Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '18

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
435
 

Sanayileşmenin Anlatılmayan Gizli Tarihi: Neden Bizim Bir Toyota, Sony’miz Yok (1)

Sanayileşmenin Anlatılmayan Gizli Tarihi: Neden Bizim Bir Toyota, Sony’miz  Yok (1)
 

Bilgi, kendisinden yeni bilgiler üretildiğinde daha değerli olmaktadır.


Bir zamanlar, gelişmekte olan bir ülkenin önde gelen bir araba üreticisi ilk binek otomobillerini ABD'ye ihraç etti. Bu küçük firma, o güne kadar sadece tapon ürünler – daha zengin ülkeler tarafından üretilen kaliteli ürünlerin kötü taklitlerini- üretmişti. Bu otomobil çok karmaşık bir şey değildi.  -sadece ucuz ve küçük bir arabaydı (bazıları bunu ‘dört tekerlekli bir kül tablasıdiye adlandırabilirdi). Fakat bu, ülke için çok önemli bir andı ve ihracatçıları da gurur duyuyorlardı.

Maalesef, ürün başarısız oldu. Çoğunluk, küçük otomobilin gayet kötü göründüğünü düşündü. Konu hakkında yeterli bilgisi olan alıcılar, sadece ikinci sınıf ürünlerin yapıldığı bir yerden gelen bir aile arabası için önemli miktarda para harcamakta isteksizlerdi. Yeni otomobilin ABD pazarından çekilmesi zorunluluk haline geldi. Bu felâket ülkenin vatandaşları arasında esaslı bir tartışmaya yol açtı.

Pek çok kişi, firmanın basit tekstil makineleri imâlatı olan asıl işinde kalması gerektiğini ileri sürüyordu. Zaten, ülkenin en büyük ihracat kalemi ipekti. Eğer firma, 25 yıllık denemeden sonra iyi arabalar yapamıyorsa, bunun bir geleceği de yoktu. Hükümet, araba imalatçısına başarılı olması için her türlü fırsatı vermişti; yüksek gümrük tarifeleri ve otomobil endüstrisinde yabancı sermayeli yatırımlara getirilen sert kontroller firmanın iç pazardaki yüksek kârını garantilemişti. On yıldan daha kısa bir süre geçmemişti, firmanın eli kulağındaki bir iflastan kurtarılması için kamu parası dahi kullanıldı. Dolayısıyla da o tarihlerde durumu eleştirenler 20 yıl önce ülkeden kovulan yabancı menşeili arabaların ülkeye dönüşü için araba ithalatçılarına yeniden izin verilmesi gerektiğini ileri sürdüler.

Aynı fikirde olmayanlar da vardı. Bunlar otomobil üretimi gibi 'ciddî' bir endüstri geliştirmeksizin hiçbir ülkenin, hiçbir yere varamadığını ileri sürdüler. Herkese çekici gelecek arabalar yapmak için sadece daha fazla zamana ihtiyaç duyuyorlardı.

Yıl 1958'di ve gerçekte o ülke Japonya'ydı. Firmanın adı Toyota'ydı ve araba Toyopet diye anılıyordu.

Toyota tekstil makinaları (Toyoda Otomotik Dokuma Makinası — Toyoda Automatic Loom) imâlatçısı olarak iş hayatına başladı ve 1933'te araba üretimine geçti. Japon hükümeti, General Motor ve Ford'u 1939'da kapı dışarı etti ve Toyota'yı 1949'da merkez bankasının (Japonya Bankası) parasıyla iflastan kurtardı.

Bugün Japon otomobilleri İskoç som balığı veya Fransız şarabı kadar doğal görünüyorlar. Fakat 50 yıldan daha kısa bir süre önce Japonlar da dâhil pek çok kişi, Japon otomobil endüstrisinin var olmaması gerektiğini düşünüyorlardı. 

Toyopet yenilgisinden yarım yüzyıl sonra, Toyota'nın lüks markası Lexus, Amerikalı gazeteci Thomas Friedman'ın kitabı, Lexus ve Zeytin Ağacı (The Lexus and the Olive Tree) sayesinde bir bakıma küreselleşmenin ikonu oldu.

Kitap, başlığını 1992 'de Japonya'dayken Shinkansen hızlı trenindeki yolculuğu esnasında Friedman'a gelen vahye borçlu. Friedman, Lexus fabrikasına kendisini adamakıllı etkileyen bir ziyarette bulunmuş. Toyota City'de bulunan otomobil fabrikasından Tokyo'ya dönerken trende okuduğu gazetede, uzun süre muhabirlik yaptığı Orta Doğu'daki sorunlara ilişkin sarsıcı bir makaleyle karşılaşmış. 'kendini Dünyanın daha iyi bir Lexus üretmeye adayan geri kalan yarısının, küresel sistemde başarılı olmak için ekonomik modernleşme, etkinleşme ve özelleştirme yönünde kararlı göründüğünü; oysa diğer yarısının — hattâ bazen aynı ülkenin yansının, bazen aynı insanın yarısının — hâlâ hangi zeytin ağacına kimin sahip olduğu kavgasını sürdürdüğünü' fark etmiş.

Friedman'a göre, zeytin ağacı dünyasındaki ülkeler, kendilerini Friedman'ın Altın Deligömleği (Golden Straitjacket) dediği belirli bir dizi iktisadî politikaya uyduramadıkları taktirde, Lexus dünyasına katılamayacaklardır.

Friedman, Altın Deligömleği'ni tanımlarken büyük ölçüde zamanımızın neoliberal ekonomik ortodoksluğunu özetliyor: Bir ülke bu duruma uyum sağlamak amacıyla, kamu iktisadî teşebbüslerini özelleştirmeye, enflasyonu düşük tutmaya, devlet bürokrasisinin çapını daraltmaya, bütçe dengesini tutturmaya (eğer fazla vermiyorsa), ticareti serbestleştirmeye, yabancı sermayeli yatırımların önündeki engelleri kaldırmaya, sermaye piyasalarındaki düzenlemeleri zayıflatmaya, ülkenin para birimini konvertibl hâle getirmeye, yolsuzlukları azaltmaya ve emeklilik sistemini özelleştirmeye ihtiyaç duyar.

Ona göre bu, yeni küresel ekonomide başarıya giden tek yoldur. Bu Deligömleği, haşin fakat coşturucu küreselleşme oyununa uygun tek kıyafettir.

Friedman durumu kategorize etmektedir: 'Altın Deligömleği'nin maalesef 'herkese uyan tek bir beden ölçüsü' vardır... Her zaman hoş, yumuşak veya rahat değildir. Fakat buradadır ve bu tarihsel sezonda askıda duran tek modeldir. '

Bununla birlikte, gerçekte Japon hükümeti 1960'ların başlarında serbest ticareti savunan iktisatçıları izleseydi, Lexus olmayacaktı. En iyi durumda Toyota, Batılı bir otomobil üreticisinin küçük ortağı olacak ya da en kötü durumda silinip gidecekti. Aynı şey, tüm Japon ekonomisi için de geçerli olacaktı. Eğer Japonya Friedman'ın Altın Deligömleği'ni daha önce giymiş olsaydı, ülke 1960'larda olduğu gibi Şili, Arjantin ve Güney Afrika'yla aynı gelir düzeyinde üçüncü sınıf bir endüstriyel güç durumunda kalacaktı.

O yıllarda Japonya, Fransız Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle tarafından, başbakanı bir 'transistörlü radyo satıcısı' gibi kovulup hakarete uğrayan bir ülkeydi'

Başka bir ifadeyle, eğer Japonlar, Friedman'ın tavsiyesine uysalardı, bugün Lexus ihraç etmeyecekler fakat hâlâ kimin hangi dut ağacına (ipek böceklerini besleyen) sahip olduğuna dair kavga ediyor olacaklardı. 

Toyota hikâyemiz, Thomas Friedman ve meslektaşlarının öne çıkardıkları küreselleşme hikâyesinde sarsıcı hususlar bulunduğunu ileri sürmektedir. Bunun ne olduğunu tam olarak söyleyebilmek için, öncelikle size 'küreselleşmenin resmî tarihi ' olarak adlandırdığı şeyi ve bunun sınırlılıklarını anlatmam gerekir.  

Bu tarihe göre, küreselleşme son üç yüzyılda şöyle gelişti, İngiltere 18. yüzyılda, diğer ülkelerden çok daha önce serbest piyasa ve serbest ticaret politikalarını benimsedi. 19. yüzyılın ortalarına kadar bu politikaların üstünlüğü İngiltere'nin muhteşem ekonomik başarısı sayesinde açık biçimde ortaya çıktı.

Diğer ülkeler de kendi ticaretlerini serbestleştirmeye ve ekonomilerini yeniden düzenlemeye başladılar. 1870'ler civarında İngiltere hegemonyasında mükemmelleşen bu liberal dünya düzeni; yurt içinde laissez-faire (bırakınız yapsıncı) sanayileşme politikalarına, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde güçlü para (düşük enflasyon) ve dengeli bütçe ilkeleri tarafından garanti edilen uluslararası mal hareketlerinin ve işgücü hareketlerinin önündeki düşük engellere ve makroekonomik istikrara dayanıyordu. Bunları daha önce görülmemiş bir refah dönemi izledi. (1)

...

Yukarıdaki yazılanlar özetlenirse:

-Japonya, yakın tarihe kadar, ürettiklerinin kalitesi ile alay edilen ülke sınıfındadır. (Japon başbakanı Fransa'da bir 'transistörlü radyo satıcısı' gibi kovulup, hakaret görmektedir.

-Japon Devleti, özel sektöre ait makine üreten bir fabrikayı, Merkez Bankası desteği ile iflastan kurtarmıştır.

-Küresel pazara yeni çıkan firmalar, oyunun kuralına uymak zorundadır.

Bunlar bilinenler. Peki, ya bilinmeyenler:

-Japonlar, Batı ile aralarındaki farkı kapatmak için yaklaşık iki asır içlerine kapanmıştır.

-Japonlar, dünyanın en sade (yoksul) yaşayan halkları arasındadır. Nerede ise kalkınma döneminde evlerinde hiçbir eşya (hasır ve mangal dışında) bulunmamaktadır.

-Japonlar dünyanın en çok okuyan insanları başında gelmektedir.

-Japonya’da halk, devlet nezdinde itibarlıdır.

Toparlanırsa: Japonlar, çok okuyan, çok çalışan, hiçbir israfta bulunmayan ve devletinden saygı gören toplumların başında gelir.

Bu örneklerden sonra Ülkemizin neden sanayileşmediğini anlayabilmek için yaklaşık iki yüz geriye gidiyoruz.

 

www.canmehmet.com

 

Devam edecek:

Resimler web sitasinden alınmış, yazılar tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak:

(1)”SANAYİLEŞMENİN GİZLİ TARİHİ”, Ha -Joon Chang, İngilizceden çeviren:  Emin Akçaoğlu. EOPS YAYINLARI-76   

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 979
Toplam yorum
: 2621
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1708
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster