Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
39
 

Sanatçı ve siyasetçi denklemine bir bakış

Sanatçı ve siyasetçi denklemine bir bakış
 

Sanatçı-siyasetçi denkleminde de gözlemleyebileceğimiz tatsızlıklar vardır aydın ile örgütler arasındaki ilişkide. Kişisel olarak epey takip ettiğimi söyleyebilirim, üzerine çok okuduğumu da… Bir ara fırsat bulursam yazacağım sanatçıyla siyasetçi arasında bitmek bilmeyen didişmeyi…
 
Ancak bu yazıda, “derin” değil de azıcık sığ, sanatsal hiç değil, hani muhataplarının pek de hoş görülmeyeceği noktasına odaklanacak meselenin.
 
“Aydın siyasal örgütü, örgüt siyasal aydını nasıl aldatır”, konumuz budur. Her örnek için geçerli değildir “aldatma” kuşkusuz ama her durumda sağlıklı bir zemin için cesaretle üzerine gidilmelidir, çarpık, arızalı olanın.
 
“Aydını siyasi ve ideolojik konumlanışını hem tarihsel hem güncel boyutlarıyla, öncelikli olarak kendi entellektüel üretimine göre belirleyen kişi olarak tanlayabiliriz”.
 
Demek ki ve illa olumsuz anlama gelmemek üzere aydının yapısına kuvvetli bir “ben” içerilmiş, içerilmek zorunda. Bunu nasıl kullandığı, nasıl kontrol ettiği, nereye yönlendirdiği önemli.
 
Söylediklerimiz aydın tanımının marjlarını çok geniş tuttuğumuzda bile geçerli. Ancak Marksist aydınları özellikle zorlayan bir mesele var. Marksist aydın, anlama ve yorumlamanın ötesine geçme iddiası taşır. İddianın realize edileceği düzlemse örgütlü mücadeledir. Bunun gereğini yapmak her durumda mümkün olmasa da, farklı kanallardan siyasi örgütlerle rezonansa girmek neredeyse kaçınılmazdır. Arıza tam da bu noktada başlar.
 
Aydının, son tahlilde kendisiyle aynı amaç uğruna mücadele eden siyasi yapılara, kendi birikimi ve alışkanlıkları üzerinden not vermesi kaçınılmazdır. Bu aynı zamanda mesafeyi rasyonalize etmenin de bir yoludur.
 
Sonra…
 
Aydın örgüte, kendicinin sahip olduğu bilgi, beceri ve görgüye sahip olmayan bir “özne” olarak bakmaya başlar. Beğenmez, beğenmediğini çoğunlukla gizleyecek kadar terbiyelidir ama fırsat buldukça ve çoğunlukla herkese çaktırmadan bunu hissettirir. Böylece eşitler arasında bir ilişkiden iyice uzaklaşılmıştır.
 
Bir kural mıdır bu? Elbette hayır. Ama oldukça yaygındır.
  
Peki, daha sonra ne olur?
 
Aydın, beğenmediği örgütü yönetebileceğini, en azından şekil verebileceğini düşünmeye başlar. Bu aynı zamanda yönetilebilir örgüt, yönetilebilir siyasetçi-örgütçü arayışıdır. Üretimi sorgulanmayacak, el üzerinde tutulacak, daha da fenası muhtaç kalınacak bir üst ve dış akıl.
 
Burada artık ikiyüzlülük vardır. Çünkü aydın “düzey”den hareket ederken, bir anda düzeysiz olanı tercih eder hale gelmiştir. İnceden alay ederek, parmağında oynattığını düşündüğü siyasetçi-örgütçü tayfasına övgüler yağdırır, cesaretlendirir. “Bizim Çocuklar”dır artık örgüt onun gözünde, hatta içlerinde gözünü kestirdiği elebaşı ile cilveleşir. Nasılsa aynı dünyaların insanı değillerdir, varsın ötekisi kendini bir şey sansın!
 
Aynı ikiyüzlülüğün örgüt cephesinde de ürediğini herhalde söylemeye gerek yok. Vasata talim eden bir örgüt, gelişkin olana hem öykünür hem onu küçümser. Kendileri bu işlerin hamallığını, emektarlığını üstlenmekle, birileri de dışarıdan ahkam kesmekte, üstelik de gerçeklerden kopuk yaşamaktadır. Aydının saygınlığı, örgüt-siyaset işlerine burnunu sokmadığı, haddini bilmediği sürece geçerlidir. Böylece vasatı yönetenler örgütü ellerinde tutar ve kendilerine bağladıklarını düşündükleri aydından lojistik destek alırlar. Herkes alanını bilecek!
 
Böylece örgüt aydını, aydın örgütü pışpışlar, herkes birbirini idare etmekte ya da öyle sanmaktadır!
 
Buradan hastalık, sığlık ürer, gelişkin düşünce ve devrimci siyaset asla!
 
KÖTÜ, CAN SIKICI…
 
Ama böyle olmak zorunda değil. Bunun dışına çıkılan örneklerde, belki gerilim ortadan kalmıyor ama geliştirici, dürüst ve son tahlilde mücadelenin kolektif hanesine yazan bir ilişki kurulabiliyor. Çok da güzel oluyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 27.03.12
 
 

Dağcılık sporu ile çocuk yaşlarda tanıştı. 1984 yılında ilk yüksek irtifa tırmanışını gerçekleşti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster