Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

17 Mart '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
6464
 

Sanat?.. Sanatçı?..

Sanat?.. Sanatçı?..
 

Son zamanlarda isteksiz yazdığımı biliyorum. Ama bildiğim halde neden yazdığımı da biliyorum. Yazımın içine serpiştireceğim nedenlerini. Aslına bakarsanız çok fazla önemli olmadığını da söylemeliyim.

Yıllar içinde dünya yürüyüşüm sırasında ilginç insanlar tanıdım. Sanıyorum onbeş yıl önceydi, bir heykeltraşla tanışmıştım örneğin. Yaşamını sürdürebilmek için yazları turistlerin heykellerini- büstlerini- yaparak geçimini sağlayan bir adamdı. Lümpen bir adamdı belki ama çok yetenekli olduğu eserlerindeki ayrıtılarında görülebiliyordu. Üstelik alkol sorunu olan bir adamdı ama sabahları elleri titremeye başladığında, "o an, yaptığı heykelin inceliklerini daha iyi işlediğini" söylerdi. Haklıydı da. O denli başarılı olurdu ki, tüm titreşimler çumura desen olur akardı.

Nasıl mı tanıştım?

Birgün müzik dersleri almaya karar vermiş, ben de öğrenciliğimin sonlarındaydım. Gitar falan öğrenmek niyetinde olan bir "yanlız şovalyeydi". Kendini böyle tanımlardı. Dersler ilk günlerde belli bir disipilin içinde ilerlerken zamanla fark ettim ki, aslında yanlızlığını paylaşmak isteyen bir insandı. Bir kaç ay boyunca diyaloğumuz sürdü. Müziğe yeteneksizdi, kendisine acımasızca da bunu söylememe rağmen o hep bir Erkin Koray olma hayali kurardı. Saçlarını, konuşmasını ona benzetir, eğer konseri falan olacaksa mutlaka giderdi. Zamanla gitar dersleri, yerine, sanatın diğer bir dalıyla tanışma arzusuna dönüşmüştü benim için de. Haftada iki gün yanına uğrar, bir saat kadar gitar çalışır, ardından o sıkılır, sonra rakı kadehini doldurarak bana da ikram etmek isterdi. Çoğu zaman etik bulmazdım ama bir kadeh dışında abartmadan ona eşlik etmeyi severdim. İlgimi çekense sohbetlerimiz olurdu.

"Sanatın ne" olduğunu tartışırken birgün bana sanat konusunda şu cümleleri sarf etmişti:

- Genç dostum, sanat zavallıların işidir. Ben de bir zavallıyım, o kadar.

Sonraki yıllarda uzun süre boyunca bu cümleyi düşündüm. Sanatın, insanın yücelişindeki bir "merdiven" olduğunu düşünürken, birdenbire işin içine "zavallı" kelimesi girmişti.

"Zavallılık"... Sanki insanın kendisini zorlaması gibi; zavallılık...

Sonraki günlerde yaşam hikayesinin ayrıntılarında dolaşmaya başladık. Öğretmen olarak başladığı "meslek" hayatına, yeteneğinin fark edilmesi üzerine ünlü bir heykeltraşın kapılarını açması, beş yıl kadar kendi tanımıyla onun "yanındaki kölelikten" sonra, önceden bıraktığı öğretmenliği de saymazsak, özgürlüğe yelken açması, Akdeniz sahillerinde zengin turistlere hizmet ve alkol birlikteliğinde keyifli geçen yıllar. Hiçbir yere ait olmamanın, yersiz ve yurtsuz olmanın zamansızlığında, oradan oraya sürüklediği hayatı dışında, hala kendisini bırakmayan yeteneği.

Normal bir yaşam sürene duyduğu özlemdendi sanıyorum kendi yaşamını zavallı olarak tanımlaması belki de. Ama yine de günü kurtaran ve "günü kurtaran zafere" kadehini hergün şerefe kaldıran bir adam olmayı seviyordu.

Daha günlerde gitara karşı ilgisini yitirirken, müziğe karşı aşırı yeteneksiz olduğunu kabul etti. Derslere son vermiştik. Birkaç ziyaretimden sonrada kendisini görmedim. Şimdilerde nerede, ne yapardır bilmiyorum.

Yanlızlığını paylaşmak isteyen "zavallı şovalyeyle" heykel dışında resim sanatı üzerine de dialoglarımız olmuştu. Çoğu zaman onu monoluğa iter, uzun konuşmalarını dikkatlice dinlerdim.

Uzun dialogları-monoluğunu- sıkmamak adına dillendirmek niyetinde değilim. İşin, "sanatın ne olduğu ve sanatı yapanın -sanatçının- kim olduğuyla" ilgili birkaç lakırtı tarafındayım.

Anadolu'da gece hayatı denince, aklıma, köylere incik boncuk satmaya gelmiş kandırıkçıların renkli arabaları gelir hep. Eğri-büğrü ışıklarla yazılmış "gazino" yazısındaki zoraki renk cümbüşünün hemen altındaki köhne gece kulüplerinde şarkı söyleyen kadınlara "sanatçı" deme geleneği hep dikkatimi çekmiştir bir de. "Şu gazinoda iki bayan sanatçı var, diğerinde bir" vs.

Ama, onlar için hep şarkı söyleyen "bir kadındır" sanatçı. Erkekse, adı "türkücü" olurdu.

Neyse, yıllarca "sanatçı", "zanaatçı" arasındaki tanımı, muhafazakarca, keskin çizgilerle kafamda ayırdım. Eğitimi ve yeteneği birleştirmiş, evrensel anlamda onay almış kişiye sanatçı diyordum. Tabi, türkü veya şarkı söyleyen de "zanaatçı" tanımını hak ediyordu benim için. Böylece beynimde güzelce tanımlar yerlerine oturmuşken, birgün fark ettim, "halk sanatçıları" adı verilen bir gurup vardı. Bu insanlar deyişler geliştirmişler, "aşık" ismini almışlar; ama ne nota ne de düzen hak getire, adları "halk sanatçısıydı". Üstelik yadırgamıyordum da. Çelişki içimde yürümeye başladı. Yahu kimdi sanatçı?

Piyanist sayın Hüseyin Sermet, "30 tane piano sonatını çok iyi çaldıktan sonra jazz çalabilirsiniz" dediğinde, bir çok jazz pianistinin doğaçlama çaldıklarını ve yeni ritimlerle kitleleri peşlerinden sürüklediklerini de görünce, üstelik bir tane bile sonat çalmamışları varken aralarında, bu tanım da çok doğru sayılmazdı benim için.

Mimar Sinan'ın sanatçı olmadığını kimse iddia edemezdi, çünkü eserleri ortadaydı. Ama onunda Osmanlı ordusuyla, yıllar süren yolculuklarda edindiği mimari gözlemlerinin etkileri yadsınamazdı.

Uzatmayayım; taklitle başlayan, ardından üzerine "kendinden birşeyler koyan" olabilir miydi sanatçı?

Buna gelecek yazımda değinirim.

Şimdi eksik kısmı tamamlamalı: Sanatçı, çevresindeki huzurla beslenmez, aksine hayat; sürekli tedirgin oklarıyla dürttüğünde sanatçıyı, yeteneğini dürtücektir.

Her sanat eserinin hamurunda acıyla yoğrulmuş "huzursuzluk" vardır: Sonunda "aşkınlık" gelir.

sonra yine yazarım birşeyler...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

harika bir öyküydü... O kadar güzel yoğurmuşsun ki hamuru... satırlardan yaratılan bir heykel gibi... Ellerine sağlık cicomun... Merkezden sevgiler:-)

yeşilsoğan 
 15.04.2008 18:16
Cevap :
cicom, nasılsın? teşekkür ederim, sağlıcakla kal.  15.04.2008 18:37
 

Sonunda "aşkınlık" gelir demişsin ya? Herkes mutlu olmak ister. Değil mi? Sanatçı da, sanatında hedeflediği yere gelip mutlu olmanın peşinde değil mi? Bunun yolu huzursuzluktan geçiyorsa bile? Sevgilerimle...

Lale Beşe 
 17.03.2007 22:04
Cevap :
Merhaba Lale hanım, sanatçı aslında kendisi için en kolay işi seçer. Zekası - sanatçı zekidir- onu yeteneklerini kullanmaya iter. Chopin, Paris'e giden bir trende piano konçertosunu bestelerken 70 kişiyle aynı anda ve stranç aynar gibidir. Üstelik olmayan satranç tahtaları yüzünden akılda tutacağı hem geçmiş hem de gelecekteki hemlelerin sayısını düşünmek bile istemem. Bizler için ne denli zorsa, onun için o denli kolay olabilmekte. Ama yeteneklerin gelişip anlam kazanabilmesi için son derece zor ve acılarla yüklü eğitimlerini de tamamlamak zorunda. Dil geliştirip üretebilmesi için işin matematiğini de bilmeli. Yeni, gelecek, içindir hep huzursuzluk. "aşkınlık" için blog yazacağım. Henüz erken. sağlıcakla kalın, teşekkür ederim.  18.03.2007 12:35
 

Gerçekten yazınızı okurken ben bunların neresindeyim diye düşündüm. Dediğiniz gibi çok huzurlu bir ortamda ne kadar yaratıcı olurdum bilmiyorum. Aslında bunun güzel örnekleri var. Mesela ustalardan Chopin ya da Beethoven eserlerini para kaşılığı satmasaydı ya da geçimini bundan sağlamak zorunda kalmasaydı ne kadar yaratıcı olabilirdi??? Ya da yaratmak istermiydi?? Aynı şeyler benim içinde geçerli sanıyorum. Eğer çok zengin olsaydım zevk için beste yapardım ve ne kadar başarılı olurdum bilmiyorum :) Sanatçı sözcüğü ise bana göre hayatını, kendini sanatıyla ifade eden, gerçekten bunu bir iş olarak ya da popülerizm için değil kendi hayat anlayışını sanatıyla birleştiren ve gelecek nesillere ekolünü ve getirdiği yenilikleri bırakabilen insanlar için söylenmeli. Sanıyorum o zaman gerçek sanatçılar ortaya çıkacaktır. Yazınızın devamını bekliyorum :) Sevgiler....

Açelya ÜLGENAY 
 17.03.2007 14:52
Cevap :
Çok teşekkür ederim yorumunuz için. üreten bir sanatçının herrşeyi önüne koyduğunuzda üretmeye devam edecektir ama ürettiklerinin eşsizliği ve titizliği kaybolacak, sıradanlaşacaktır. Sanatçı kendisi için en kolay ve en iyi işi yapar; yeteneklerini üretir. Sanatçının dalgın dünyası, para pul işlerine yer vermez. Acısı da keyftir onun için. Her sanatçı azıcık melankolik ve acısever olmak zorundadır. Huzur, para, pul, yerine kızgınlık ve ökfedir Beethoven. Chopin melankoliktir, çünkü tbc lidir ve nişanlısı sırf bu yüzden terketmiştir onu. Prelüdleri derin bir acının izlerini taşır. Lizt, çok uzun yaşamıştır, çok eseri vardır. Ama dev üçlü, gencecik ve acı çekerek ölmüşlerdir. Herkes de tüm dünyada onları hemen tanır. Motzart, Beethoven, Chopin. Bach bir "aşkındır". sağlıcakla.  18.03.2007 12:55
 

zavallılık olmalı mıdır?Sanat veya sanatçı uzak ufuklara yelken açmak gibidir.Yarının ne getireceğini bilmeden gitmektir bedeninde bir çok duyguyu barındırarak.Kıyıda ayakları yere basan,tekneleriyle sadece birazcık açılan insanlara göre ne gerek vardır böyle bir serüvene....Hem zaten giden geldiğinde ne yaşadığını anlatacaktır.Bilmediğin okyanuslara açılmaktansa geleni dinlemek daha akıllıcadır kıyıda kalanlara göre.Fırtınayı,yağmuru,güneşi,dalgaları yaşayanlar ise daha şanslıdır kendilerine göre.Her zaman bir adım önde olan ve ne yapacağını bekleyenler olacaktır.İki tarafta zavallı olarak görür birbirini belkide....

Ufaklık 
 17.03.2007 9:31
Cevap :
Merhaba, "zavallılık" tanımınındaki renklere bakmalı. Bazen bir güzelliği görüp kendinizi ona karşı aciz veya zavallı hissedebilirsiniz. Salyeri, motzartın eserlerine bakıp kendisini mutlaka zavallı hissetmiştir. Sanatı biraz yukarı alalım. O, biraz ulaşılmazda kalsın. Sanata hizmet etmek isteyenler de saygılı olsunlar sanata. Sanatı bilmeyenlerin oylarıyla sanatçı seçilenler asla kendilerini zavallı hissetmezler. sağlıcakla kalın, teşekkür ederim.  18.03.2007 12:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 533
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster