Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
499
 

Sanatın ve sanatçının ahlâksızını sevmiyorum

Sanatın ve sanatçının ahlâksızını sevmiyorum
 

Günlük hayatımızda çok kullandığımız pek çok kelimenin anlamını sorsalar, çoğumuz anlatamayız. Bildiğimiz kelimeyi bile anlatmakta zorluk çektiğimize göre, terimleri açıklamamız daha da zor olur.

Tarifi en zor terimlerden biri de herhalde sanattır. En genel anlamıyla “sanat, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesidir” diyebiliriz. Tarih boyunca her dönemde tartışılan ve farklı şekillerde tanımlanan sanatın, evrensel bir değere ve güzelliğe sahip olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz.

Göze hoş görünen güzel bir manzara, kulağa ahenkli tarzda yansıyan bir beste, geometrik özelliklere sahip muhteşem bir yapı, dünyanın neresinde olursa olsun, insanlara müthiş bir duygu, bedii bir zevk verir.

Tabiatın bize bahşettiği doğal güzellikler yanında, sanatın anaforuna kendini kaptırmış özel kabiliyetli insanlar, bu duyguları bize başka şekillerde yaşatabilmek için kendi gayretleriyle hazırladıkları, oluşturdukları eserleri bize sunarlar.

Onlara biz sanatçı diyoruz.

*****

Sanatçılar, olağanüstü kabiliyeti olan yaratıcı insanlardır. Bu kabiliyetlerini geliştirmek için özel eğitim de alırlar. Bu bağlamda kendilerini farklı bir yerde görmeleri normal sayılabilir. Ancak eğitimin bir amacı da insanı insan yapan özellikleri elde etmektir.

Eğitim almış bir sanatçı, “toplumun önünde” yer alan özellikli bir insandır. O yüzden gençler onlara özenirler, onlar gibi olmak isterler.

Gençlerin kendilerine örnek aldığı diğer şahsiyetler gibi, sanatçılar da bu yüzden özel hayatlarına daha da dikkat etmek zorundadırlar.

Gerçi sanatçı isyankâr bir tavra sahip, irdeleyen, sorgulayan, herkesin göremediğini gören ve başkalarına da gösteren kimse demektir. Bu özellik onu sanatının zirvesine çıkarmaya yardımcı olur.

Normal bir insan düşünün, kalabalık karşısına çıkmaya utanır, onlara herhangi bir şekilde hitap etmekten çekinir, hasbelkader sahneye çıkarılsa, elini kolunu nereye koyacağını şaşırır.

Oysa tiyatro eğitimi almış biri için bunlar o kadar basit şeylerdir ki…

Rahatlık, girişkenlik, kolay iletişim kurmak, sanatın böyle bir dalını seçenler için olmazsa olmaz şartların başında gelir.

*****

Yalnız bütün bu özellikleri, takdir edersiniz ki, sanatçının sanatını icra ederken kullanması gerekir. Hani boksörlerin yumruklarını sadece boks maçında konuşturması esastır ya…. Normal bir kavgada bir boksörün yumruğu, darp âleti olarak nitelendirilir.

Geçmiş devirlerde, sanatçılar, yaşantılarıyla da topluma ve gençlere örnek oluşturan insanlardı. Buradaki “örneklik” dürüstlük ve insanlık konusunda olurdu. Çünkü çoğu, sefalet derecesinde parasızlık ve yoksulluk içinde yaşarlardı. Yine de gururlarını ayaklar altına alıp kimseye boyun eğmezler, kişiliklerinden taviz vermezlerdi.

Günümüzde popüler sanatçılık, yani parasından ve şöhretinden yararlanılan sanatçılık ön plana çıktığı için, hak etmediği halde ünlü olan, çok paraya kavuşan, ünlü olduğu için de paparazilerin peşinde koştuğu insanlara sanatçı deniyor.

Normal hayatın tadıyla yaşamaya kanaat getirmeyenler, anormal bir yaşam tarzı seçerek, toplumla ters düşebilecek hareketler yapmaktan da geri durmuyorlar.

Bu cesareti nereden buldukları belli… Paradan… Para çoğaldıkça ne yazık ki, insanlık azalıyor bazılarımızda…

Günümüz sanatçıları, durumlarını bildikleri için, açık açık kendilerinin örnek alınmamasını söylemekten de çekinmiyorlar. “Biz rahat ve özgür bir hayat yaşamak istiyoruz. Başkaları bizi örnek alacak diye hayatımızı kısıtlamaktan yana değiliz” diyebiliyorlar.

*****

Ben sanatçıları “çok özel insanlar” olarak düşünüyorum. Örnek alınması, idol seçilmesi gerektiğine de inanıyorum. Ancak benim idollük anlayışım, çalışkanlık, gayret, fedakârlık, dürüstlük gibi insanî değerlerden besleniyor. “İnsan” özelliği olmayan birini niye kendime örnek alayım ki…

Şimdiki gençlerse tam tersine sanatçıların ününü, zenginliğini, rahat ve çılgın hayatını örnek alıyorlar. Bu özellikleri taşıyan herkes onlar için idol olabilir. Sizin anlıyacağınız sanat ve sanatçılık burada sadece bir araç, amaç değil…

Sanatçı bir anlamda toplumun malıdır. Onu ünlü yapan da, ona zenginliği veren de toplumdur. Bu bağlamda sanatçı her şeyini topluma borçludur.

Hatta uluslar arası üne sahip sanatçıların bütün insanlığa borcu vardır. Bu yüzden sanatçıların milliyeti, dini bile olmaz. Dolayısıyla onlardan insanlar hakkında renk, din, dil, ırk, cinsiyet ayırımı yapması da beklenemez.

Dünyanın en hümanist insanları sanatçılar olmalıdır. Ben bu manada sanatçının siyasi görüşünü belirtmesini bile doğru bulmuyorum. Elbette bir insan olarak onların da siyasi bir görüşü, vatandaş olarak oy verecekleri siyasi bir parti olacaktır.

Bunu kamuoyuna deklare etmelerinde, ne kendileri, ne partileri, ne de toplum için bir yarar vardır.

*****

Son zamanlarda bazı sanatçılarımızın hükümet aleyhinde tavır takındıklarını, bunu açık açık sergilemekten de çekinmediklerini görmekteyiz. Bunlar sadece hükümeti tenkit etmekle de kalmayıp, ülkeyi terk etmekten, burada rahat ve huzurlu bir hayat yaşayamadıklarından ve böyle bir korkuyu sürekli hissettiklerinden bahsediyorlar.

İnsanların zihinlerinde canlanan imaj nasıldır, doğrusu bilemiyorum. Ama sekiz buçuk yıldır iktidarda olan bu hükümetten, -olumsuz tepkilerine rağmen- sanatçılara karşı yanlış bir hareket yapıldığını sanmıyorum.

Belki onlar tepkilerine aynı şekilde karşılık verileceği gibi bir endişeye kapıldılar. Ama böyle bir şeyin olması aslâ mümkün değil.

Şu gerçeği hepimizin anlaması lazım. Bu ülkede belli bir kesime karşı yıllardır ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldı. Ama karşılık olarak sayısal çoğunluğa da sahip olan bu kesimden hiçbir tepki gelmedi.

İktidarın gücünü sürekli hissettirerek, her fırsatta vatandaşı ezen, aşağılayan, hakkını yiyen, yasal haklarını bile elinden alanlar, iktidarın el değiştirmesi karşısında, kendilerine ne kadar âdil de davranılsa, yaptıklarını bilerek ve düşünerek, aynı şeylerin kendi başlarına geleceği vehmine kapılıyorlar.

Ama küçümseme, alay etme, aşağılama, insan yerine koymama, yasal hakkı da olsa onu elinden alma, eşitlik ilkelerine uymama, insan haklarına sahip çıkmama konusunda, hâlâ o çok değerli sanatçılarımız, toplumun değerlerine ve bireylerine karşı içlerinde taşıdıkları düşmanlık duygusunu açığa vurmaktan da hicap duymuyorlar. Taşıdıkları sıfatlara yazık…

Çok eskilere gitmeye gerek yok… Sayın Müjdat Gezen’in Ak Parti oylarıyla ilgili yaptığı komik (!) espri, sayın Zeki Alasya’nın Emek sineması ile ilgili söylediği sözler ve nihayet Devlet Tiyatrosu’nda başörtülü seyircilere yapılan ahlâksız davranış…

Bu başörtülü hanımlardan birinin sayın başbakanın kızı olması, ayrı bir talihsizliktir…

Düşünebiliyor musunuz bu ülkenin % 60’ını teşkil eden fertlerin kızları özgürlük ortamında bırakın üniversiteye gitmeyi, tiyatroya bile gidemiyorlar. Kim tehdit altında, kim ülkede yaşamakta zorlanıyor, kim bu ülkeyi terk etmeye daha yakın, buyrun siz karar verin.

Yıllardır fiili olarak, fiziki olarak bu hakaretlere maruz kalanlar, haklarını arayacak herhangi bir merci bulamazken, kimselere sesini duyuramazken, ortada hiçbir şey olmadığı halde, hayali korkularından dolayı hükümeti suçlayabilenler, acaba aradaki farkı algılayabiliyorlar, yapılan haksızlığı ve adaletsizliği biraz olsun anlayabiliyorlar mı?

Ahlâk, insana değer katan, onu diğer canlılardan ayıran en önemli bir vasıftır. Gerçek insan, kimseye zararı olmayan, herkese eşit mesafede olup insan hak ve özgürlüklerine sevgi ve saygı duyabilen kişidir.

Bu özellikleri taşımayanlar, yani insan olamayanlar, ne kadar ünlü ve zengin de olsalar, “sanatçı” olamazlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah Ahmet Beycim, yine olayın nasıl olduğunu, orada neler yaşandığını bilmeden yandaş medya edasıyla sarılmışsınız kaleme.Öncelikle başbakanın kızı da olsa bir tiyatroda üstelik de en ön sırada oyuncuların gözünün içine baka baka cakkıdı cukkudu sakız çiğnemek büyük ayıptır.İkincisi oyuncu Başbakanın kızını tanımak zorunda değildir, benim de tanımadığım gibi.Aynı oyuna benim Ankara'dan arkadaşlarım da gitmiş.Aynı şekilde o gün de birilerine sataşmış laf atmış.Hatta arkadaşım keşke en önde otursaydım da bana da takılsaydı diye önde oturanları kıskanmış.Seyirciyi oyunun içine katmak için yapılan küçük ataklardır bunlar.Buna tülüat denir ve Türk Tiyatro sanatının içinde de bol bol kullanılır.Tabii bunu bilmek için de tiyatroyu bilmek gerekir.Eğitim şart...

sariyerli1 
 15.04.2011 15:59
Cevap :
Yazının konusu farkındaysanız sadece bu konuyla ilgili değildir, geneldir. İkincisi siz de çakkada çukkuduyu candaş medyaya bakarak söylüyorsunuz. Üçüncüsü olayın "başbakanın kızı" olmasıyla alakası yoktur. Kimseden başbakanın kızını tanıması ya da ona özel bir muamele yapması beklenmemiştir. Dördüncüsü bu tür seyirciyle ilişki kuran, seyirciyi de oyuna katmak isteyen oyunların önceden bilinmesi ve bildirilmesi gerekir. Herkes sizin arkadaşınız gibi buna gönüllü olmayabilir. Beşincisi buna tülüat denmez. Tulûat yazılı metne bağlı kalınmadan veya yazılı metin olmaksızın doğaçlama oynanan oyun demektir. Katkılarınız için teşekkr eder selam ve saygılar sunarım  18.04.2011 18:59
 

İnsanın yeryüzünde varoluşundan bugüne sürekli değişim yaşamış ve çoğunlukla her dönemin ahlaksızlığı da daha sonraları olağanlaşmışken, standart her dönem geçerli bir 'ahlak' tanımı yapmak mümkün mü? yine 'düşünce üretenler' ve 'sanatçı' tanımlananlar genellikle dönemlerinin genel kurallarının dışında yaşamışken; 'sanatçının ahlaklısı' tanımının en özet halinin ne olduğunu merak ettim. Saygılar...

Kadri KANPAK 
 14.04.2011 17:05
Cevap :
Felesefi açıdan bakarsak elbette ahlâk çok soyut ve göreceli bir kavram. Zamana, şartlara, kültürlere göre değişir. Yine de hepimizin dolaylı olarak bildiği ve kabul ettiği bir sınır vardır. Genelgeçer saygı ve görgü kuralları çerçevesinde insan bazı şeyleri yapmaması gerektiğini bilir. Sanatçı belli seviyede eğitimi ve kültürü olan bir insan olarak bu ayırımı yapabilecek kapasitedir. Özgürlüklerin kullanılması bile sınırlıdır. Toplum olarak insanların birlikte yaşayabilmesi için, başkasının özgürlüğü başladığı noktada, diğerinin özgürlüğü biter. Sanatçı olduğu için bu sınırları zorlamaya, bu kurallara uymamaya kimsenin hakkı yoktur. Birey olarak, "insan" olarak, hem de herhangi bir uyarıya gerek kalmadan, örnek olacak şekilde sanatçı kuralları uygular, gerekeni yapar diye düşünüyorum. Sınırsız bir özgürlük olamayacağına göre sanatçı içinde bulunduğu toplumun şartlarına göre durumunu ayarlayacaktır. (özet yazmak o kadar kolay değil) Katkınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım  14.04.2011 18:33
 

(Özür dilerim teknik bir hata oldu cevap yazarken bilmiyorum yanlış bir tuşa mı bastım ekran kapandı ve cevap yayına girdi.) Kapalı bir kadının açık bir kadına bakış açısıyla açık bir kadının kapalı bir kadına bakış açısı arasında hiç fark yoktur ve olmamalıdır. "Ama benim bakış açım ve tenkidim haklı" düşüncesi yanlıştır. Sanatı estetik bir güzellik olarak tanımlarsak, sanata ve sanatçıya sınır getirmeyi tartışmamıza gerek kalmaz diye düşünüyorum. Toplumun ahlâk anlayışını her şeyin üstünde tutması gerektiği kanaatinde olduğum için sanatçının "ahlaksız bir sanat eseri" yapacağını tasavvur edemiyorum. Ahlâksızlık ahlaksızlıktır. Herhalde sanatı olmaz, ya da bana göre olmamalı. Bilmiyorum bunu özgürlüklere karşı olarak anlamak mümkün mü? Tam tersine sanatçılar sanatlarıyla toplumu eğitmek, onlara seviye kazandırmak, kişilikleriyle de insanlara örnek olmak zorundadırlar ki, bunun içinde ahlâki öğretiler de vardır. Katkılarınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.

Ahmet YILMAZ 
 14.04.2011 16:27
 

Bu bilgilendirici ve öğretici yazınıza teşekkür ederim. Başbakan'ın kızını iddiaya göre başörtüsü yüzünden rencide eden tiyatro oyuncusunu Kültür Bakanımızın uyarmasına bir anlam verememiştim. Yazıyı okuyunca ilişkiyi kurabildim. Oyun devlet tiyatrosunda sahnelenmiş. Bu da sanatçının toplumsal tepki çeken sahne davranışına devlet adına bakanın uyarı mahiyetinde müdahil olmasını olağan yapıyor.

Muharrem Soyek 
 14.04.2011 15:51
Cevap :
Kuralları en iyi bilen ve uygulayanların entelektüel kişiler olması gerekir. Sanatçılar da toplumun gözbebeği insanlar olmalıdır. İnsan olarak hepimiz bir şekilde hata yapabiliriz, bu da olağan bir durum ama, "birileri tarafından uyarılmak" gerçekten belli bir seviyedeki insan için züldür. İnsan nerde ne zaman ne yapacağını ve ne yapmayacağını bilmeli diye düşünüyorum. Katkınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  15.04.2011 12:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster