Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
79
 

Sanatçı olmak

Sanatçı olmak
 

Mehmet Erbil: Birlikte Olmak


Sanatçı olmak düşü çoğu kimsede kilit vurulmaz bir tutkudur. Yazar, çizer, boyar ve birşeyler yapar kendince kişiler. Ortaya koydukları sevilir, beğenilir ya da tam tersi el ile itilir bir kenara. Kaçınılmaz bir sonuçtur bu. Sevilmek ya da tutulmak o kişinin değeri ile eş orantılıdır. Nedir öyleyse bu değerlilik?

İşte çözümü gereken de budur. Arar durur herkes bu çözümü sağlayacak yolları. Kimileri ders alır çevresinin yetenekli saydıkları kişilerinden. Kimileri de okullara yönelir. Öğrenirler akademik kuralları. Onlarca en doğru yol sayılır. Kuralları öğrenmek, kuralların ışığı altında kendi yapıtlarını ortaya koymak... Ne denli başarılı olurlar? Ancak bunu çevremize bakınca anlarız. Bunlar arasında adını duyurabilenler, yine adını sanat ortamına silinmemek üzere sindirenler vardır. Oysa yola çıkanlar, sanata yönelenler oldukça çoktur. Öyleyse nedendir adını duyuranların azlığı?

Kanımca bunu anlamak kolay. Sanatçıların yaşamlarına bir göz atmak, bir bakıma çözüme vardırır bizi. Ayrıca sanatçıların çalışmalarına yön veren etkenlere bakmak, çalışma yöntemlerine eğilmek de sonuca vardırabilir bizi. Böylece onları kendi ortamaları içinde değerlendirmek fırsatını elde ederiz. Onları yönlendiren, çalışmalarına güç ve direnç katan, yeni oluşumlara yönelmelerine neden olan kaynakları da tanımış oluruz. Bu tanıma onların kişiliklerine vardırır bizi. Örneğin, İngiliz yontucusu Barbara Hepworth'ün yaşamı bunun için en güzel örnektir. Sanatçı başarısını bir kıyıdaki evine yerleşerek sağlamıştır. Arka arkaya yapıtlar ortaya koyması bu nedenledir. Sanatçı sık sık kıyıya yönelir, taşları, dalgaları ve kuşları inceler tükenmez sabrıyla. Bakışlarını onlarla besler, onlarla doldurur dağarcığını... Kısaca doğayı bu yönüyle değerlendirir.

Ne güzel demiş Paul Cezanne, "Öğretmeniniz doğa olsun." diyerek.

Öyleyse doğaya yönelmekten başka çıkar yol yok. Doğada ne bulursak kendi düşüncelerimize uygun, ne geçirirsek ele , didik didik etmek gereği çıkıyor karşımıza. Yol bu oluyor, en belirgin iz bu oluyor sanata varmak isteyenlere. Kesinkes başlangıç noktası doğa olacak ilk çıkışta. Taşı, toprağı ile yol gösterecek doğa yola çıkanlara. Ne var ki, dilinden anlamak gerekiyor. Rodin de haklı oalarak "Doğayı yorumlayınız." diyordu. Arkasından "Doğanın dilini sanatın diline çeviriniz." diye ekliyordu. Doğru söze ne demeli. Boşlukta durmuyoruz ya, çevremizde bir yığın kaynak var bizler anlarsak. Anlar hale gelirsek, doğada bizden parçalar var, biz varız, bizim yaratıcı yönümüz var. Kolay değil doğadaki bizi bulmak... Kolay değil yaratıcı olmak. Zaten düğümde burada. Düğmü çözmek, geriye kaçmamak gerek. Bilinçli yönelişler, bilinçli arayışlar gerek... İşte kendimizi duyurmanın yolu budur. Yılgınlık duymadan, engelleri bir bir, kişiliğimizin damgası olacak çözümlerle aşmak zorunluluğu vardır.

Bu konuda yine Cezanne "İlerlemenin doğaya gitmekten başka yolu yoktur." dememiş miydi? Öyleyse herşeyin başı, tüm düğümlerin çözüldüğü yer doğa oluyor. Herşey var demiştik doğada. Arayana, didinene herşey var. Bunları bulup çıkarmak, ayırmak gerek doğadan. Güçlü bir kişilikle yapıtlara dönüştürmek gerek. Gerçek budur. Çünkü "Kendisi hariç olmak üzere sanatta olan herşey doğada vardır." diyor C. Lolo. Ya Paul Klee? O'na da kulak verelim, bu konuda bilelim ne düşündüğünü: "Ressam, doğanın olmuş olarak sunduğu "şey"leri dikkatle inceler. Onları inceledikce de şu sonuca varır: Olmuş bitmiş doğa yerine "yaratma"ya yer vermek." Alın işte kalıp gibi söz size. Neresinden bakarsanız bakın, ne yandan incelerseniz inceleyin, sanatçı kişiliğin varlığını duyarsınız . Sanatçı kişilktir ki, sırasında kafa tutar doğaya. Sırasında doğayı da adam eder. İşte ondan sonradır ki, sanat ortaya çıkar. "Ressam kendini doğayla bir tutar, onunla yarışır." Alın işte bu da Leonardo Vinci... Yok diyebilir misiniz? Olmaz böyle şey deyip, kesip atabilir misiniz? Yok öyle yağma. Yok . Çünkü kişinin sanatçı olabilmesi için doğayı aşması gerekiyor. Doğayı aşarak, bazan da doğayı tamamlayarak çıkması gerekiyor ortama. Ne denli bilenirse, ne denli donanırsa, ne denli doğayı yorumlama yeteneği ile girerse sanat ortamına, o denli güçlü olur kişi.

Her sanatçı kişiliğnin altında da ayrı bir güzellik vardır. Bu güzellik kişilere özgü, kişlere göre anlam ve duyum doludurlar. Sanatçı ile izleyiciler arasında kopmaz bağ oluştururlar. İşte bu bağ sanatın kendisidir. Sağlamlığı oranında, sanatçıdan izleyiciye, izleyiciden topluma, toplumdan da yıllara, çağlara uzanıp gider.

Sanat budur bence.

Ne mutlu bu uzanışı gerçekleştirebilen yaratıcı kişilere.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster