Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Haziran '16

 
Kategori
Ramazan
Okunma Sayısı
83
 

Sanki hiç yaşamayacakmış gibi!

Ve yine geldi Ramazan ayı, hoş geldi on bir ayın sultanı, sefalar getirdi. İşte yine kendimizi düzeltme ayı, nefsimizin ve şeytanın tuzaklarından kurtulma ayı… Sadece bedenen değil manen de kendimizi ıslah etme ayı…
 
Zekâtların ve fıtır sadakalarının (fitre) verilme ayı. Fakirlerimiz yüzlerinin gülmesi, çocuklarımızın sevindirilmesi, bedenimizin ise bir aylık istirahata çekilmesi ayı…
 
Muhtaç olanlara yardım edilmesi, sizleri unutmadık benim kardeşimsin ve yalnız değilsiniz deme ayı.
 
Dua ayı, on bir ayda etmediğimiz ya da edemediğimiz dualarımızın vaktinin geldiğinin işareti, kendimiz ile hasbi halimiz, “nerede yanlış yaptık?” muhasebesine girme ayı…
 
İbadetlerimizin ne kadar da eksik olduğunu hissetme ayı, bazen alnın secdeye geldiğinde hiç kalkmayacakmış gibi fakir ve acizliğini anlama ayı…
 
Haramın bu ayda asla bize musallat olmaması, haramdan uzaklaştıktan sonra da inşallah diğer aylara sirayet etmesini dileme ayı…
 
Tamamen kendimizi düzeltme ayı, çünkü oruçlu zamanda yeme ve içme olmadığı için, başkasını da düzeltme cüretini gösteremiyorsun ve ben merkezli bir ibadet ile karşı karşıyasın…
 
Kuranı Kerim ile hemhal olma ayı, bu ayda diğer aylarda okuyamadığından daha fazla okuyorsun, apayrı bir tat ve lezzet alıyorsun. Tüm benliğini kaplıyor, hayıflanıyorsun “neden bu kadar uzak kaldım ki acaba?”.  Ya da “Tüm dünyanın lezzetleri toplansa bir harfine denk gelir mi ki?” diye kendi kendine sorular soruyorsun.
 
Özellikle de dini kitaplar okuyorsun, bilgi dağarcığını tazeliyorsun.  “Nasıl hem kendime, hem aileme hem ülkeme hatta tüm dünyaya örnek bir insan olurum?” sorularına cevaplar arıyorsun…
 
O uzun teravih namazlarının kısaldığını hissediyorsunuz, aslında namazların hiç de uzun olmadığını anlıyorsunuz, keşke diyorsun! Ramazan ayı dışında da bu namazlardan yine bu kadar lezzet alsam ve onun çarelerini aramaya başlıyorsunuz…
 
Normal şartlarda hiç tahammül edemediğiniz namaz kılarken gürültü yapan çocuklara kızmıyorsun bile, küçük yaşta alışsınlar diyorsun. “Camiye gelsinler de tüm yaramazlıklarına razıyım” diyorsun, tam bir Müslüman gibi hareket etmeye gayret ediyorsun…
 
Peygamberini (sav) özlüyorsun. Ramazan ayında fakir sahabelere uğrayıp onların hal hatır sorduklarını düşünüyorsun. Fakir insanlar ile hemen irtibata geçmeyi kendine bir şiar addediyorsun. Peygamber efendimiz (sav) orucunu hurma ile açtığı için, ilk aklımıza gelen hurma oluyor ve evimize en güzel hurmaları alıyoruz ve orucumuzu o sünneti düşünerek büyük bir keyif ile açıyoruz…
 
Gıybet, yalan, iftira ya da çekememezlik gibi kötü duygulardan arınıyorsun, silkeleniyorsun, artık sadece dünyayı değil ahretini de düşünüyorsun. “Nerden geldim ve nereye gidiyorum?” gibi ciddi soruları kendine soruyorsun, bir nefis muhasebesinin başladığını tüm benliğinde hissediyorsun.
 
Oruç tutmak isteyip de tutamayanların çektikleri vicdan azaplarını görüyorsun ve düşünüyorsun yarın belki bende hastalanacağım veya eninde sonunda yaşlanacağım. Elimden geldiği müddetçe bu oruçlarımı sağlıklı tutmam gerekir diye iradeni koyuyorsun…
 
İşte bugün ramazanın ilk günleri ve ramazan hakkındaki düşüncelerim de bu cümleler de akıp gitti. Allah yazdıklarımızı ve düşündüklerimizi de layığı ile yaşatmayı nasip etsin diyor, sanki bir daha  hiç yaşamayacakmış gibi bugünü oruçlu geçirmeyi niyet ediyor ve hayırlı ramazanlar diliyorum.
 
www.hamditemel.com
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 227
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster