Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
502
 

Sanal ortamda suç işleme özgürlüğü ve bilgi verme görevi nedir?

Sanal ortamda suç işleme özgürlüğü ve  bilgi verme görevi nedir?
 

Sanal ortam (Alıntıdır)


İnsanlık öldü mü?

Kitap, gazete, telgraf, telefon, radyo, televizyon ve bilgisayardan sonra (tablet)’ler ile örülmüş bir sanal ortamda yaşamaya başladık. Yüz yüze görüşmek, sinemaya, tiyatroya, konsere gitmek yerine özellikle televizyon ve bilgisayar ortamı bizi kendisine bağlamayı başardı.

Teknoloji ya da iletişim çağından kurtularak, belirli kesimler olarak sanal etkileşim çağına girmeye başladık. Bu gelişmelerin ticaret, haberleşme, bilim ve teknoloji alanlarındaki pek çok getirisi yanında yüz yüze ilişkilerin güzelliklerini ortadan kaldırması bakımından bazı sakıncalar taşımakta olduğunu biliyoruz. Herşey insan için yakıştırmasını bilsek de insan gibi yan yana oturarak konuşmak, dertleşmek ve hem hal olmak gibi özlerden giderek kopulmakta olduğunu biliyoruz.

Bir zamanlar sadece felsefecilerin sorgulamakta oldukları ‘zaman’ olgusunu şimdi 7’den 70’e kentlilerin yarıya yakın bir bölümü de sorgulamaya başladılar. Herkesin sanal birer ortamı var artık. Bir evin içinde bile sanal olarak yazışmalar yapıldığını ya da sanal ortamda konuşulduğu gün gibi açık. Ölçülmesi zor da olsa mutluluk kavramının maddi araçları içerisine ‘sanal ortam’ da girmeye başladı diyebiliriz. Zaman ve maddi sorunlar yüzünden insan insana ilişkilerin, özellikle komşuluk ilişlileri bakımından giderek azalmaya başladığı günümüzde artık insanlık da ölmeye mi başlıyor?

Sanal ortam yayıncılığı yargılanması nasıl oluyor?

Sanal ortamda yayın yapan yöresel bir yayın alanı baştan sona ‘kapatılmış’ geçtiğimiz günlerde. Yenice öğrendim. Sadece ‘merak saiki ile’ incelemek istediğim alanı tıkladığımda:

(a)..... net’ adlı yayın alanın bir zamanlar var olan yazıları yerine karşıma çıkan boş sayfada uzunlamasına bir dikdörtgen çerçeve içerisinde  şu açıklama ile karşılaşıyoruz. Açıklamadaki özel isimler verilmemiş olup kısaltmalar da tarafımdan yapılmıştır. Kendi kendime bir öz denetim uyguladım. Birlikte okuyalım efendim:

(a)... 4. Sulh ceza mahkemesi 2011/2179 nolu kararı ile sitenin erişimi engellenmiştir.

Başka hiç bir açıklama yok. Ne olup bitmiş anlamak mümkün değil. İlgili tarafların bileceği ancak kamuya açık bir alanın ‘kapatılması’ ya da ‘ağartılması’ gibi bir durum ile karşılaşmıştım.

Anlaşılan söz konusu yayın alanında yürürlükteki yasalara göre bir kişi, kuruluş ya da kurum için tek yönlü belki de değişik suçlamaları da içeren görsel ya da haber yorum nitelikli bir yayın yapılmıştır. Bu durum o yayın alanının ya da ilgili yorumcunun suç işleme özgürlüğü ile ilgili bir konu olsa gerek. Ne ki o sanal alanda nelerin olup bittiğini öğrenmek de benim hakkımdır.

Yaşadığım süre içerisinde gördüğüm uygulamaların  değişik bir biçimde karşıma çıkan bu yansıması için ‘bu bir sansürdür’ dedim ossaat. ‘Mahkemenin kılıcı’ ne kadar da keskinmiş dedim içimden... Oysa bana göre söz konusu ‘adlî karar’ bütün tekzip ugulamalarında olduğu gibi kapatılan sanal alanda kamuoyuna sunulmalıdır ki, o alanı görmek istediğimizde ne olup bittiğini anlayalım. Kaygı içinde kalmayalım, değil mi? Bilgi vermek inceliğini göstermek bakımından da insanlık öldü mü, diye sormak istiyorum ilgililere. Bir yayıncı olarak kamuoyuna bilgi verilmeden yapılan işleri sevmiyorum arkadaş.

Nereye gidiyoruz?

Kaldı ki sanal ortamda ahlâka mugayir, müstehcen, kamu düzenini yıkmaya yönelik, terör örgütlerini öven, kimi makam sahiplerine hakaretler yağdıran ve kutsal değerlere saldıran o kadar çok alan karşısında ilgili mahkemeler ne yapacak şaşarım. Ortak değerlerin günden güne aşınmakta olduğu, her şeyin maddi özelliklerine göre ölçüldüğü, ideolojiler yanında etnik ayrımcılık eğilimlerinin yaygınlaşmaya başladığı günümüzde, elbette ‘genel ahlâk’, ‘kamu düzeni’ ve ‘etik değerler’ bakımından ilgili kurumların etkinliklerini göstermesi gerekecektir. Oysa söz konusu kurumlardaki yetkililerin büyük bir çoğunluğunun işleri konusunda ne kadar yetkili ve donanımlı oldukları ise başlı başına bir sorundur bence.

İfade özgürlüğü ya da düşünce özgürlüğü kapsamında toplumun ‘kuralsızlaştırılması’(anomi) ve ‘başkaldırı’ eğilimlerinin kimi yanlış uygulamalar ve bile bile lâdes dercesine tırmandırılması hiç de uygar bir gelişme sayılamaz bana göre. Bu süreçte yaşanılan ‘terör travması’ ise başlı başına bir sorun olmak bakımından değişik yansımaları ile her bakımdan önlenebilmelidir.

Yargı yaptırımların odağı olduğu kadar eğitim görevi de yapamaz mı?

Bana göre ilgili mahkemece 'haklı bir gerekçe ile' gerçekleştirilen bu 'kapatma' ya da 'geçici bir süre yayın durdurma' kararı söz konusu 'yayın alanında; o kararın bütün açıklığı ile yayınlanmasını gerektirir. Bu açıdan bir okuyucu ya da her hangi bir kişi olarak 'basın yayın alanında' nelerin döndüğünü ne tür hataların yapılmakta olduğunu 'öğrenmek hakkım' elimden alınmış olmuyor mu?

Ayrıca bu 'kararın açıklanması' ile ben ya da ilgili binlerce kişi ya da yayıncı benzer hatalara düşmemek için ellerinden gelen çabayı göstermeye başlayacakları için; söz konusu mahkeme, bir yönü ile toplumun bilgilendirilmesi yolu ile dolaylı bir eğitim de vermiş olacağı için değeri hiç bir şey ile ölçülemeyecek olan bir 'eğitim’ görevini de yerine getirmiş olacaklardır. Sanırım kimi yanlış değerlendirmeler ile kendinden menkul kimi eleştirilerin önü de ‘kamuoyu baskısı’ ile çok daha yaygın olarak engellenmiş olabilecektir. Şimdi bu konuyu irdelemek istiyorum.

Sansür nedir?

Basın yayın ve sinema kesimlerini kapsayan  ‘sansür’ adı verilen Devlet yaptırımını hiç sevmem. Başlı başına bir ‘sansür’ kavramı devletlerin hiç bir yazılı belgesinde bulunmaz. Bu kavramlaştırma basın yayın çalışanlarının hukuki ve bilimsel bir karşılığı bulunmayan bir yakıştırmasıdır. Batı kaynaklı ‘censorship’ kavramının bizdeki söyleniş biçimidir. Belirli yasalar içerisine serpiştirilmiş değişik denetim uygulanma alanları vardır. Bu uygulamaların hiç birinde ‘sansür’ kavramı kullanılmaz. Özellikle siyasi, askeri, ahlâki, dinî içerikli yasakalamalar yanında  sanat, bilim, teknoloji, spor, kitle iletişim gibi kimi kurum ve kuruluşları kapsayam kurumsal sansür uygulamaları vardır.

Sansür uygulamasını her bir kurulu düzen ‘denetim’,’ön denetim ve redaksiyon’, ’denetleme’,’sınırlama’, ‘kısıtlama’, ’konrol etme’, ‘redaksiyon’ ya da ‘gözden geçirme’ gibi çok daha yumuşak kavramlar ile hayata geçirirler. Kısaca yasakçı zihniyetin ‘sansür’ adını hiç kullanmadan kılıktan kılığa girdiğini görürüz kimi kurum ve kuruluşlarda. Ülkemizde bu alanda yetkili olan mahkemelerden başka üst yapılanma biçiminde ‘denetim’ için çalışan en az dört (4) kurumun var olduğunu biliyor musunuz?

Sanal yayıncılık için sanal sansür gerekir mi?

Bugün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ‘basın’ kavramı içerisinde değerlendirilemeyecek özellikler taşıyan bir ‘sanal ortam yayıncılığı’ vardır. Bütün kitle iletişim alanları için olduğu gibi bu alan içerisinde de kişileri ve kurumları rencide edici, gözden düşürücü, hiç bir belgeye dayanmayan bazı suçlamalar yapılabilmesi ya da kamu düzeni sarsıcı yayınların yapılabilmesi de mümkündür.

Sinema ve televizyon yayınları sansürü nedir?

Bu kelimeyi 1950’lerde Adana (Bahçe-Haruniye) Hacılar Kasabası‘nda sinema işletmeciliği yapan babam rahmetlinin çok bilmiş ‘sinema makinisti’ Bekir Geliş ile babam konuşurlarken duymaya başlamıştım. Bekledikleri bazı fimler ‘sansüre takılmış’ olduğu için gelmezdi. Bazı filmler de ‘sansür heyetince kesilerek kısaltılmış’ ya da ‘sansürlenmiş’ olduğu için ‘kuşa benzetilerek’ yollanırdı. Olayın özünü bilmeyen seyicilerimiz ‘ohooo!’ ya da ‘ne oldu şimdi?!’ diyerek tepkilerini göstermeye çalışırlardı. Çünkü filmin akışı değişmiş, aksamış ya da hiç bir neden yokken ‘olayların hızlanması’ gibi kopukluklar seyicide tepkilere yol açardı.Bu sırada ‘makinist’ de bazı okkalı sözleri duymazdan gelirdi sanırım.

Agâh Özgüç’ün 1976’da yayınlanan Sansür Dosyası adlı eseri ilk olarak ünlü rejisörümüz Metin Erksan’dan alarak okumuştum 1981 sonunda. Bilindiği gibi ülkemizin ilk uluslararası sinema ödülünü Berlin’de 1964’te Susuz Yaz adlı siyah beyaz filmi ile alan Metin Erksan’ın ondan önce çekmiş olduğu Yılanların Öcü bir bütün olarak 1962’de İçişleri Bakanlığı’na bağlı ‘sansür heyetince’ uğrar. Kaldı ki Susuz Yaz filminin ‘sansürlenmesi’ olayı ise başlı başına bir polisiye olaydır, desem olayları hiç de abartmamış olurum.

Preveze Öncesi 1538 adlı televizyon dizisinde senaryo yazımı ve altyapı çalıoşmaları için yaklaşık bir yıl birlikte çalışma imkanı bulduğum Metin Erksan da çoğu sinemacı ya da basın yayın çalışanı gibi ‘ahlakî sapkınlıklar ile müstehcenlik dışındaki hiç bir alanda’ sansür ya da yasaklama uygulamasına gidilmesini istemezdi. Çünkü bu tür uygulama, başlı başına bir sanat ve düşünce alanı olan yayıncı ve sanatçı kişiliklerin gelişmesini engeller; bağlı oldukları kurumları (TRT) da Türk Sineması’nı da cüceleştirir(di).     

Ayrıca TRT Kurumu içerisinde yer alan üç aşamalı ‘denetim ve redaksiyon’ adlı işleyişten de neler çektiğim(iz)i, ancak biz biliriz. Bu konudaki ‘öz denetim’ ya da ‘oto sansür’ yanında en masum açıklamaları ile kimi ekonomik kavramların hatta bir tek ‘ve’ kelimesinin bile ne tür’denetim kavgalarına yol açtığını’ yıllarca yaşadım.

Yaşadığımız çekişmelerin içerisinde yürürlükteki yasalara (özellikle Basın Kanunu’na) göre ‘tekzibe uğramak’ istemezdik. Ancak bu çerçevede bazı konularda aylarca emek verdiğimiz çalışmaların geriye çekildiğini ya da eklemeler çıkartmalar yaparak yenden ‘denetime sunulduğunu’ sanırım bu işleyişten kimi zaman emek ve harcamalar yönünden zarar gören TRT çalışanları umarım bir gün yazacaklardır.

Devlet yüce amaçlar için bazı kurallar koyabilir

Adı ister denetim ister sansür ister kişisel haklara saldırıların önlenmesi olsun yasakçı bir alanda özgürlüklerden söz açılması tek kelime ile ‘saçmalık’ olsa gerektir. Elbette her bir kişinin özgürlüğünün sınırları diğer kişilerin rahatsızlık duymaları (mutazarrır olmaları) ile sınırlıdır.

Sansür ya da denetim kavramı içerisine ‘kişisel haklar’, ‘onur’, ‘itibar’,’güvenlik’, ‘şöhret’, ‘meslek haysiyeti’, ‘devlet düzeninin korunması’, ‘özel konutun dokunulmazlığı’, ‘ailenin korunması’, ‘yer altı örgütlenmelerinin öğrenilmesi’, ‘genel ahlâkın korunması’ ‘hukuka  aykırı saldırıların önlenmesi’, ‘kara para akışının denetlenmesi’,’devlet bilgilerinin sızdırılmaması’, ’din ve vicdan hürriyetinin sağlanması’, ‘kamu güvenliği’ ve ‘gençlerin korunması’ gibi yüce amaçlar  yerleştirilir.

Bu sıraladıklarım bir devletin bir bütün olarak toplum huzurunu korumak için başvuracağı nedenlerden yalnızca bir kaçıdır. İnsan Hakları ilkelerini uygulamak yanında kişilerin özel hayatlarını ortaya çıkartmak ve kimi suçlamalar için kullanılmamak şartı ile bu amaçlar herkes için genel geçer değerler arasındadır.

Kamuoyuna bilgi vermek çok mu zor?

Bir kişinin, bir kuruluşun ya da bir avukatın her hangi bir 'haksız durum', 'kişiliğe saldırı' ya da 'yalan haber' ile 'hakaret' içerikli kimi yazılardan dolayı yürürlükteki yasalar gereğinde yazdıkları - suç unsuru içeremeyecek olan- 'tekzip' yazıları; kamuoyunu aydınlatmak için yayınlandığı halde, varlıkları ile övündüğümüz Yargı Makamları'nın kılı kırk yararcasına verdikleri kararlar neden kamuoyunun bilgilendirilmesi amacı ile yayınlanmaz anlayabilmiş değilim. Umarım daha şeffaf bir toplum ya da 'daha şeffaf bir yargı' için; yakın bir gelecekte yapılabilecek yeni düzenlemeler ile Mahkeme Kararları da gerekçeleri ile birlikte kamuoyuna duyurulmaya başlanır.

Soruyorum: Bir tek kişinin kişiliği, huzuru, maddi ve manevi  durumu göz önüne alınarak yasal güvence altına alınan ‘tekzip hakkını kullanmak’ yolu ile toplumu aydınlatması ve ilgilileri uyarmasının güzelliği yanında; her hangi bir Mahkeme Kararı  ‘bilgi edinme hakkı’  bakımından neden geniş toplum kesimlerinden esirgenmektedir? Yazılmış bir yargı kararının aynı sanal alana yerleştirilerek kamuoyuna duyurulması çok mu zor? Ayrıca ‘bilgi edinme hakkı’ çerçevesinde ‘sanal ortamda bilgi vermek’ çok önem verildiğini sandığımız İnsan Hakları içerisinde açık açık yazılmamış olsa bile, çağımız açısından gerekli değil midir?

Ne olur birileri bu konuyu en uygun araçları da kullanarak kamuoyuna açıklasın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 1013
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster