Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
222
 

Sanrı

Sanrı
 

Bir masanın arkasına saklanmış, elinde silah, korkuyordu. Kiminle savaştığı konusunda en ufacık  bilgisi olmadan köşeye sıkışmıştı. Diyeceksiniz bunun için para alıyordu; o bir paralı özel koruma, bir “bodyguard”tı. 20 yıl evvel seyrettiği bir film, Whitney Houstan’ a duyduğu müzikal hayranlığıyla da birleşince onu koruyan bir koruma olma fikri belirmişti çocuksu mavi gözlerinde ve şimdiyse gerçek bir kahraman olmasa bile, işini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir ex-polis, bir korumaydı o. Ve ne tesadüf ki başka bir sanatçı olan Eva Green’ in korumasıydı. Evet, inanamayacaksınız ama, bir Holywood Star’ın koruması olmayı başarabilmişti! Yalnız filmden farklı olarak, Eva Green henüz Oscar almamıştı. Bu arada -silahlı mücadele devam ederken- düşündüklerini düşününce kesinlikle bir manyak olduğuna karar verdi. Nasıl normal bir insan böyle bir anda, böyle saçma sapan şeyler düşünebilirdi!

“Eva Green’in o bakışlarını iyi hatırlıyorum. Tam olarak ne zaman bilmemekle beraber  bir filmde Kudüs’ü terk ederken o yakışıklı herife olan bakışını kıskanmış olabilirim. Evet, film icabı bile olsa, kadınımın başkalarına bakmasına tahammül edemeyecek kadar kıskanç biriyim.”

“Tam anlamıyla saçmalıyorum. Korkudan olsa gerek, hiç düşünmeden, halüsinasyonlar içinde buluyorum kendimi. Ve yanımdan geçen kurşunları saydığımda, karşı tarafın kurşunu bittiği gibi, kendi kurşunlarımın da bitmiş olabileceği düşüncesi, kıçımdan terlememi sağlıyor. Lanet olası Hıristiyan tuvaletlerinde kıçımı yıkayamadığım için olsa gerek, kıçımdan düşen ter, son derece kirli bir his uyandırıyor. Bu ülkeye ilk geldiğimde yaptığım gibi, her büyük abdestten sonra vücudumu tümden yıkamak sizlere ne kadar saçma gelirse gelsin, kendimi iyi hissettirmiştir hep! Evet, biliyorum, bu kadar saçmalamak ancak öleceğimin habercisi olabilir! Kendime güvenmediğim düşüncesi kesinlikle doğru değil. Oysa uluslar arası tayinle bir polis-ateşe olarak FBI’da görev yapmış olmam, benim ne kadar da profesyonel bir koruma olduğumun göstergesi değilse de nedir, Allah aşkına!”

“Karşımdaki camdan dışarı fırlayabilirsem eğer kurtulabilirim. Ancak çok hızlı olmam gerek. Aksi takdirde sırtımdan vurulmam kaçınılmaz olur. Arkamdakilerin keskin nişancı olduğu konusunda hiçbir tereddüdüm yok. Öncelikle sakin olmalıyım. Bir – iki-üç; ŞİMDİİİİİİİİ!”.

Cama doğru koşarken Mehmet Yılmaz’ın “Aşktan sonra Hayat Var mı” kitabından bir yorum aklına gelmişti; “Bir erkek hayatta ne yapıyorsa bir kadın için yapıyordur”. Camı kırıp kaldırım üzerinde takla atarken düşünmeye devam etti; “Tutkusuz aşk olmaz! Aşk bir duygusal patlama halidir ve huzurlu aşk olmadığı gibi, huzursuzluk da vermez. Bu yüzden başka bir duygudur zaten”.

“Evet, galiba yırttım. Arkamdaki silah sesleri etkisini yitirdi. Yaklaşık yarım saattir hiç durmadan koşuyorum. Nerede olduğum konusunda hiçbir fikrim yok ama en azından hayatta olduğumu biliyorum.”

“Eva Green, yeşil gözlerine hayranım aşkım!”

“Peki ya aşktan sonra hayat yoksa? Bu kadına aşık olduğumdan beri başım hiç beladan kurtulmuyor ki! Yoksa ölecek miyim?”.

Aynı kitaptan Yılmaz devam ediyor: ”Evet, aşık olduğumuzda karşımızdaki  insana bazı değerler atfederiz. Güzellik, akıllılık, dürüstlük, vesaire. Ona atfettiğimiz değerler esasen bizim kendimizde olduğunu varsaydığımız değerlerdir. Onun için hep aynı kadına aşık olmuş gibi olursun. Bir de tabii fiziksel tercihler meselesi var. Belli bir tipi beğeniyorsan ona benzeyenlerin çekim alanına girersin”.

Oysa Eva bu dünyada kimselere benzemezdi. Sırf bu yüzden bile diğer tüm kadınlardan daha güzel olmalıydı. Zaten onu da bu topraklara getiren bu özelliği değil miydi? Hem sonra doğal bir kadındı. Alımlıydı ve ne gariptir ki film çekmediği dönemlerde son derece sıradan bir insan gibiydi.

“Koşa, koşa nerelere geldim ben. İlerde bir çeşme var! Ben gerçekten aklımı kaçırmış olmalıyım New york’ ta ne çeşmesi olabilir?”

Karanlıkta suya baktığında, sokak lambasından ışıyan yüzünü gördüğünde, korkunç bir ızdırap duydu; “Olamaz, tüm bu hikaye, ben, her şey bir SANRIYMIŞ, ben sadece basit bir blog yazarı Eric Van Buyten imişim!”

“Ama yine de seni seviyorum Eva!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu öykü denemeni okurken gülümsedim. Ta ki "Peki ya aşktan sonra hayat yoksa?" tümcesine gelinceye dek. Gel de düşünme, kimbilir nereye bağlanacak düşünceler? Ama varacağımız sonuç duygular ve yaşam değiştikçe değişecek elbette. Yaşam ilginç, değil mi? Tıpkı duygular gibi. Sevgiler.

Güz Özlemi 
 11.09.2015 20:06
Cevap :
Bunu öykü olarak anlatırken yazım tarzım fütüristik... Anlatmak istediklerimi farklı tarzda yaratıcı bir şekilde anlatmaktan ve anlatırken de (böyle farklı bir ifade tarzı bulduğum için) korkunç mutluluk duyuyorum. Hatta herkesin benim gibi düşüneceği hayaline kapılıyorum ama öyle değil. ben yine de böyle denemeler yapmaya devam edeceğim... İçeriğe gelince evet, hayat, ne kadar kolaysa, o kadar da zordur. Bir sonraki yazımda aşktan sonra hayat varmıdırın cevabını verdim. Düşünülecek çok şey var ama her şeye rağmen hayata yukarıdan bakmak lazım... Öyle de yapıyorum fakat dediğin gibi sorgulamalar hiç bitmiyor...  17.09.2015 14:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1635
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 271
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster