Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
612
 

Sanayi toplumu … Türkiye ve Aydınları

Sanayi toplumu … Türkiye ve Aydınları
 

Sanayileşme demek, aynı zamanda burjuvalaşma/işçileşme, yani şehirleşme (kentleşme) demektir. Klasik toplumsal gelişme şaması, kırsal / feodal ümmet toplumundan, kentsel / burjuva millet toplumuna dönüşmeyi öngörüyor. Bir devrimin ardından gelen sıçrama ile”kutsal” monarşiler yıkılır yerine “laik” cumhuriyetler kurulur. Kapalı feodal ekonomiden açık liberal ekonomiye geçiş ile süreç tamamlanır. Esas unsuru din ve dinsellik olan feodal kültür yerine, esas unsuru laiklik olan ulusal kültür bileşimi oluşur.

Bu aşamaya ulaşmış batı toplumları, kapitalizmin sömürü düzenini uygulayabilmek adına, bu yolda olan milletlerin sanayileşmesini önlerler, sadece kendi kültürlerini ihraç ederler. Bu iş içinde büyük bir iştahla ülkelerinde yetiştirdikleri beyni yıkanmış aydınları kullanırlar. Özellikle Tanzimatla birlikte Osmanlıyaya yapılan da budur. Avrupada yetişip oranın kültürü ile yoğrulan, beyni yıkanmış, milletinden uzaklaşmış, Türk olmayı adeta küçültücü bir şey olarak algılayan aydınların Osmanlıyı getirdikleri yer ortadadır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık çabaları sürerken bu aydınlar Amerikan veya İngiliz mandası olmanın daha yararlı olacağını savunmaktan vaz geçmemişlerdir. Çünki onlar kimlikleri her ne kadar Osmanlı (Türk denmeyi çoğu kabul etmez) ise de, beyinleri batı kültürleri ile yıkanmış adeta Osmanlı ülkesinde onların bir temsilcisi haline gelmişlerdi. Tabii bu kategoriye girmeyen bir kısım aydının neler çektiğini Osmanlının son dönemlerini inceleyenler çok iyi bilirler.

********

Türkiye’de yavaş yavaş kırsal / feodal toplum yapısı çözülmüş, şehirleşme başlamıştır. Ne var ki gerçek, ulusal, yoğun ve yaygın sanayi kurulamadığı için, kırsaldan kentlere yığılan kalabalığın işçileştirilmesi / burjuvalaştırılması, özetle şehirlileştirilmesi mümkün olmamıştır. Kente göçenlerin çoğu, şehirlileşemediklerinden köylerinin bir benzerini kentin varoşlarında kurmuştur. Bu kuşak ne yazıkki ne köylü, ne kentli olabilmiştir.

Ayrıca, ulusal demokratik devrimlerin itici gücü olan ulusal burjuvazi, ülkemizde bir türlü palazlanamamıştır. Gelişmişlik hep bir kültür sorunu gibi algılanmış, batı taklitçisi aydınların gerek işin ekonomik boyutunu gerekse ulusun tarihten gelen kültürünü yok saymaları ile kendileri gibi taklitçi bir aydın kuşağının geleceğe egemen olacağı düşünülmemiştir.

Batı, en büyük düşmanı Mustafa Kemal olarak görür. Bunun bir sebebi yok olmak üzere olan bir ulustan bağımsız bir Türk devleti oluşturmasının yanında ölene kadar, öz kültürü ile barışık, bir aydın kuşağı yetiştirmek, ülkeyi hızla sanayileştirmek, batı toplumlarına eş değer bir toplum meydana getirmek olan çabalarıdır.

Atatürk’ün ölümünden sonra batının da desteği ile ön plana çıkan taklitçi aydınlar ve sanatçılar, hızla halka yabancılaştılar, onunla dirsek temasını kaybettiler. Bu yüzden, örneğin Japonya, gelişmiş ülkelerin sanayisini inceleyip ekonomik kalkınmaya yönelirken, Tanzimat, Meşrutiyet hatta Cumhuriyet aydınları (Atatürk dönemi dışında) o ülkelerin kültürlerini ve kültür kurumlarını içimize aktarmayı kalkınma için yeterli saymıştır.

*********

Ne yapmak lazım?

Önce şehirleşmenin rayına oturtulması lazımdır. Bu iş geniş öçüde ulusal sanayiin geliştirilmesi ile olur. Sanayileşeceğiz ki, o şehirde oturanlar toplumun üst yapısını oluşturabilsin, o düzende yaşamayı, gereğince davranabilmeyi öğrenebilsin. Ancak bu da yeterli değildir. Mutlaka ulusal kültür bileşimi ile tamamlanması gerekir. Aksi halde aydın ve halk arasında hep bir ikilik olur ve daha kötüsü de tarihin derinliklerinden gelen kültürümüzü unuturuz.

Çok özendiğimiz batı aynısını yapmıştır. Hem sanayileşip birer sanayi toplumu oldular, hemde tarihlerini ve kültürlerini yok saymadan, yeni koşullara uygun bir sentez ürettiler. Gerçek çağdaşlık, gerçek ilerleme, onlara kayıtsız şartsız biat etmek, ellerinde bir kukla olmak değil, uyguladıkları yöntemi kendi koşullarımıza uygulayıp, kimliğimize ve geçmişimize uygun, geleceğimizi garanti altına alan orijinal bir sentez üretebilmektir.

Bu pencereden baktığımızda, günümüz iktidarının kıblesi batı, saatleri Newyork’a, Londra’ya, Brüksel’e ayarlı aydın yöneticileri ile ne kadar başarı sağlarız, ayrı bir yazı ve tartışma konusudur.

2009-12-20

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dost, ben boşuna ısrarla, "Tevhid-i Tedrisat" bozulunca her şey bozuldu diye yazmıyorum... Eğitim bozulunca, yabancı dille eğitim yapan okullar, dini eğitim yapan okullar açıldı... Bu birincilerinden Batı dillerini öğrenmiş, kendi halkına yabancı enteller yetişti... (Şimdi hepsi AB'ci ABD'ci...) İkincilerden de iktidardakiler... Tam da emperyalizmin istediği gibi bu iki kitle şimdi MÜTTEFİK... Peki AYDINLAR mı, canım onlar bunlara göre ERGENEKONCU... Eski ülkücü ve mafyacılarla beraber yargılanıyorlar... Saygılar dost...

UFUK KESİCİ 
 22.12.2009 9:54
Cevap :
Mehaba, O zaman gündüz vakti elde fener aydın aramak gerekiyor. Vah benim güzel memleketim... Saygı ve selamlar...  22.12.2009 10:39
 

Gelişmiş ülkelerin sanayileşme sonrası,kültürel değerlerini koruduğunu düşünmüyorum.Sanayileri gelişirken aç gözlülükleri de paralel gelişti ve hep daha fazlasına göz diktiler.Sömürü politikaları zaten hiç değişmedi.Tarih boyu da yeni kılıflarla istediklerini hep aldılar.Toplama kültürlerle,şu haliyle de dejenerasyonun son demlerininde varlıklarını hala sürdürebilmelerinin,tek nedeni;itici güçleri olan ortak dinleridir.Entegrasyon, globalleşme bir yere kadar.Haçlı zihniyetini asla değiştirmeyecekler.Bizim de yapmamız gereken,aynı bilinci oluşturma gayretidir.Selam ve saygıyla..

selma alp 
 21.12.2009 15:05
Cevap :
Merhaba, Yorum ve katkılarınız için çok teşekkür ederim. Saygı ve selamlar...  21.12.2009 18:00
 

Malesef bu ülkede kendine aydın diyenler, 1920 yılların başındaki İstanbul Aydınlarından daha berbatlar ve ihanet içindeler. Selamlar, saygılar...

Mesut KARİP 
 21.12.2009 11:19
Cevap :
Merhaba, Ulusal aydını az olan toplumların başına gelenler belli. Bizdekilerin çoğunluğu da sizin işaret ettiğiniz gibi. Saygı ve selamlar...  21.12.2009 13:31
 

Anahtarı da DEMOKRASİ ve KALİTE'dir. Her şeyde kalite... Yatırımların en büyüğü insana olan yatırımdır. İnsana olan yatırım geleceğe, geleceğe olan yatırım uygarlığa, uygarlığa olan yatırım da BARIŞ ve SAADET'e olan yatırımdır.. Hep sorarım kendi kendime... Milyar Dolarlar harcayıpta FUTBOL ANTRENÖRÜ ithal eden bir ülke neden PROFESÖR ithal etmez. Neden Urfada bir Oxford veya Yale kurupta vadıda bizmi okumadık tarzı ürünlerin önüne geçilmez. Efendim bizim profesörlere verseniz o milyar dolarları bakın neler oluyor....??? Neler oluyor.....??? Zaten veriliyor.... ama hiç bir şey olmuyor.... Öğrenciler sokaklarda kan revan içinde sözde ülke kurtaracaklar..... Hiç duydunuzmu Oxford yada yale gibi üniversitelerin öğrencilerinin eylem yaptıklarını ve kan revan içinde üniversitelerine döndüklerini. Peki ne yaparlar o öğrenciler düşünürler. Kafalarındaki tüm sınırlayan çizgileri ve renkli çizgileri bir tarafa bırakıp ellerinde kağıt ve kalem düşünürler yazarlar ve çizerler. Hepsi o.

Atila SARUHAN 
 21.12.2009 1:01
Cevap :
Merhaba, Eğer bir yabancı ülkenin çıkarlarına hizmet edecek beyinler yetiştirecekseniz Prof. ithal edebilirsiniz. Yok ulusumuzun çıkarına hizmet edecek beyinler yetiştirecekseniz, o evsafta bir Prof. bulabilirmisiniz bilemem...  21.12.2009 17:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1508
Toplam yorum
: 5843
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1652
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster