Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
341
 

Şanslı doğmak

20.05.2010 

Paris 

İyice yaz geldi Paris’e. Tişörtler, şortlar, yorganları geceleri üstlerden atmalar. Hormonlarımdan mıdır bilinmez içim de kıpır kıpır! Parklarda, nehir kenarında, köprülerde hangi tenha köşeden geçsem bir çift sevgili sevişiyor, öpüşüyor. Paris’deki özgürlük, batı tarzı özgürlük bu olsa gerek. Toplum ve devlet baskısı olmadan sevdiğinle bir parkta gönlünce öpüşebilmek… Kumrular gibi sevişebilmek. Bu arada kumru kumruyla seks yapar mı diye sakın sormayın bizzat tanık oldum. Hem de evimin balkonuna dayanmış dalların üstündeki kumrularımızdan. 

Neden iyiyi ve kötüyü yakınlaştıramıyoruz? Gri alanlarda yaşayamıyoruz? Dünyanın bir yerinde çiftler sokaklarda gönüllerince aşk yaşarken; neden bir başka yerde mahalle baskısı altında kalmak zorundalar ki? Bu soruların cevaplarını aramaktan, işkence anılarıyla dolu kitaplar okumaktan yoruldum ve usandım artık. Bir de burada ‘yurdum insanı Ağabeyler’ var. Bunlar ilkokul diploması görmemiş beyinleriyle ben ve benim gibi vatansever arkadaşlarımı etkilemeye çalışırlarken gülünç duruma düşürüyorlar kendilerini. Onları sonuna kadar dinliyorum. Acılarını, öfkelerini kusmalarını istiyorum. Sonra konuşma sırası bana geliyor. Lafımı ağzıma tıkılmış hissettiren, konuşmama izin vermeyen bu adamlara öfke duyuyorum. ‘Yurdum İnsanı’ olduklarından değil, sadece kendileri için özgürlük istediklerinden dolayı kızıyorum. O zaman onlara acılar yaşatmış olan kişilerden bir farkları kalmıyor. Bu diyalog eksikliğinin de elbette suçlusunun onlar olmadığına inanıyorum. Daha ilkokulda bin bir zor koşulda Kürt çocuklarına Türkçe öğretmeye gönderilmiş genç, idealist öğretmenin, umutlarını ve hayallerini kaybederken yaşadığı travmayı bu çocukları aşağılayarak, azarlayarak, yeri gelince döverek acısını çıkartması ile karşılaşıyorlar. Dahası ırgat oldukları için sırtını Ankara’ya dayamış ağalardan sevgi ve şefkati geçtim bir sahiplenme bile görmüyorlar. Askerde komutan, evde baba, dışarıda işsizlik hırpalarken bu çocukların diyalog sahibi, diyaloga saygılı olmalarını beklemek belki de benim arsızlığım ve şımarıklığımdır. 

Bir taraftan kendimden üstün gördüklerim. Bir tarafta kendimden aşağı gördüklerim ve bir tarafta denklerim. Herkes için özgürlük istiyoruz. Özgürlüğüne ve eşitliğine inandığımız değerler üzerinden kendimizi eşit görerek onlarla konuştuğumda kendimi çok ezik hissediyorum. Ben şanslı, onlar fakir oldukları için mi yoksa ben birinci; onlar üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gördükleri için mi? Keşke herkes şanslı doğsa! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 03.06.10
 
 

2011 Sorbonne Üniversitesi (Paris-IV) Modern ve Yakın Tarih Doktora •2009-2010 Sorbonne Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster