Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '06

 
Kategori
Sanat Tarihi
Okunma Sayısı
1327
 

Sanatların geleceği ve geleceğin sanatları

Bilim doğruya, ahlak felsefesi iyiye, sanat güzele hizmet eder. Bilim ve felsefe düşünceye, sanat ise duygulara seslenir.

Temel 5 duyu-dilimiz vardır: Görsel, işitsel, sözel, motor (devinim) ve kimyasal (tat, koku, duygular).

Temel 9 sanat dalı vardır: Müzik, tiyatro, dans, resim, heykel, mimari, fotoğraf, sinema, edebiyat. Sinema yalnızca 110 yıllıktır. Fotoğraf ise 135 yıllıktır. Demek ki tarih boyunca yeni sanat dalları çıkabilmektedir.

Müzik işitsel + kimi sözel; tiyatro görsel, işitsel, sözel, motor; edebiyat sözel dili kullanır. Sinema tiyatronun kullandığı tüm dilleri, yeni teknolojiyle ondan çok daha başarılı kullanarak onu geçmiştir.

Yeni bir duyu-dil icat edilebilir mi?

Matematik ve mantık dilleri kendisi de tümüyle soyutlama olan, elmayı görmek gibi somut algılara dayanmayan, sözel dilden çıkarsanan, yeni öte-soyut-alt dillerdir. Demek ki bu da mümkün. Bir düşünce filmi olan İzo’da, kahramanın filmin finalinde bir Möbiüs şeridinde koşuyor olması, matematik dilinin sinemada yeri olduğunu gösterir. Bir örnek daha vardır ki muhteşemdir: ‘Berlin Alexandr Meydanı’nda baş kahraman karısına yumruk atarken, fondaki ses Newton’un hareket yasasını dile getirir: İtme verilen cisimler hareket eder (F = m x a) ve filmde de kadının kafası savrulur.

Bilimkurgu gelecekteki herşeyle haşır neşir olduğu için yeni sanat türleri de tasarlar. Asimov duyguları etkileyen vizi-sonor’u, Lem sinemadan daha gerçek deneyimler sunan ‘real’i anlatır.

Holografik sinema mümkün ama ticaretin ilkeleri gereği, önceki ürünlerin ticari ömrü bitmeden, yeni ürün piyasaya sürülmez. Japonlar kokulu filmi denediler ve başardılar. Bunun sinemalarda yaygınlaşması birkaç onyıl alabilir.

İnsanlar duygudan düşünceye doğru evrilirken, sanat da bilime doğru evrilmektedir. Bunu en güzel örneği bilimkurgunun sanat iken, gelecekbilimin bir bilim dalı olmasıdır. Aslında ikisi de aynı konularla ilgilenmektedir.

Sinema tüm olanakları sonuna dek zorlarken, doğrusal olmayan zamanlar da tasarlatmıştır ve bunu fizik henüz yapamamış durumda. Doğrusal olmayan zaman tersinebilir, heterojen, çok boyutlu ve süreksiz olabilir. ‘Memento’, her biri doğrusal ilerleyen 5’şer dakikalık 20 parçanın 20.’den 1.’ye doğru gösterilmesiyle oluşur. Henüz filmi çekilmemiş ama er geç çekilecek olan ‘Mülksüzler’ ‘7-1-8-2-9-3-10-4-11-5-12-6-13’ parça sırasıyla ilerler ve romanın anafikri olan, artı yazarın başka bir romanına da ad vermiş, ‘Daima Eve Dönmek’ düşüncesini mükemmel bir praksis içinde bizlere sunar.

Mimari giderek bir sanat dalı olmaktan çıkıp, özü olan ergonominin neredeyse hiç kullanılmadığı bir zanaat durumuna regresyon yaşamaktadır. Heykel ise, başlangıçta ritüel zanaatı iken, sonradan sanat durumuna yükseltgenmiştir.

Bugün hala kullanageldiğimiz ve genelde artık olumsuzlanan ‘catharsis’ (özdeşleşerek arınma) durumu, gelecekte 5 temel-duyuyu birden kullanan sanat dalları için kaçınımaz olacaktır, çünkü etkilenmemiş bir duyumuz olmadığı için bu imkansız olacaktır. Belki de bu durumda yeni bir duyu-dil evrilebilir, diğerlerini izleyen ve yorumlayan bir öte-duyu-dil.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2217
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 497
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster