katliamı (16 Mart 1988) ile bazı tasarrufları çerçevesinde her şeye rağmen zaman zaman bir araya geldikleri de unutulmamalı. Çok kurnaz bir aşiret reisi olan belki de Yahudi bir kökenden gelen Mesut Barzani benzer durumu bugün Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile de yaşamaktadır.

İçerisinde Arap özgürlükçüleri ile Türk özgürlükçülerinin de bulunduğu S.Arabistan, Katar ve Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile ne PKK ne de PYD gerçekten uzun süreli bir birliktelik yaşayamaz. Onların parçalanmamış bütüncül bir Suriye isteğine karşılık PKK ile PYD ortaklığı çerçevesinde bir uzlaşmaya gidebilmeleri de çok zor. Böylesi bir durum tarihte ilk olarak bu kadar destek bulan etnik Kürt ırkçılığı ve yayılmacılığı için de öngörülemeyecek bir uzlaşı olsa gerek. Peki, bu durumda PKK-PYD güçlerinin ya da onların söylemiyle,  önderlik’leri ile eşbaklanlık’larının arkalarında ABD ile bazı AB ülkeleri yanında üstü örtülü de olsa AKP İktidarının bulunuyor olması ne kadar düşündürücüdür değil mi?

Gerçekte Milletvekili Şamil Tayyar yukarıda öne sürdüğü düşüncelerine kendisi de pek inanmıyor olacak ki konuşmasının bir yerindeki 'Ancak şu anda stratejik olarak PYD’yi Türkiye’nin üzerine salarak, yeni bir hesabın peşindeymiş gibi görünüyor' açıklaması da söz konusu yorumunun 'gibi, gibi' içerikte bir yaklaşımdan öte bir siyasi çıkış değildir.

Yanı başımızda kurulması tasarlanan ve sağır sultanların bile bütün ayrıntıları ile duyduğu Büyük Kürdistan ya da Federal Kürdistan oluşumu karşısında Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu'ndan birkaç açıklama hatta sert tepki gelmesi gerekiyordu diye düşünüyorum.

Milletvekili Şamil Tayyar'dan PYD Terör Örgütünce TSK ile Emniyet Müdürlüğüne ve sivil halka kurşun yağdırılması karşısındaki bu duyarlılığı alkışlamak gerekir diye düşünüyorum. Ne yazık ki Mesut Barzani ile onun çok iyi anlaştığı bilinen Avrupa'daki Kürt örgütlenmeleri özellikle 'ulusal kongre' adı altında çok çarpıcı kararlar almaktadırlar. Bunları görmezden gelmek sözde Dünya Liderliğine doğru gitti öne sürülen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kişiliği ile nasıl bağdaşır bilemem. Bence Irak'tan sonra sırası ile Suriye ve Türkiye'den sonra İran'a da sıçraması beklenilebilecek silahlı güçler destekli bu tür siyasi oluşumlar Türkiye'nin maddi ve manevi yıkımına yönelik büyük bir tehdit değil midir? Bütün gelişmelere ve kendisine karşı bazı tepkilere karşılık Büyük Kürdistan düşü içerisinde kendisini en vazgeçilmez kişi olarak gördüğünü anladığım Mesut Barzani’yi kim durduracak?

Türkiye sözde bir Federal Kürdistan Yönetimi'ne izin verecek mi?

Zaman zaman Mesut Barzani'nin de katıldığı Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)'nin bu yıl 25-26 Mayıs 2013 günleri arasında Belçika'nın başkenti Brüksel'deki toplantısında alınan son iki maddesi sanırım Batı destekli oldukları apaçık ortada olan etnik Kürtçü devlet oluşumlarının içeriğini göstermesi bakımından da fikir verici bir kaç çarpıcı içerik taşımaktadır. Buyurun birlikte okuyalım:

1-      KNK, Federal Kürdistan Yönetimi'nden Kerkük ile Kürdistan'ın dışında kalan ilçeleriyle yakından ilgilenmesini ve bu bölgelerin yeniden Kürdistan'a girmesi için çaba sarf etmesini istiyor.

2-      KNK Türk, Arap ve Fars halklarına özgür, barış ve ortak yaşam temelinde demokratik, sosyal ve laik bir sistemin kurulması için Kürt ve Kürdistan halkına yardımcı olmaya çağrısı yapıyor. ‘

Şimdilik kâğıt üzerinde bulunan bu hedefler bırakınız o günden bugüne geçtiğimiz yıllar içerisinde Türkiye’de Hakkâri, Diyarbakır, Cizre ve Lice’de ve bugün de Genç ilçemizde olduğu gibi nice çirkin ayrılıkçı eylemler ve silahlı saldırılar ile adam kaçırmalar bakalım gelecek günlerde nerelerde ortaya çıkacak. Bu bağlamda söz konusu dayatmalar ayrıca K. Irak’ta Kerkük, Tuzhurmatı ile Süleymani’ye ile K. Suriye’de bulunan Kamışlı ve Resulayn dışındaki yerleşim yerlerinde arkadan adam vurmak ve terör estirmek bağlamında uygulanmak istenmiyor muydu, diyemez miyiz?

‘Bin yıllık kardeşlik’ söylemi çöpe mi atılacak?

PKK-KCK-PYD ortaklığı özellikle K. Irak ile Avrupa ülkelerindeki bazı siyasi oluşumlar ile Ortadoğu’yu paylaşmak emeli içinde olduğunu çok iyi değerlendirmek gerekmektedir. Son günlerdeki nice saldırılar ile delinen ve kimilerince aba altından sopa göstermeler biçiminde de karşımıza çıkan bazı söylemler o sözde ateşkesle birlikte başladığı söylenen Barış Sürecine güveni sarsmamış mıdır? Görülen o ki ne Güneydoğu Anadolu’da ne de terörün kol gezdiği alanlarda ortalık hiç de ‘güllük gülistanlık’ değil.

Bence gerçekten özlemi çekilen bir güzel barış için AK Parti iktidarı sözcülerinin,  ‘Osmanlı atalarımızın da mirası olan Misak-ı Milli kapsamındaki topraklarımızı deldirtmeyiz. Bu topraklarda başka bir bayrak dalgalanamaz. En az bin yıllık İslam kardeşliği, akrabalıklar ve yüzlerce ortak değerleri paylaşan Türklerle Kürtleri ve onlara akraba ve komşu olan hiçbir yurttaşımızı yeni bir devlet oluşumu cenderesine teslim etmeyiz’ diye bir karşı çıkış da yapılması gerekmiyor mu?

Oysa üzülerek görüyorum ki şöyle ya da böyle dağlarda ve kentlerde yer tutan silahlı ve arkadan adam vurmak için eğitilmiş kimi örgüt üyeleri silahları ile birlikte neden K. Irak ile K. Suriye’ye doğru yollanılıyor? Onların anne babalarının evlerine ne oldu, diye sormaktan da kendimi almıyorum. Eğer bugüne kadar terör örgütünün ancak %15 kadarının söz konusu alanlardaki olası çatışmalar için ‘vur, öldür’ denildiğinde ortaya çıkacak ‘kardeşkanı dökülmesi’ sonunda yine ‘analar’ ağlamayacak mı?

Kısaca, en az bin ‘Bin yıllık kardeşlik’ söylemi çöpe mi atılacak? Kaldı ki Abbasiler çağında bugünkü Çukurova (Kilikya)’dan Erzincan’a kadar uzanan topraklardaki akıncı Türk ve Arap birlikleri ile toplulukları yanında Fars, Hazar, Ermeni, Süryani, Kürt, İlhanlı, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Artuklu topluluklarını; günden güne pekişen akrabalık, dil, lehçe, ağız ve ortak dil Türkçe bağlamında birbirinden nasıl ayıracaksınız?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 987
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster