Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Eylül '09

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
778
 

Sanal sohbetler

Sanal sohbetler
 

Konuşurken karşınızdakinin gözlerinin içine bakar mısınız? Yoksa gözlerinizi kaçırır mısınız? Ben, karşımdaki insanın gözlerini görmeden konuşamam. Konuşsam da huzursuz, rahatsız hissederim kendimi. Bir şey anlattığım anda gözlerime hiç bakmamışsa, dinlendiğimden kuşku duyarım. Belki de bu yüzden, karşımdaki insanla sohbet ederken, güneş gözlüğü takmasına katlanamam. Hele ki koyu renk camlıysa.

Bir de; bırakın gözlerinize bakmasını, karşınızdaki insanın gözlerini aslında hiç görmemişseniz; mimiklerini, jestlerini hiç bilmiyorsanız, sohbetin zorluğunu düşünün. İnternet sohbetlerinden söz ediyorum elbette.

Belki sizin yazdığınız cümleyi okuyup kahkaha attı, belki de gözleri doldu okurken, bilemezsiniz ki. Ya da sigarasından bir nefes çekti, kahvesini yudumladı o anda. Yan gözle televizyona da bakıyor olabilir, bilemezsiniz.

Ahmet Altan'ın çok sevdiğim bir yazısı vardır. O yazıda bir mektuptan söz eder. Şimdiye uygularsak e-mail, ya da internet sohbeti olarak varsayabiliriz.

Sen, belki de bu mektubu aslında sana yazdığımı hiç bilmeden okuyacaksın.
Ben, senin bunu okurken parmağınla yanağına dokunduğunu, gözlerini hafifçe kıstığını, saçlarını kulağının ardına attığını görmeyeceğim.


Tıpkı söylediğim gibi, değil mi? Gözlerini kısarak okurken gözlerinden yaşlar da süzülmüş olabilir, bilemezsiniz.

Elimin uzanamadığı yerlere kelimelerimle sokulmaya çalışmamın, kırılgan harflerden kurulmuş görünmez bir köprüden sana doğru yürürken düşmekten böylesine korkmamın, sana tek bir bakışla anlatabileceğime inandığım ve birçoğunun belki bir ismi bile olmayan birçok duygunun her birine isimler bulmaya uğraşmamın beni nasıl yaralayıp yorduğunu bilmeyeceksin.

Kırılgan harflerden kurulan o görünmez köprüdür sizi karşınızdaki insana ulaştıran. Yazarın dediği gibi, aslında tek bakışla anlatılabilecek bir duyguyu yazıya aktaramamak insanı nasıl da yorar. Belki yüzyüze olsaydınız, gülümseyecektiniz ılık ılık. Ama gülümsemeniz görünmüyor ekrandan.

Ve sen de yoksun.
Belki de hiç olmayacaksın.
Sözcüklerden oluşturmaya uğraştığım bir köprüden sana ulaşmaya çalışacağım.


Gözlerini belki de hiç görme şansınız olmayacak sohbet arkadaşınızın. Ona ulaşabileceğiniz tek köprü sözcüklerden oluşturduğunuz köprü olacak.

Değerli yazar Cahit Uçuk'un da çok güzel bir yazısı vardır bu anlattıllarımı destekleyen.

Kızımı uyutmalıyım. O akrep burcundan. Benden doğduğu halde çok başka. Olaylara benden daha olumlu bakmakta, hiç de yıkılmış değil. Yatmaya gitmeden önce beni öptü ve eliyle interneti işaretledi. O dünyaya açılan pencereyi sen de aç anne, ben açtım öyle arkadaşlar buldum ki...

Arkasından baktım ve onun dediğini yaptım. Sayfalar, sayfalar, sayfalar, hepsi gerçekten dünyanın her bir yanına açılan pencereler. Ve birdenbire bir pencere açıldı önümde. Orada gördüklerim beni yaşadığım dakikalardan çekip aldı, hem de kolaylıkla.

Dünyanın çevresinde dolanmak da ne kadar kolay, 2001. yılın akılalmaz sihirli penceresinde biriyle karşılaştım. Konuşmaya başladık. Nasıl bir konuşma? Dilsiz, sessiz, dudaksız ama yürekten yüreğe. Büyülü, sihirli bir konuşma. Sanki, sanki içimin derinliklerindeki karanlıklarda bir şimşek çaktı. Ama tıpkı konuşmalarımız gibi sessiz sedasız değildi. İki fırtına bulutu birbirleriyle yüreklerimizin karanlık enginlerinde çarpışmıştı. Bu nasıl sihirli, büyülü bir karşılaşmaydı.

O benden resim istemişti, ben de ondan. Resmi gönderdim. İşte o anda, onun yüzünde bir şimşek, o zamana kadar hiçbir yüzde bu gülüşü görmemiştim. Bir şimşek çaktı sanki o gülüşte. Gözlerinin içinde, güneş güneş sıcacık, insanı sarıveren, bütünüyle sözlerle söylenemeyecekleri, en kısa en büyük bir sadeliğin sonsuzluğunda ileten bir gülüştü bu.


Gözleri görmeden konuşmak çok zor. Yüzdeki ifadeyi görmeden konuşmak daha da zor. Karşınızdaki insana, belki de 10 ayrı ses tonuyla ' Beni bir kere dinler misin? ' diyebilirsiniz. Kiminin içinde öfke vardır, kiminde merhamet, kiminde ise kahkaha. Bilemezsiniz, çünkü görmüyorsunuz. Bu durumda da yapabileceğiniz tek şey var; karşınızdaki insana güvenmek. Güvenmiyorsanız zaten sizin sohbet arkadaşınız olamaz karşınızdaki insan. Güvensizliğin üstüne hiç bir şey kurulmaz. Kaldı ki dostluk kurulsun, hem de sanal olanından. Oysa, yaşayıp bilenler için gerçek yaşamdaki dostlardan çok daha özlenesidir sanal dostlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gözlerinin içne baka baka konuşmak elbette bambaşka ama yazışmalarda da öyle hoş iletişimler olabiliyor ki doğruyu bulmak gerek tabi gerçek dünya için de geçerli bu .Ama çok güzel bir konuya değinmişsiniz ,teşekkür ediyor selam ve sevgiler yolluyorum size

Şennur Köseli 
 02.10.2009 9:31
Cevap :
Sevgili Şennur, haklısınız. Ben kendi adıma sohbetin her türlüsünü severim. Yeter ki içten olsun ve karşımdaki insan beni yanlış anlamasın. Ben de size sevgiler yolluyorum...  02.10.2009 12:07
 

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum! Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini? Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını? İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza? Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız? Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir? Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman? Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını? Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında? Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda? Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor? sevgi ve saygıyla..

ŞERMİN ÇIKRIKÇI 
 02.10.2009 0:42
Cevap :
Şermin hanım, yazdıklarınıza itirazım yok elbette. Benim söz ettiğim de ender de olsa bulunabilen sanal dostlarla ilgiliydi. Böyle bir dostu bazen gerçek yaşamdaki dostlarınızdan çok özleyebilirsiniz gerçekten. Mektup yazmayı da mail yazmaktan çok severim açıkçası. Ama takdir edersiniz ki posta kutularına artık mektup değil faturalar geliyor:) Sevgiyle...  02.10.2009 12:04
 

Ses titreşiminden anlayabiliyor insan samimiyeti...Ve yazılı sözcüklerin sesini duymaya başlıyorsun,şaşırarak...Ve güvenip güvenemeyeceğini anlıyorsun... Aslına bakarsan, gözlerine bakmazsam konuşamam, bakmıyorsa dinleyemem...Yüzünü görmezsem iletişim kuramam...Yaşadıkça, daha neler göreceğiz kimbilir?:)... Sanal başlayıp gerçeğe dönüşen en gerçek, en güvenilir, en tatlı dostuma kocaman sevgilerimle...

fatma iyibilgin 
 01.10.2009 1:04
Cevap :
Sevgili Fatma, senin yazılarından gelen sesi öyle doğru duymuştum ki. İyi ki de sesine ses vermişim. Yanında her cümlemi ölçüp tartmadan, huzurla konuşabileceğim ender dostlarımdansın sen. Kahkahan hiç eksilmesin kulaklarımdan. Sevgilerimle...  01.10.2009 13:09
 

Sanalda üç yıldır tanıdığım bir kardeşim Kütahya da yaşar ve İstanbul'a nişan için akrabasına geldi.. cumartesi günü bu kardeşim ve kuzeniyle oğlumda dahil buluştuk.İstanbul'u gezdirdik sonra eşimide aldık hep beraber yemeğe gittik. Çok güzel bir gündü..Hep demişimdir yine diyorum yazılarımda da dedim.. İnsan olan insan heryerde insandır bu sanal bile olsa.Güzel bir konuya değinmişiniz, haklısınız güven çok önemli... gerek sanalda tanıdığımız gerekse aile bireylerimizin bizlere güveni.Yalnız şuda var doğru tesbitte çok önemli..gerek reelde, gerek sanalda...sevgilerimle..

fugen 
 01.10.2009 0:17
Cevap :
Sevgili Fügen, ne kadar şanslısınız, ne kadar güzel bir sonuçla taçlandırmışsınız yazıdan yüze geçişi. Güven konusu çok hassas bir konu. Bazen uzun yıllar bile yanıltabiliyor insanı. İnsan olanın sanalı da gerçeği de aynıdır bence de. Sevgilerimle...  01.10.2009 13:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2070
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster