Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
708
 

Sanal ortamda paralel yaşamlar

Sanal ortamda paralel yaşamlar
 

İlke Veral Coşkuner'in "San ki" adlı sergisinden...


Hem internet ortamında, hem üyesi olduğumuz “sosyal ağlarda”  ve özellikle de e-güncelerimizde bir tür “paralel yaşamlar” mı yaşıyoruz sorusu uzunca bir süredir zihnimde salınmakta…

Günce, benim anlam dünyamda anılarımızın, özellikle de yaşanan o gün içinde hissettiklerimizin, bizi etkileyen olay ve durumların kişisel, özel ve kısmen de mahrem olan bir kaydıdır. Bir kişinin anılarını yazması ise, bundan biraz daha kapsamlı olarak; hem geçmişten hem de gelecekten kopuk, uçup gitmeye tutsak, ömrün önemli bir bölümünü içeren fani bir zaman zerreciğini kalıcı kılma amacı güden bir eylemdir. Daha da geniş bir anlamda "anı yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır "(1). Bu konudaki gözlem ve düşüncelerimi “Geleceğe bırakılan iz; Anı yazmak” başlıklı bloğumda belirtmiştim (2)

Günce tutma ve anı yazmak konusunda akla gelen diğer bir husus, "yaşam arşivi"nin değerlendirilmesi isteği de olabilir.İnsanların da, toplumlar, kurumlar ve hatta devletler gibi yaşam boyunca ellerinde birikenlerinden (mektuplar, belgeler, resimler vb.) oluşan, irili, ufaklı birer kişisel arşivleri vardır. Bu aynı zamanda o kişinin"yazılı ve görsel belleği"dir. Hatta buna kişinin "kendi tarihi" de diyebiliriz. Bunlar paylaşıldığında özellikle genç kuşakların çok işine yarayabilir!

Bir de "hoş seda" yanı vardır basılarak kitaplaştırılan anıların… Sosyal ve mesleki çevrelerimiz, dost, tanıdık ve yakınlarımız nezdinde (şair Baki'nin deyimiyle "baki kalan bu kubbede bir hoş seda" olabilmek) ...Bunun yanı sıra, aynı çevre nezdinde verilen bir tür "sınav yönü" de içerir bu eylem. Yazılı bir sınav... Yaşanmış bir tez'in savunması... Keza, sözlü olan, zihinlere hapsolan uçar gider!

Oysa “e-günce” deyince;biraz teknik bilgi ve donanım gerektirmekle birlikte, kullanımı ve yönetimi oldukça kolay, zengin işlevli kişisel web alanları olan blogları anlıyoruz. Bunlar sahiplerinin hem yazılı, hem görsel gündelik üretimlerini internet ortamında tüm dünyaya ulaştırmalarına, böylelikle paylaşmalarına olanak sağlayan birer enformatik yapıdır. İşte bu tanım doğrultusunda da “mülteci bir sözcük” ve “iltica etmiş bir anlam” kazanıyor bence günce kavramı, özellikle de TDK’ nın (Türk Dil Kurumu’nun) “e-günce” tanımlaması özelinde… Zihnimde uyanan izlenimiyle gündelik anıların tutulduğu ortamın gizli, kişiye özel ve mahrem sayılabilecek bir konumdan çıkıp dünyada yaşayan herkesin rahatlıkla ulaşabileceği elektronik ortama göç etmiş hali…

İşte yine bu noktada başlıyor kanımca e-güncenin de (Facebook vb. sosyal ağ'lar gibi) bir tür “paralel yaşam” olma hali… Bazen içimizde, bambaşka bir dile, elektronik ve yaygın bir dile, kâh damıtarak kâh karıştırarak anlatabilecek binlerce hikâye barındırdığımızı düşünüyor, belki de bunları anlatıp paylaşarak kurtulma isteği taşıyoruz… Gerçek anı, düşünce ve yorumlarımızdan -kişiye göre değişen boyutlarda da olsa- uzaklaşma, belki de başkalaşma pahasına…  

Önemli bir çoğunluk için bazen gerçek yaşamdaki eylemsizlikleri, yalnızlık, eksiklik ve beklentilerimizi vb. aşarak son derece aktif ve dolu görünmeye,  bazen de içimizdeki öteki benleri parçalaya parçalaya ya da toplaya toplaya anlatarak paylaşmaya çalışarak… Belki de inkâr ede ede unutmaya çabalayarak… Ama hep bir şeylerin değişeceğine inanarak ve bu uğurda bekleşerek kendimizi sergilediğimiz bir alan… Bir başka deyişle; gerçek hayattaki umut ve direnme gücünün dönüşüme uğrayıp paralel yaşamlarla dijital, sanal ortamda durmaksızın akışı…

Ama bilinçli ama bilinçsiz, kurgulayıp kurduğumuz ve takip ettiğimiz bu “paralel yaşam” alanı, siber alan, belki de –olumlu anlamda- bir tür gerekli “boş alan”. Uzay gibi, uçsuz, bucaksız yani sonsuz… Son derece dolu, dopdolu bir alan gibi algılansa da Peter Brook’un, ünlü kitabı “Boş Alan”da bahsettiği gibi, özlenen amaçlar hâsıl olana kadar gerekli olan bir “boş alan”. Brook  “Nitelikli bir şeyin gerçekleşebilmesi için boş bir uzamın yaratılması gerekir.” der orada (3).

Peter Brook’a göre, boş, saf ve bakir bir alan taze ve yeni bir deneyime izin verir. “Boş Alan’ın” ilk cümlesi şudur: “Boş bir alan alabilirim ve ona çıplak sahne derim. Bu boş alandan biri yürüyerek geçerken bir başkası da onu izler.” Kitabının bir başka cümlesinde ise: “(…) Her insanın yaşamı, onu kendine götüren bir yoldur, bir yol denemesi, bir yol taslağıdır. Hiçbir insan yüzde yüz kendisi olamamıştır ama yine de herkes gücü yettiğince ilerler bu yolda, kimi biraz daha gözü açık, kimi biraz daha gözü kapalı…” der Brook… İşte sanal ortamlarda ve de e-güncelerimizde de öyle yürür, öyle izleniriz… Yeni bir yolda, paralel bir yolda! Hiç kuşkusuz ki, bu yolda olumlu sonuçlara da ulaşabiliriz.

Tanımlamaya çalıştığım bu tür bir ortamda devinen “paralel yaşamlar” da bazen tıpkı “gerçek yaşamdaki” gibi insanlık hâl ve tavırlarının (iyi ya da kötü, doğru veya yanlış, saf-temiz ya da karmaşık-kirli) tüm alanlarını bünyesinde taşır. Hem de fazlasıyla… Yüz-yüze ol(un)madığı için, türlü çeşitli yanlış anlamaları ve elektronik- gözlemcileri (e- tanıkları) ne kadar fazlaysa işte o kadar fazlasıyla, abartısıyla…

İşte böylesi bir ortamda, iyi ya da kötü niyetli, bilerek ya da bilmeyerek kurulan ve paylaşılan anlatılarla, cümle ya da sözcüklerle fırlatılan bazı oklar bazen gerçek yaşamlarımızda mevcut, henüz kabuk bağlamamış bazı yaralara isabet ettiği ölçüde yeniden yaralayıcı olmaktalar… Tıpkı gerçek yaşamlarımızda da olduğu gibi…

Bu nedenle, bu ortamda da, böylesi durumlarda hepimiz birer koruyucu atmosfere gereksinim duyarız. Söz konusu bu atmosferin bileşenleri ise; bence, özgüvenimiz (oksijen), duygusal ve düşünsel derinliğimiz (azot) ve empati/duygudaşlık derecemizdir (karbon monoksit ve diğer cüzi gazlar). Ayrıca, bu atmosfer altında gerçekte(n) neyi, niçin aradığımızı da bilmemiz gerekmekte! (4).

Ya sizce? (5)

 İ.Ersin KABOĞLU,
23 / Eylül / 2011, Ankara

 Kaynakça ve notlar:

(1) Bu söz, Nobel Edebiyat ödülü sahibi, ünlü Fransız yazar Andre Gide'e aittir.

(2) http://blog.milliyet.com.tr/gelecege-birakilan-iz---ani-yazmak-/Blog/?BlogNo=272843 

(3) Brook Peter, “Boş Mekân”, Hayalbaz Kitap / Sanat Kuramı Dizisi, Çev. Ülker İnce,188 s., İstanbul 2010, I.Basım.

(4) Bu konu için de bkz.: http://blog.milliyet.com.tr/aradiklarimiz-ve-bulduklarimiz-/Blog/?BlogNo=175326

(5) İlginç bir şekilde bu yazımdan iki hafta sonra, 9 Ekim 2011 tarihli Milliyet/Pazar Eki'nde bir röportajı yayımlanan, dünyanın önde gelen oyun ve teknoloji kuramcılarından Tom Chatfield'in sanal aleme ilişkin düşünce ve gözlemleri de burada dile getirdiklerimi doğrular mahiyette... Kendisi, "...Bu ortamlarda sen aslında sen değilsin. Senin sanal karakterin. Senin kurguladığın bir şey bu. Biraz sen, biraz başka bir şey..." diyerek insanların sosyal medyada -gerçek yaşamlarından- çok daha zeki olduklarına vurgu yapmakta! "İnsanlar bu ortamda birbirlerini test etmenin onlarca yolunu bulmuşlardır. İnsanlar seni başkaları üzerinden, başkalarını da senin üzerinden test ederler..." diyen Chatfield yine de sosyal medyadaki en büyük ödülün -ve en uzun süreli varoluş biçiminin- dürüstlük olduğunu belirtmekte.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

özenerek incelediğin bu konuyla ilgili "paralel" sözcüğü iyi bir vurgu olmuş değerli arkadaşım. paylaşımlarımız da, dönüşümlerimiz de, değişen çağa ve teknolojiye paralel hareket ediyor, krndiliğinden orantılı bir denge kuruluyor gibi... yine de içimizde bir şey, binalara ve değişen herşeye sırtını dönüp, hazine gibi sakladığı düşlerindeki doğayı okşamak ister. akıntının tersine kürek çekebilecek kasları zayıflatılmıştır oysa... öyle devam eder hayat, unuturuz sonra, elimizde kürek değil, TV kumandası:) çağdaş paralellikler içinde uyuklarız... selam ve sevgilerle

ilke Veral Coşkuner 
 30.09.2011 4:05
Cevap :
İçinde olduğumuz bu değişken zamanlarda, bu yalnız ve sevgisiz kalışlardandır belki "paralel yaşam" seçimlerimiz... İnsanoğlu/kızı, yardımseverlik, gerçek sevgi, dostluk, duyarlılık ve şefkat gibi özelliklerini giderek kaybederken bu onların mı yoksa daha çok "zamanın teknoloji ve ruhunun" mu suçudur? Nihai meramım budur değerli İlke. Bu bağlamda öylesi katı, içe kapalı ve dokunulmaz ya da "acı çekmez" hale gelerek bir zafer kazandıklarını sananların çoğaldıklarını da görmekteyiz!. Ama onların gece hallerini sanatsal fotoğraf-resim çalışman ve yorumun çok da güzel betimlemekte! Hem uluslararası alanda bile değeri bilinen görsel katkın hem de çok değerli yorumun için sonsuz teşekkürler, selam ve sevgilerle   30.09.2011 11:29
 

Sayın Kaboğlu, Açık arazideki su eğimini bulur, mecrasında akar gider, dereler, çaylar ırmaklar misali...İnsanlar da genelde, iyiye, güzele gönüllerini hoş eden ortama doğru eğilim gösterirler, bu ortam sanal da olsa fark etmez. Sanalın temel malzemesi; beynimizin ürettikleri ve bu ürettiklerimizi becerimiz nispetinde sözcüklerle okurlara aktarabilme yetimiz...Gelip geçici bu dünyada "hoş sadalar" içinde yaşayıp "hoş sadalar" bırakabilme...Blogunuzla ilgili benim düşünce dağarcığımdakiler bunlar :-))) Selam ve saygılarla...

Yurdagül Alkan 
 26.09.2011 14:38
Cevap :
Biri (gerçek yaşamlar) "su" da diğeri (paralel olanı) biraz "suyumsu" gibi sanki :) Dolayısıyla nasıl akacağını, nereye, hangi debilerle döküleceğini tam bilemiyoruz çoğu kez:) Ama sonuçda dağarcığınızda bu yazı(m)dan kalan güzel şeyler önemli çok değerli yazarım. Memnun oldum. Bu da sizin iyi kalpli ve güzel kişiliğinizden kaynaklanıyor olsa gerek! İçtenlikli selamlarımla....  26.09.2011 15:11
 

Her paragrafı değerlendirerek dikkatle okudum. Hani belki düşündüğüm düşünüp de fark etmediğim saptamalarınız var. Aslında neden yazmak sorusunun bile cevabı çeşitli. Kİmine ihtiyaçtır yazmak, sözcükler yazılmazsa eksik kalır gün. Ekmek su gibi ihtiyaç... Sanal ortamda yazmaksa; ne kadar günce de dense bu güncelerin içinde kişisel hayattan, toplumsal gerçeklere, siyasete, edebi yazılara,şiirlere, hikayelere kadar geniş bir yelpaze var. Burada dağarcığımı genişlettiğim çok değerli yazılara rastladım. Gündelik gibi görünen aslında altında çok güzel hikayesi olan düşünce kurduran yazılar da okudum. Özel görünen, aslında edebiyata açılan yazılar da okudum. Tabi ki hayatlarımızla paralel yaşamlar sergiliyoruz eğer burada özümüzle bulunuyorsak bu kaçınılmaz. Duruşumuz, verdiğimiz tepkiler, yazdığımız cümleler kimliğimizi yansıtır isimler ne olursa olsun. Ne kadar sanal dense de en azından burada çoğunlukla sanallığı aştığımızı düşünüyorum.Bilmem yanılıyor muyum?

TC kaan kartal 
 26.09.2011 13:56
Cevap :
Yanılmıyorsun değerli ve genç dostum. Yorumunda konuya ilişkin güzel bir çerçeve çizmiş, o paralelde de değerli bir yoruma ulaşmışsın. İşte benzer nedenlerle ben de "paralel yaşamlar" dedim... Çakışan, bölen, teğet geçen, dik kesen demedim. Bu değerli yorumun için içten teşekkürler, sevgi ve selamlarımla....  26.09.2011 14:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 340
Toplam yorum
: 3218
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2355
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster