Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
768
 

Sana da (...)ce yaptılar mı?

Sana da (...)ce yaptılar mı?
 

(...)ce


Dört yaşındaydım. Babamın elinden tutup, dışarıda bizim gibi bekleyen onlarca insanla birlikte korku ve merakla etrafımı izlerken, henüz dört yaşındaydım. İçeride süren ‘aramanın’ henüz ne olduğunu anlayamayacak kadar küçük, neler olduğunu sorduğum babamın beni sadece susturmaya çalışmasından, kokutucu bir şeyler olduğunu anlayabilecek kadar büyüktüm. “Asker abi”lerin içeride arama yaptığı o Cuma günü sokakta cemseler arasında sessizce bekleşirken biz, ben sadece dört yaşındaydım.

Pazar günü Kadıköy’de düzenlenecek miting öncesinde çağrıda bulunan ÖDP Silivri İlçe Başkanı Süheyl Kırkıcı’nın basın bildirisini okurken, belleğimden silinmeyen o fotoğraf yeniden canlandı gözümün önünde. Tam 28 yıl sonra yine bir Cuma gününe rastlayan 12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde, “12 Eylül düzeni ile hesaplaşmaya” davet ediyordu Kırkıcı.

NE YAZMALI?

12 Eylül 1980’in ne olduğunu bilmeyen gençler için mesela, ne yazmalı? İnanılmaz bir bellek silme operasyonu sonrasında hafıza tazelemek üzere bir şeyler kaleme almak anlamlı mıydı şimdi? Konuya nasıl gireceğimi bilemeden, sadece bunu düşündüm uzun bir süre: Ne yazmalı?

Mesela hatırlatılmalı mıydı darbenin sonuçları:

TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu. 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı). 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi. 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 14 kişi açlık grevinde öldü. 16 kişi “kaçarken” vuruldu. 95 kişi “çatışmada” öldü. 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi. 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.

Yoksa günümüzün apolitik gençleri sorgulanarak mı başlanmalıydı yazıya? Bugün darbecilerin avukatlığına soyunan siyasi partiler de dâhil olmak üzere, yerelde ve genelde siyasi partilerde aktif bir gençlik kollarının bulunmadığı hatırlatılmalıydı belki. Ve yine darbecilerin avukatlığına soyunan partiler de dâhil olmak üzere tüm siyasi partilerin aynı savunuyu yaptığı, “Seksen sonrası apolitik bir gençlik oluştu” cümlesinin ne sıklıkla telaffuz edildiği yazılmalıydı belki de. Gençleri depolitize edip gençlik kollarını işlevsiz ve işlerliği olmayan bir yapıya dönüştüren sistemi yargılayıp, gençliğin yeniden politize olabilmesinin önünü açabilmek için sokağa inilmesi gerektiğini mi yazmak lazımdı yoksa?

Nerden başlamalıydı?

“SANA DA (…)CE YAPTILAR MI?”

Yazıya tam nereden başlamam gerektiğine karar verememişken, beynimi bir parça rahatlatmak için kanepeye uzanıp televizyonu açtım. Sanki gizli bir güç bana yardım etmek istermişçesine, sinema kanalı olan Türk Max’de, başrollerini Tarık Akan, Zara, Deniz Türkali ve Hazım Körmükçü’nün paylaştığı 12 Eylül 1980 darbesini anlatan Eylül Fırtınası adlı film çıktı karşıma.

Filmin bir sahnesinde babasına sordu çocuk: Sana da (…)ce yaptılar mı? O çok kısa süren sessizlikle birlikte irkildim; yanlış anlamış olabileceğimi düşündüm. Oysa devam eden sahnelerde de işkence kelimesi kesilecek, saklambaç oynayan çocuğun birdenbire ortaya çıktığı hissini veren “(…)ce” gibisinden tuhaf bir söz kalacaktı. Filmin içindeki “işkence” sözcükleri, düpedüz kesilmişti!

KDV’SİZ ELEKTRİK İADESİ!

Darbeden 3 sene sonra kurulan hükümetin “orta direğe” çullanmak amacıyla çıldırmışçasına türettiği vergileri sevimli gösterebilmek için, bugün hala kullanılmakta olan bir slogan dönüyordu televizyonlarda o yıllarda: Ödediğiniz her kuruş vergi; size yol, su, elektrik olarak geri döner!

Bu meşhur sloganın ekranlarda duyulmasından 3 sene önce, “bazı” yurttaşlarımıza –vergi ödese de ödemese de- geri dönmüştü o elektrik!

Bu ülkenin çocuklarının, gençlerinin, yetişkinlerinin bedenine verilen elektrik, üzerlerine sıkılına tazyikli su, Filistin askısı ve daha niceleri tek bir başlık altında toplanabilir: İşkence! Ve 28 sene sonra bugün, kendi gerçeğinden korkup yok saymaya çalışan, hatırlatmamaya uğraşan düzen, Türk Max’ın o çok kısa süren sessizliğinde yanıt olabilmişti soruma: Bu ülkenin çocukları, kendi tarihleriyle, geçmişleriyle yüzleşmeliydi önce! Bu ülkenin çocukları da yetişkinleri de korkmadan seslendirebilmeliydi her şeyden önce, işkencenin bir Türkiye gerçeği olduğunu.

HESAP KİTAP İŞLERİ

12 Eylül düzeniyle hesaplaşılmasının gerekliliği tam da burada başlıyor işte. 28 sene önce atılan korku tohumlarının bugün nasıl çiçeklendiğini, bir ülke gerçeğini ifade ede kelimeden hala nasıl ve niçin korkulduğunu, 12 Eylül düzeninin 28 sene sonunda bizi getirip bıraktığı noktayı görebilmek için hesaplaşılması gerekiyor.

Solu yok etmek amacıyla yapılan bir darbenin, bugün kendini sol olarak ifade eden siyasi partilerce niçin savunulduğunun; nasıl bir evrimden geçildiğinin; darbecilerin, çetecilerin nasıl olup da sol tarafından avukatlığının yapıldığının anlaşılabilmesi için gerekli bu hesaplaşma. Kendini sol olarak ifade eden partilerin, darbecilerin yargılanması için imza vermemesinin nasıl bir paradoks olduğunu görebilmek için gerekli.

Tüm bunları anlayıp toz bulutunu dindirmek ve doğru yerde durabilmek için, Pazar günü Kadıköy’de olmak gerekli!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ne yazsak bu konu da anlamlı seslerin ulaşması için unutmamak için aynı şeyleri başka nesillerinde yaşamaması elinize sağlık sevgi ve saygılarımla..

Salih ERDAGI 
 12.09.2008 12:48
Cevap :
Merhaba... 12 Eylül başlıklı yazınızı az önce okudum. Birşeyler yazılmalı, çok şeyler yazılmalı. Ve o dönemi yaşayanlar yazmalı, anlatmalı. Bu süreç sorgulanmalı. Ama bizden çok sizler yapmalısınız bunu. Biz, çocuk zihnimizle algılamaya çalıştık etrafımızda olup bitenleri. "O'nu da almışlar", "O kayıp", "O kaçtı", "Haber yok mu hala?" cümlelerinin ortalıkta uçuştuğu karanlık günlerdi bizim için. Sanki görünmez bir canavar peşimizdeydi, bizi izliyordu. Ve 6 yaş, işkence sözcüğüyle tanışmak için çok erkendi. Çok....  12.09.2008 16:29
 

bir genç. Tam üç gündür saklanıyor, iki arkadaşı iki gün önce boğazlanmış. Tüm derdi eve gidip anasına iyim ben demek. Derse peki; daha kapıda alınıp ya boğazlayanlara ya da "elektrikci"lerin eline düşecek. 28 yıl öncesi buydu şimdi peki. Gülüyor sadece o genç. Size iyi eylemler.

Engin Allı 
 11.09.2008 19:38
Cevap :
Teşekkürler...  12.09.2008 3:11
 

Kızım bir tv kanalında 12 eylül blançosunu dinliyordu, Şimdide bloğu açtığımda sizin yazınız çıktı. Malum yarın 12 eylül bu konuşulup deşilmeli. Biz kayıp gençlik durumuna düşürüldük. En heyecanlı günlerimizi hapiste ve mahkeme koridorlarında geçirdik. Şanslı olanlarımız benim gibi mahkeme salonlarını gördüler ve Berat ettiniz lafını duydular. Ama kimse bize bunca yıl işkenceye maruz kaldınız boşuna yatırdık sizi demedi. Görüyorum ki apolitik yapmaya çalıştıkları gençlik suyun yolunu buması gibi politikanın yolunu buluyor. Bizler çok hatalar yaptık gençliğimizin verdiği heyecan ile ama çok güzel şeylerde yaptık. Ama hep hatalarımız konuşuldu ders çıkartmak adına, göz dağı vermek adına. Demokrasiye kazandırdığımız ivmelerden söz edilmedi. Bunca yıl bastırılan gençlik işte 12 eylülü sorguluyor. Geçmişte yapılan hatalara düşmemek için her şey akıl süzgecinden geçmeli. Düşünmeyi öğrenmeliyiz önce. Sizlerde bunu başarıyorsunuz.. Yüreğine sağlık. Saygılar..

Güher 
 11.09.2008 15:23
Cevap :
Aslında bunu herşeyden önce yaşayanların kendisi deşmeli. Bizim düşünebilmemiz için, sizlerin daha çok, daha çok anlatması gerekiyor. Saygı bizden...  12.09.2008 3:10
 

Telefonlaşır buluşuruz tamam mı canım...

Sema Sener 
 11.09.2008 13:47
Cevap :
Natilus'un önünde toplanılacak. Orada haberleşiriz.  11.09.2008 13:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1591
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster