Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '18

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
229
 

Sanayileşmenin Gizli Tarihi: Japonları Destekleyen Batı Türkleri Geçmişin Hesabıyla Çembere Alır (3)

Sanayileşmenin Gizli Tarihi: Japonları Destekleyen Batı Türkleri Geçmişin Hesabıyla Çembere Alır (3)
 

"Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz" Heny Ford


Sömürgeciler, 19. Asrın sonunda Avustralya ve Afrika dahil tüm dünyayı aralarında paylaşmıştır. Hızlanan sanayileşme için gerekli hammadde-enerjinin henüz paylaşılmayan son kaynağı ise, Osmanlı Devleti’dir.

Osmanlının dağılmasını, “Milliyetçilik Hareketleri”, Fransız Devrimi’ne bağlayanlar bu gerçeği gözardı etmemelidir.

Geçen bölümde Japonların kalkınmasında itici kuvvet olarak gösterilen, “Ülke içerindeki sağlanan birlik”, Osmanlı Devleti’nde sağlanamadığı için İmparatorluk dağılmıştır. Aşağıda bu süreçte yaşananlar çok kısa olarak aktarılmaya çalışılacaktır.

(Osmanlının dağılmasını) Özellikle 19.yüzyılın ikinci yarısında ivme kazanan milliyetçilik hareketleri…ulus-devlet diyalektiği ile açıklamak yanlış ve eksik olur…aynı dönemin temel dinamiklerinden olan emperyalizm olgusu içinde büyük devletlerin bu süreci hızlandırıcı etkilerinin de önemli bir payı vardır.

Özellikle Rusya, İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri, dinsel ve mezhepsel farklılığı bir nüfuz alanı olarak kullanmak suretiyle İmparatorluğun Balkanlardaki hakimiyetini sekteye uğratmaya dönük bir politika izlemişlerdir. Bu iki bileşenin sonucunda 20. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki varlığı büyük ölçüde sona ermiş ve siyasi harita yeniden şekillenmiştir. (1)

Kırım Savaşı nedeniyle ilk kez (İngiliz-Fransız bankerlerden) bir dış borç alarak ekonomik bağımsızlığını kısmen de olsa kaybeden Osmanlı Devleti, yukarıda açıklanan devletler tarafından desteklenen iç kargaşa ve isyanlarla Kuzey Afrika ve Balkanlardan elde ettiği gelirlerden mahrum kalır ve zorda olan ekonomisi, buradaki isyanlar nedeniyle iyice dengesini kaybeder.

Japonlar bu süreçte, içeride birlikleri sağlamanın arkasında hızlı bir şekilde kalkınmak için hareketlenirken; Osmanlı Devleti, Balkanlar ve Kuzey Afrika’da kasıtla çıkarılan isyanlarla uğraştırılmakta, ekonomisi çökertilerek, kalkınma için tüm enerjisi ve kaynakları silaha-savaşlara harcatılmaktadır.

(Batılılar için) Fikri temelleri Türklerin Anadolu’ya ayak basmalarına ve daha sonra Osmanlıların Rumeli’ne geçip Balkanlarda hakimiyet kurmalarına kadar uzanan Doğu Sorunu, eski adıyla Şark Meselesi (Eastern Question), son dönemlerde Batılı devletlerin Osmanlı Devleti karşısında takındıkları tavrın ve izledikleri politikaların ortak paydası olmuştur. “Merkezî ve Garbî Avrupa devletlerinin Sultan Mahmud-Mehmed Ali kavgasına müdahale ve tavassutları, Avrupa devletleri arasında uzun uzadıya diplomasi müzakerelerini istilzâm etti; bu sırada Yakın Şark ile alâkadar siyasî işlere “Şark Meselesi” denmek âdet oldu. Şark Meselesi, müverrihler (Tarihçiler)  ve siyasî muharrirler tarafından muhtelif tarzlarda tarif olunmuştur. Bunun en basit tarifi şudur:

Onsekizinci asırdan beri Avusturya ve Rusya devletleri, Osmanlı İmparatorluğu’nu istilâ etmeğe ve Hıristiyan tebaayı ayaklandırmağa çalışıyorlardı. O esnada Fransa Krallığı ise Osmanlı ülkesinin iktisadî istismarını kendine hasr için uğraşıyordu. Rusya ve Avusturya’nın bu tazyik ve Fransa’nın bu istismar faaliyeti, Fransa ihtilâli devrinde zaruri olarak gevşemişti.” (...) Rusya ise Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu idarî, askerî ve malî buhrandan istifade ile Osmanlı Devleti’nin “istiklâl ve tamâmiyetini tehdit eyliyordu. Rusya’nın bu tehdidi altında, Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmak ihtimalleri vardı; bütün Avrupa devletleri nazarında bu mühim bir mesele idi; “Şark Meselesi” denilen mesele işte budur.”(2)

Yukarıda açıklananlara ilave edilmesi gereken önemli bir husus daha vardır:

Osmanlı Devleti, Batı Dünyasınca sadece ekonomik beklentiler nedeniyle parçalanmamıştır.

Osmanlının parçalanmasının ana sebeplerinden birisi de Osmanlıların (Müslüman Türklerin) Anadolu ve Rumeli’ye (Avrupa’ya) ayak basmaları, yerleşmeleridir.

Bu noktada “Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz” diyen, Henry Ford’un sözünü tekrarlayarak ve özellikle gençlerimizin kendi tarihi gerçeklerini öğrenmeleri adına kısa bir gezintiye çıkacağız.

Batılı büyük düşünürlere göre Osmanlı, insanlık tarihinin görüp göreceği tek “Güneş Devlet” tir. (*) Osmanlı, kastedilen manada “Hasta“ değildir. Ortada bir hastalık varsa, bu: Hristiyan dünyasının, kendi itirafları ile Osmanlının bünyesine beş yüzyıl boyunca aşıladıkları virüslerdir.

Osmanlı, beş yüzyıl boyunca yapılan binbir çeşit saldırıya karşı direncini son ana kadar koruyabilmiş; 1918 Dünya şartlarının gereği olarak kendi iradesi ile bir Anka Kuşu (**) misali küllerinden yeniden doğmuştur.

Bu iddialı sözler, duygusal bir (Müslüman, Türk ve Osmanlı hayranı!) beynin değil, açıklandığı gibi insanlığın çok sayıda düşünen büyük beynin ortak ifadesidir.

Aşağıda ve ilerleyen bölümlerde, çok sayıda devlet adamı ve düşünürün bu konudaki tespit ve görüşlerine yer verilmektedir. Bunlardan birisi de, Romen Büyükelçi Trandafir G. Djuvara‘dır.  Diplomat-Tarihçi Djuvara, 1914 yılında yazdığı kitapta, bizim anlayamadığımız, daha doğrusu anlamamız istenmediği için doğru anlatılmayan Osmanlı gerçeğini bize tam ve doğru olarak aktarmaktadır.

Hıristiyan güçler, altı yüzyıldır Osmanlı Devletine değişik saldırılar düzenliyorlar. Parçalanması yüzyıllardır planlanan, çeşitli iç ve dış güçlüklere rağmen son zamanlara kadar direnebilen başka bir devlete rastlamak mümkün değil. Osmanlı Devletinin sonunun geldiği çok söylenmiştir, ancak Osmanlılar her seferinde ya kendi güçleriyle ya da beklenmedik yardımlar alarak ayağa kalkabilmişlerdir.

...18. Yüzyılda kimse Türkiye’nin sonunun yaklaştığını sanmıyordu. Mösyö Djuvara’nın (“Osmanlının paylaşılması hakkında yüz proje”nin yazarının) pek yerinde olarak yollama yaptığı Montesquieu: “Türk İmparatorluğu eskiden Greklerin bulunduğu zayıflık derecesindedir ; ama daha uzun süre yaşayacaktır; zira bu İmparatorluğu yıkmak isteyecek bazı hükümdarlara, Avrupa’nın üç tüccar Devleti hemen katılmayacaklardır” diyordu. Bu tahmin uzun süre doğru çıktı. 19. Yüzyılın büyük bir bölümünde Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığının Avrupa’nın dengelerini koruma açısından gerekli olduğu düşüncesi, üzerinde tartışma bile yapılamayacak bir gerçek sayılıyordu. Pitt’in şu ünlü sözleri biliniyor: “Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığının devamının İngiltere için bir ölüm kalım sorunu olmadığını söyleyen kimseyle tartışmaya bile girmem”. Ancak böyle görüşlere artık İngiltere’de: de başka yerde de rastlanmıyor. (***)

15 Mayıs 1889 tarihinde Godefroid Kurth  şöyle yazıyordu:

-“İslam başka hiç kimsenin yapamadığı, hatta cesaret edemediğini yaptı. Haç (Hristiyanlar) herkesi yenmişti. Hilal (Müslümanlar) ise haçı yenilgiye uğrattı. (3)

XI. Yüzyılda “Tanrı böyle istedi” denmişti. Bugün de aynı şey söylenebilir. O tarihlerde yaptığımız savaşın eşini bugün aynı düşmanlara karşı yapıyoruz”

Tarîh-i İslâm sırf akvâm-ı îslâmiyye’nin (Müslüman Toplumlar) zararına olarak akvam (Cemiyet) ve milel-i Mütecâvvirenin (komşu devletler)  terakkîyâti  (yükselme) tarîhi demektir. Ve binâen’aleyh ba’zı mahiyet-i diniyyeyi muhtevidir. (Fatih) Sultan Mehmed-i Sânî ile Sultan Süleyman-ı Kanuni’nin Hrıstiyan memâlîğindeki (Ülkelerinde) muzafferiyeti Hilâl’in Sâlib’e muzafferiyetidir. (İslam’ın Hristiyanlığa galip gelmesidir)  (4)

…Bizans İmparatorluğu’nun vârisi bulunan Osmanlı İmparatorluğu bu verasetin hem menâfi’ini (faydasını) hem de mehâzîrini (zararını) gördü. Her taraftan boğazlara sâhib bu imparatorluk bir hayli zaman Asya’ya müntehi (tamamlayıcı) olan Avrupa yollarına da hakîm bulunmakta ve kendi silahî kuvveti ile bütün Avrupa’yı merkezî üzerine icrâ-yı hükm ve nüfuz eylemekde idi. (söz sahibi oldu)  Ve tabî’î bundan dolayı birçok düşman kazanmış idi. (5)

Garbtan (Batıdan) Hindistan’a vâsıl olmak arzusunda bulunan Kristof Kolomb İslâmiyeti bidâyet-i i zuhurunda mahv etmek (yıkmak) fikrine düşmüş idi. (****) Bu fikrin evhâm ve hayâlâtdan (Hayal) ibaret olduğunu mu’âsırîni (aynı asırda yaşayanlar) Kristof Kolomb’a söylüyorlardı.

İşte o vâkiten beri evlâd ve ahfadı da (gelecek nesiller) aynı fikri perverde (yetiştirilmiş) ediyorlar  fî-yevminâ hazâ  (bugünkü günde) birlikte Pamir Kıt’ası’na gelmiş olan ve biri Kafkasya’ya ve diğeri Nil’e hakîm bulunan Rusya ile İngiltere’nin şarktan (Doğudan) vesâ’ir Hükûmet-i Hristiyaniyyeninde garbtan (Batıdan) Bahr-i Sefid  (Akdeniz) üzerinden Müslümanları tazyik ettikleri görülüyor. (6)

Papa Aeneas Sylvius Piccolomini 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet’e yazdığı bir mektupta onu Hristiyan olmaya davet ediyordu:

–“Vaftiz olacağın bir damla su seni Hristiyan yapacak, İncil’in hizmetine sokacaktır; bunu yaparsan, yeryüzünde senin şanını aşabilecek, gücün eşit olabilecek hükümdar bulunmayacaktır.” (7)

İstanbul’un fethinden hemen sonra bile zaman zaman Osmanlı imparatorluğunun kısa zamanda yıkılacağı söylenir olmuştu; büyük Napolyon da tahmininde yanıldı, 1784’te Türkiye’nin on yıl içinde Rusya’nın avucuna düşeceğini yazan Prusya’nın İstanbul’daki temsilcisi Diez de (8) Rus Çarı Büyük Pierre 23 Mart 1711 tarihli bildirisinde Doğu Hristiyanlarına şöyle sesleniyordu:

‘Sizleri orduma davet ediyorum, gelin; kılıcımın gücüyle, barışa kavuşacaksınız ve Türklerden kurtulacaksınız.”  1807 yılında Şövalye Gentz“ İstikbali mezardan daha da karanlık” görüyordu; Ruslar 200.000 kişi kaybedecekler ama Konstantinopl’a (İstanbul’a) yerleşeceklerdi. (9)

(İngiltere Dışişleri Bakanı) Lord Curzon’un İstanbul ile Boğazlar’ın Türklerden alınması konusunda İleri sürdüğü düşünceler aşağıdadır:

-“Aşağı yukarı beş yüz yıllık bir süre boyunca Türklerin Avrupa’da bulunmaları Avrupa siyasası için bir delilik, entrika ve çürüme, Türklere tâbi uluslar için bir zulüm ve fena idare kaynağı, İslam âlemi için de yerinde olmayan küstahçasına ihtiraslar saiki olmuştur Türk’ü, kendini büyük bir devlet addetmek cüretine sevk etmiş ve ona aynı hayali diğerlerine kabul ettirme kudretini vermiştir… (Türklerin Avrupa’da bulunmaları) Balkan sorununun çözülmesine ve Balkan uluslarının tam serbestisine karşı sarsılmaz bir set olmuştur. Gelir ve varlığının İstanbul’un çürümüş çevresine veyahut hakiki kuvvetli ve ihtiyaçları ile mütenasip olmayan kara ve deniz kuvvetlerinin gereklikleri için israf olunması Türk ulusunun daha iyi ve uygun hiçimde yöneltilmesini aynı surette engellemiştir.” (10)

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923’de imzalanmış, onaylanmak üzere (İngiltere Meclisi’ne) Avam Kamarası’na gelmiştir. Tarihler, 15 Ocak 1924’ü göstermektedir ve İngiltere Kralı V. George  açış konuşması ile kürsüdedir ve dünyaya ilan etmektedir:

–“Lozan’ı ilgilendiren bir kanun tasarısı derhal görüşülmek üzere Parlamentonun gündemine gelecekBu tasarı kabul edilir edilmez Lozan Antlaşması onaylanmış olacak ve YENİ BİR ÇAĞ AÇILACAKTIR “  (11)

İngiltere Kralı V. George, “Yeni bir çağ açılacaktır” ifadesi ile kastettiği:

“Sevr anlaşması öncesi Lozan’daki İngiliz temsilcisi Lord Curzon, hükümetine verdiği memorandumda bütün batı dünyasının görüşlerine tercüman olarak şu açıklamayı yapıyordu.

-“Türkleri Avrupa’dan ve İstanbul’dan sürmek için 500 yıldır beklediğimiz fırsat doğmuştur. Bu fırsat asla kaçırılmamalıdır.”

İngilizlerin bu konudaki düşüncesi elbette bunlarla sınırlı değildir….“Bu Kuran Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ya Kuran’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız” diyen İngiliz Başbakanı Gladston ise, Lord Curzon’un bu görüşünü destekleyerek “Barbar Türkleri Asya’ya Sürmeliyiz” açıklamasını yapıyordu…”(12)

Yukarıdaki açıklananlar özetlenirse:

-Sanayileşen Batı,19. Asrın sonunda Osmanlı Toprakları hariç tüm dünyayı paylaşmıştır.

-Osmanlı Devleti, (Bölgesinde çok önemli bir denge olmasından dolayı), hem ekonomik hem de eskiden gelen bir intikam düşüncesi ile sona bırakılır ve ancak, bir dünya savaşı sonunda paylaşılabilir.

-Batılılar, Japonları, kendi iç birliklerini sağlamalarına izin verir, onları (çıkarları için) desteklerler. BU nedenle, Japon kalkınması sadece Japonlara ait değildir.

-Japonları destekleyen Batılılar, Osmanlının içeride birliğini kurmasına izin vermediği gibi, sebepsiz savaşlarla ekonomisi (borç para-faizlerle) çökerterek, kalkınması için harcayacağı kaynakları tükettirir.

-Osmanlının yıkılması, 18.asırda değil, Anadolu’ya ayak basmaları ile birlikte planlanmıştır.

-Devletler için “yüzyıl” insan için “bir yıl” ölçüsündedir. Yaşananlar gösteriyor ki, Tarih, ibret almak içindir. İbret almayanlar, her seferinde aynı acıyı yaşayacakları emin olmalıdır.

 

Devam edecek

www.canmehmet.com

Resim:

Kaynaklar:

(*) Güneş Devlet:Güneş Ülkesi isimli ütopya eseri ile ünlenen İtalyan Filozof Tommaso Campanella (1568-1639)  şair, yazar ve filozoftur. “Güneş Ülkesi, isimli eser, filozofça bir devlet tasarısıdır. Platon’un Devlet’i, Thomas Moore’ın Ütopya’sı çizgisinde, toplum yararını bireyinkiyle bağdaştırıp, halklı bir düzen tasarısı getiren Güneş Ülkesi, sosyal bilimlere eğilenlerin okumadan edemeyecekleri, dünya üniversitelerinde de yardımcı kitap olarak salık verilen ana yapıtlardan biridir.

“Filozof Companella, son tahlilde Osmanlı’nın şahsında; her şeyin ideal ve nihaî anlamda tatbik edildiği “Güneş Ülke” özlemini şu şekilde tavsif ve tarif etmektedir:

“Güneş Ülke’yi yeryüzünde bulmak mümkün müdür?

-Fikir hürriyetine. Vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin var olacağını bana hissettiriyor.

Madem ki, düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur, âdil Türkler var; üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir “Güneş ülke” yarın neden vücut bulmasın?”

(**) Anka Kuşu: “Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında anka, efsanevi özellikleri ve değişik adlarıyla çeşitli teşbih, mecaz ve mazmunlar halinde geniş kullanma sahasına sahiptir. Özellikle divan edebiyatının manzum ve mensur metinlerinde iyi özellikleri ile zikredilir. Renkli tüyleriyle bir cennet kuşu kabul edilerek zümrüdüanka diye bahsedilmiştir. Yükseklerde uçması ve kolay avlanamayışı yüzünden ulaşılması çok zor durumları ifade etmek için kullanılmıştır. Sevgili, adı herkes tarafından iyi bilindiği halde, kendisini görenin olmaması, gözle görülmeyişi veya ona ulaşma zorluğu sebepleriyle ankaya benzetilmiştir. Onun aşığa iltifat etmesi ve yakınlık göstermesi ise aşığın başına “devlet kuşu” konması olarak kabul edilmiştir. Ankanın en meşhur özelliği, kimseye muhtaç olmadan kendi başına yaşadığı için kanaati temsil etmesidir. Bu yüzden kanaat sahiplerine “ankameşreb” veya “ankatabiat” denir. Yine bu özelliği sebebiyle kimseden birşey beklemeden darda kalan herkese yardım eden bir varlık hüviyeti kazanmıştır.”Efsaneye göre: Anka Kuşu; ölümünün yaklaştığını hissetmeye başladığı an kendisine kuru dallardan bir yuva inşa etmeye başlar ve bunu ne olduğu bilinmeyen bir zamkla sıvar.Daha sonra yuvanın içinde ölümünü bekler. Güneş ışınları yuva içindeki kuru dalları (kuş ile birlikte) yakar. Efsaneye göre bir süre sonunda küllerden yeni bir Anka Kuşu doğar. Bu efsane, birçok dinde yeniden varoluş, diriliş sembolü olarak benimsenir”

(***) Elçi, Fransa Enstitüsü üyesi Paris Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Okulu Profesörü. “Türkiye’nin Paylaşılması hakkında yüz proje”nin önsözünden)

(****) Hurmuzaki, Suppl. I, Cilt II, Sh.220 (Alıntı: Türkiye’nin paylaşılmasında…)

(1) (La Croix et le Croissant; Le Magasin Littéraire et Scientifique; Gand ve Paris) Alıntı: “Türkiye’nin paylaşılması hakkında yüz proje” Trandafir G. Djuvara İkinci Baskı: Ağustos 2008

(2)Şark Mes’elesi  Edouard dé Driault, “Bidâyet-i Zuhurundan Zamanımıza Kadar “

(3) A.g.e: Sahife:64

(4) A.g.e: Sahife:6

(5) “Evolutions du probleme oriental.” Revue des Deux Mondes, 1878)

(7) C.von Sax, Geschichte des Machtverfalles der Türkei, Wien, 1908, Sh. 118,

(8) “Türkiye’nin paylaşılması hakkında yüz proje”

(9) Osmanlının Tasfiyesi, Yazarın dip notu: Hikmet Bayur, sahife:316. Bunlar, Ocak 1919’da İngiliz kabinesi üyelerine dağıtmış olduğu bir andıçta bulunmaktadır. Bkz. Lord Ronaldshay, The Life of Lord Curzon, III, s. 264)

(10) Metin daha sonra; “YENİ BİR BARIŞÇIL İLİŞKİLER ÇAĞI AÇILACAKTIR”  olarak değiştirilmiştir.” fazlası için bakınız:   http://www.canmehmet.com/majestelerinin-gazetesinde-yayinlanan-laik-bir-cumhuriyet-ilanin-arkasindaki-sir-4.html

(11)Prof. Dr. A. Haluk ÇAY, 1996, “Her Yönüyle Kürt Dosyası” S.13–14, Turan Kültür Vakfı Yayınları. Ayrıca bakınız, Prof. Karaca’nın “Büyük Oyun” isimli eserine Daha fazlası için bakınız;    http://www.canmehmet.com/lozanda-lokomotif-vagonlardan-ayrilir-ve-salip-hilali-doguyu-halleder-son.html#sthash.XjqVPLWv.dpuf

(12)Prof. Dr. A. Haluk ÇAY, 1996, “Her Yönüyle Kürt Dosyası” S.13–14, Turan Kültür Vakfı Yayınları. Ayrıca bakınız, Prof. Karaca’nın “Büyük Oyun” isimli eserine Daha fazlası için bakınız;    http://www.canmehmet.com/lozanda-lokomotif-vagonlardan-ayrilir-ve-salip-hilali-doguyu-halleder-son.html#sthash.XjqVPLWv.dpuf

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 964
Toplam yorum
: 2601
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1709
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster