Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Haziran '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
714
 

Sandalye

Sandalye
 

Sandalye’ nin sözlük anlamı “Arkalıklı, kolluksuz oturacak” şeklindedir. Günlük yaşamda, tanıdıklarımızla beraber bir yere gittiğimizde (pastahane, lokanta vb.) “O sandalye benim” gibi bir tartışmaya veya çekişmeye girdiğimiz pek görülmez. Zaten böyle bir tartışmaya girmek de komik bir durum ortaya çıkarır. Tanımı böylesine basit olan ve kişisel yaşamımızda pek büyük değer taşımayan bu nesne, iş yaşamımızda nedendir bilinmez çok önemli olmaya başlıyor ve değeri artıyor. Onu böylesine önemli konuma getiren şey ne? Ortaya çıkan bu çelişki nereden kaynaklanıyor?

İş yaşamımızda, sandalye bir oturak olmaktan ziyade bir simge olarak karşımıza çıkıyor. Sandalye sahibi olmak ile mevkii sahibi olmak eş anlama geliyor. Atalarımız “Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar” demişler. Bu sözü günümüzde çalışanlar için söyleyecek olursak sanırım “Her çalışanın gönlünde bir sandalye yatar” sözünü kullanmamız daha doğru olur.

Aslında böyle bir isteğin yadırganacak, garipsenecek bir yönü de yok. Fakat bazı kişiler için bu istek zamanla öylesine büyük bir tutku haline geliyor ki, bir süre sonra neredeyse yaşamlarının tek amacı ve odak noktası oluyor. Genellikle bu kişiler ne yazık ki amaçlarına erişmek için, hiçbir emek sarfetmeksizin, kendilerine göre en kolay, kısa ve kestirme yolu tercih ediyorlar. Seçtikleri bu yol için öyle ince hesaplar, pazarlıklar, planlar yapıyor, stratejiler uyguluyorlar ki, insan bu kişilere savaşa gidecek komutan gözüyle bakmaktan kendini alıkoyamıyor. İstedikleri yere ulaşabilmek için bir çeşit ölüm-kalım savaşı veriyorlar.Bu kişiler için mevkii(sandalye) sahibi olmak çok önemli. Böylece, karşısındaki kişilere, diğerlerinden daha farklı, üstün ve güçlü olduklarını gösterebileceklerine inanıyorlar.

Kısa yoldan amaçlarına ulaştılar diyelim. Her şey bitti mi? Hayır, asıl oyun bundan sonra başlar. Hızla yükselmek, mevkii (sandalye) sahibi olmak, aniden zengin olmaya benzer. Her iki durumda da oldukça uzun bir süre için kişinin gözü kamaşır. Çevresinde de pek çok dalkavuk toplanır. Diyelim ki birden bire bulunduğunuz “mevkii”yi kaybettiniz. O zaman ne olacak? Size dalkavukluk edenler, size sırt çevirdiklerinde ve geldiğiniz yere geri döndüğünüzde size inanıpta sizin bozuk para gibi harcadığınız kişilere ne yüzle bakabileceksiniz?

Önemli olan mevkii sahibi olmak değildir. Asıl önemli olan yaşantımız boyunca çevremizdekilere bir şeyler verebilmek ve hayatı doğru değerlendirmektir.

(Fotoğraf:http://www.animaturk.com)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bizim işyerinde de koltuk sevdalıları var. Ne savaşlar veriyorlar bir koltuk uğruna anlamak mümkün değil. İki ayda 4 defa müdürlük koltuğu sahip değiştirdi. Savaşı en son kazanan koltuğa oturdu kazanamayan beyin kanamasından öldü. Ülkemizin siyasetçileri de aynı değil mi? Japon yapıştırıcısı ile yapıştırılmışlar sanki. Oturan bir daha kalkamıyor. Eline sağlık. Sevgilerimle

Abla 
 03.06.2007 22:55
Cevap :
Sevgili Sevim, Öncelikle yorumun için teşekkür ederim.Bu koltuk sevdasını bir türlü anlayabilmiş değilim.Hele de yaşamını,sağlığını hiçe sayacak şekilde tutku haline gelmesine hiç bir anlam veremiyorum.Yaşamda herşey gelip geçici ama bunu bir takım sevdalılar anlamıyorlar daha doğrusu anlamak istemiyorlar.Japon yapıştırıcısımı yoksa daha kuvvetli bir yapıştırıcı bilemem ama başta siyasiler olmak üzere pek çok kişinin sahip olduğu koltuğa yapıştıkları kesin.Umarım,bir gün bu saçma sapan sevdalardan vazgeçebilirler. Tek dileğim ve ümidim bu. Sevgilerimle  05.06.2007 1:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 225
Toplam yorum
: 476
Toplam mesaj
: 111
Ort. okunma sayısı
: 1301
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

1960 İstanbul doğumluyum. Kitap okumayı, yazı yazmayı, resim yapmayı ve yabancı dil'den Türkçe'ye..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster