Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
519
 

Sana mektup...

Sana mektup...
 

Orhan Kemal’in “Cemile” isimli romanı İspanyol’caya çevrilmiş biliyor musun? Bu seni ilgilendirmiyor biliyorum. Sen yarışmalara, ödüllere önem vermezsin. Onların çok üstünde olduğundan belki de…


“Git işine Nil, işin mi yok, bana bunu söylüyorsun” deme. Olsun. Senin öykü ve şiirlerinin yabancı basımda yayınlanmasını isterdim. İsterdim ama yayınlanmadı. Kötü olduğundan değil bu. Bilâkis o kadar sahici ve bize ait şeyler anlattın ki, yabancı ülkelerdeki insanlar bunu anlamayabilirdi. Pişştt pişşttt dediğinde, şimdi sevişme vakti, topal martı, kalın bilekli çingene kızını anlarlar mıydı? O sokaktan defalarca geçtiğini, marangozun sana gıcık olduğunu. Senin de korktuğunu! Ne güzel şeyler anlattın, bize dair...

Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, şimdilerde Orhan Pamuk ve şu an aklıma gelmeyen nice Türk edebiyatçısı yabancı basımda yer aldı.
Olsun tabii….

Mayıs ayı ölüm yıldönümündü. Hiçbirşey yazmadım sana dair. Yazmam da. Genelleştirilmiş ya da özel günler beni sıkıyor. Kendimi hapsedilmiş hissediyorum. Sadece aklıma o gün gelmiyorsun ki yazayım. Bu gece geldi işte.

Burjuva kökenli bi ailede doğup, burjuvadan hiç hoşlanmadın. Anlattığın fakir insanlar, sokak ve doğaydı. Balıkçılar, hamallar, deniz, topal martı, barba yakamoz, pancoo pancooo… Hikâyelerinde hep bunlar vardı. Sanki çok derin konulara girmiyor gibi görünüyordun ama insan denen varlığın, varoluştaki yerini derinden sorguladın hep. Kendi doğrularını, içinin doğrusunu anlattın. Ve o doğrular sahiciydi. Sen sahiciydin çünkü. Zayıflıklarınla ve hiçbir zaman kaybetmediğin çocuksuluğunla hep anlattın. Edebi eserler insanı güzel bir dünyaya götürmüyorsa ne işe yarar diye sordun. Beni hep güzelliklere götürdü. Senin kitapların benim için dinlemekten usanmadığım sevdiğim bi şarkı gibi. Aynı öyküyü defalarca okumama rağmen hep okudum, okurum. Hele yaz gecesiyse, yıldızlar üzerime örttüğüm pikenin deseni kadar yakınımdaysa. Şarap eşliğinde senin bir öykü kitabını okurum. Her öyküden sonra lacivert gökyüzüne dalar giderim. Senin de bana helâl olsun Nil diye gülümsediğini bilirim. Asıl sana helâl olsun. Kimbilir daha ne şakalar yaparsın?

Biliyorum şakacısın. Yoksa böyle ironik ve şakacı şiirleri kim yazabilir? İlan edecek bunu/ kasabanın davulu / koskoca bir bavulu / on kuruşa taşıdı.


Her öykünden sonra kitabı kapatıp, kapak resmine bakarım. Ama en çok da o eşeklerin üzerinde çocukların yer aldığı senin ortalarında olduğun gülen resmin yok mu, çok hoşuma gider.

Kitabı kapatıp sen ne insansın böyle derim. Sen insanlara, doğaya şaşarsın; ben sana.

Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.

Şimdi yaşıyor olsaydın neler görecektin daha. İyi ki gitmişsin erkenden. Akıl almaz şeyler oluyor. Bunların hikâyesini de yazar mıdın? Yazardın tabii. Ama için kahrolurdu eminim. Dünya petrol kusuyor biliyor musun? Aman ne teknolojik ilerlemeler oldu, ne! Ama çare yok! Petrol kusmasını önleyemiyor, dünyanın en yetkili şahısları!


Teknoloji bir gelişti ki sorma. Ne işe yaradı diye hep soruyorum. Ne işe yaradı? Hastalıkların çaresi var mı? Yoksa insanları hastalık hastası mı yaptılar daha çok? Uzun yaşamak için ne öneriler var gazetelerde görsen yerlere yatarsın gülmekten. Ne tarifler. Kansere çare hâlâ yok, hatta daha çok kanser oluyor insanlar yiyecekler ve teknolojiden dolayı. Hakikaten geliştik mi? Hâlâ savaşlar, iç savaşlar yapılıyor. Herkesin derdi başka. Herkes bişeylerin peşinde. Gencecik insanlar ölüyor. Sen en çok onlara üzülürdün. Gariban gençlere…

Kim üzülmüyor ki? Vardır elbet üzülmeyenler de. G 20 zirvesi diye bişey var biliyor musun? Gelişmiş ülkeler toplanıp zirve yapıyorlar. Hakikaten zirve yaptılar! Takdire şayan!


Bense bugünlerde uygarlığın girmediği ilkel toplumlara özeniyorum. Keşke oralarda doğsaydım. Uygarlığın içindeki vahşileri görmek bana azap veriyor. Uygarlığın olmadığı bi toplumda gerçek insan gibi yaşardım.
Seni neden durup durup okuyorum biliyor musun? Çok tanıdık ve samimisin. Anlattıkça içim ısınıyor. Umuda ve insanlığa doyuyorum. Huzur veriyorsan.

Ena demek bir demek / duo derler ikiye / ben gönlümü kaptırdım / sokak kızı kitiye


Bir masa / bize bir masa ayır Yanakimu / Aleksandra’mla benim için / Bir masa / Üstü çiçeksiz / Örtüsü gazeteden / Şarabı aşktan / Hem hülyadan / Aleksandra’m mızıka çalsın / Siyaha çalar parmaklarıyla / Güftesi bayağı şarkılar / Adi havalar / Meyhane acı zeytin koksun / Sen hoşnut ol Yanakimu.

İnsanların birbirini vurduğunu kötülük ettiğini bilirsin, bilirsin de anlayamazsın… “bir insan diğerini, kendi gibi ağlayan, gülen, sakalı uzayıp, hastalanınca biçare olan bir benzerini öldüremez, bu denize, bu uzak camilere, vapurlara bakmaktan mahrum edemez! diye iç geçiriyorsun biliyorum.


Birgün Nobel ödüllü bi yazar kapımı çalacak olsa, çekingen ve mesafeli davranırım.
Ama sen gelsen, insanlardan umudun kırılmış, sokaklarda dolaşmaktan harap, sarhoş, hemen bağrıma basarım seni. Oturur konuşur konuşur da bir yere varamayız bilirim.


Biliyorum ki dünya edebiyatında böyle bi tesir bırakacak, okuyucusunu şefkat ve umutla besleyecek bir öykücü daha yoktur.
Yazmayı severdin en çok. Ne ticaret ne başka bişey. Babanın zoruyla yaptığın ticarette nasıl dolandırıldığının öyküsünü de yazdın.


2007 yılıydı. Evine gelmiştim. Huzur adasına, Burgaz’a. Senin çıktığın merdivenlerden çıkarken tüylerim diken diken olmuştu. Çalışma masanı, odanı ve hatta bakımsızlıktan uçları kalkmış ayakkablarına, kravatlarına bakmak beni nasıl hüzünlendirmişti bilemezsin.
Yemek yediğin masa, salon…
İnsanoğlu sanki bir masal kahramanı gibi. Bir varmış bir yokmuş.


Sen hep olacaksın ve yazdığın öyküler bir defa okunup rafa kaldırılmayacak, aynı kitabı okuyan defalarca okuyacak.
Ben varolduğum süre içinde, kitaplarının sayfaları yıpranana kadar hep seni okuyacağım.
Umut için, huzur için…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

iyi insanlar ölmez.. yazdıklarıyla, söyledikleriyle.. yaptıklarıyla fark yaratırlar... eline sağlık Nil, sevgilerimle.

sema öztürk 
 07.07.2010 0:18
Cevap :
Bence de arkadaşım, arkalarında güzel bi iz bırakıp gidiyorlar. Aslolan da bu değil mi? Sevgilerimle...  07.07.2010 23:01
 

bu mükemmel yazıya daha ne yorumu yapılabilirki! Selamlar, Sevgiler:)

SELVİ 
 01.07.2010 11:57
Cevap :
Teşekkürler, sevgiler:)  01.07.2010 12:07
 

Bir aşk öyküsü gibi - ki bir anlamda öyle eminim -. Bir kitaptan, bir yazarın paylaştıklarından böylesine güzel duygular ve anlamlar çıkarabilmek bazen mutluluk verici olabiliyor değil mi? Ne güzel. Teşekkürler. Sevgilerimle...:)

sufi-su /Emel Yeşilkayalı 
 28.06.2010 22:03
Cevap :
Hissettin demek:) Evet ona bi nevi aşkla bağlıyım. Belki başkalarına saçmalık olarak gelebilir ama... Yazdıkları o kadar insani ki... Herşeyiyle...Gerçekten her okuduğumda mutlu oluyorum. Çok teşekkür ederim canım arkadaşım. Sevgilerimle:)  29.06.2010 0:33
 

ışık ışıktı; bıraktım ruhumu ışığa; ne güzel yazmışsın Sait Faik'i, okudum, mutlu oldum; saygı ve sevgilerimle....

Şahin Yamaner 
 27.06.2010 23:34
Cevap :
Selam söyleseydin benden de ustaya:) Onu okumayı, ona yazmayı çok seviyorum. çok teşekkürler... selam, sevgilerimle...  28.06.2010 0:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster