Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '07

 
Kategori
Oyuncaklar
Okunma Sayısı
8701
 

Sapan ayrı, kuşlastiği ayrı...

Sapan ayrı, kuşlastiği ayrı...
 

Tabi çok görmemek gerek…

Kuşlastiği ayrı bir şey, sapan ayrı bir şey. İkisinin arasında “Dağlar taşlar” kadar fark vardır. Evet, ikisi de bir anlamda “Hafif Silah” sınıfına girerse de, üretim materyalleri ayrıdır ve birbirine hiç benzemez.

Nerden gerekti şimdi bu?
Diyorsunuz değil mi?

Siz deyin Efendim, ben de anlatayım. Benim “Kuşlastiği ile mi savaşacaksın” başlıklı yazıma değerli “Blog dostumuz” kardeşimiz Mustafa MUMCU yorum yazmış. Diyor ki “Bir de başımıza ‘kuşlastiği’ çıkarmayın. Onun adı sapandır.”

Efendim, doğrudur. Sapandır da, bunun adı “Kuşlastiği”dir.

Bakın nasıl…

Yazıya ekli fotoğrafta gördüğünüz şeyin adı “Kuşlastiği”dir.

Kuş lastiği yapmak için genellikle “Kayısı” veya “Dağdağan” ağacından uygun bir çatal aranır ve bulunur. Çatala, yaş iken biraz form (Uygun şekil) verilir, kurutulur. Diğer taraftan, kamyon iç lastiğinden 5 mm. Eninde ve 20 santim boyunda iki adet lastik (Şimdilerde hazırı var. Veya hastanelerdeki elastik hortum olur) kesilir. Bu arada 3 santim eninde, 7 santim boyunda sahtiyan (Deri) hazırlanır. Lastikler, bir tarafından bu sahtiyan ile birleştirilirken, diğer uçları da çatalın her iki başına sıkıca gındap (ip) ile bağlanır. Taş, sahtiyan bölümüne konulur, lastik gerilir, kuşa nişan alınır ve taş bırakılır. Vurdun, vurdun… Vuramadın bi dahaki sefere… Bu arada kuşlastiği “Flop” gibi biçimsiz, anlamsız, sevksiz bir ses çıkartır.

Gelelim “Sapan” imalatına…

Bu biraz zordur ve özel ustalık ister. Her isteyenin de “Kuşlastiği” gibi yapması mümkün değildir. Zaten yapamaz da…

Sapanın ortasında “Taş koyacak yeri” vardır. İki ucu da yaklaşık 40-50 santim kadardır. Bezden sıkı sıkı örülerek, dediğim gibi uzun uğraşlarla yapılır. Uzun uçlardan birinde, sağ elin orta parmağının geçeceği delikli bölümü, diğer ucunda da ibrişim veya ipekten yapılmış 20-25 santim uzunluğunda “Kaytan” bölümü vardır.

Taş, orta yere konulur, elde menzilin uzunluğuna göre döndürülerek, güç verilerek sallanır ve kaytanlı ucu bırakılır.

Taş menzile doğru giderken, sapanın kaytanından “Şırrraak” diye bir ses çıkar. Sanki şimşek çaktı sanırsınız. Taş, menziline varmadan daha, bu ses ile düşman önce sersemletilir. Taş da isabet edince, genellikle yaralanma olur ama ölümlerin de olduğu gerçektir.

1954 yılına kadar Kayseri’de “Sapan” ile oynanan ve adı da “Taş dövüşü” olan oyun var idi. Bu tarihlerde oynanan bir oyunda birden fazla kişi “Kazara(!)” öldüğü için, o tarihten sonra oynanması yasaklandı.

Biraz da bu oyundan söz edeyim.

Hafta içinde mahalleler arasında sözleşilir. Yeri, yani mekân belirlenir. Genellikle açık alan olur. Pazar günü, mahallenin “DELİKANLI”ları sapanlarını bellerine dolar[1] ve belirlenen meydana gelirler. Oyuna katılacak kişilerin sayıları önemli değildir ama genellikle sayısal eşitliğe önem verilir. Bir-iki eksik fazla, fark etmez. Ortaya konulan “İddia” belirlenir. Genellikle yetecek kadar “Sini” sayısında baklava veya yenilen mahallenin uygun bir evinde “Takım yemek” ya da “”Telteli” (Pişmaniye), kıymalı pide (Cıvıklı) olur. Mesele, hep beraber yenecek bir şey olmalı…

Oyuna karşılıklı belli mesafeler alındıktan sonra başlanır. Ceket çıkar, sol kol ceketin içinde olurken, ceketin sağ kolu boşta, sanki kalkan gibi kullanılır. Gelen taşlar, cekette hızını kaybedeceği için etkisi olmaz.

Sonunda, bir taraf geri çekilir ve “Yenilmiş” sayılır. Bu oyunu seyreden yaşlı “Eski delikanlılar” da olayın “Hakem” kadrosunu oluştururlar.

Sapanların bir başka özelliği de, usta sapancıların sapanlarının kaytanlarından çıkan sesler genellikle farklı olduğundan, onlar seslerinden tanınırlar.

Oyun sonrası, her iki taraf ortaya konulan “İddia”nın başına beraber geçerler ve eğlence(!) bu şekilde son bulur.

Sizin “Sapan” dediğiniz, benim “Kuşlastiği” dediğim şey, bu oyunda kullanılmaz.

Dahası, tarif ettiğim sapan, eski dönemlerde “Silah” olarak da kullanılmıştır.

Efendim, işte böyle…

Sapan ayrıııı, kuşlastiği ayrı… Bir de ikisinin arasındaki belirgin fark, kuş lastiğinin atabildiği taş ile ancak "Serçe" vurabilirsiniz. Sapanın attığı taş ile, adama ölümcül darbe vurulur...

Yani...Vallahi ben yeni bir icat çıkartmadım. Eskiden beri vardı…

18 TEMMUZ 2007

[1] Sapanın kaytan hariç boyunun ölçüsü, kullananın belinin ölçüsü ile orantılıdır. Bu nedenle herkesin sapanı ayrı boyda olur ve de kaytanın taşıma yeri, kaytan sahibinin belidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İbrahim bey, Ne diyeyim şimdi. Her yazınızda bir şeye özeniyorum. Bu gün de küçücük bir kızken, hasetle baktığım sapan konusunu gündeminizde görünce dayanamadım. Bir de yaramaz arkadaşlarımı hatırladım. Benim olsaydı sapan ya da kuş lastiği sanırım kuşları filan vurmazdım ama epeyce bir hava atardım. saygı ve sevgiler. ezgi umut

Ezgi Umut 
 19.07.2007 22:57
Cevap :
Sayın Ezgi UMUT... Sapan'ın da kuşlastiğinin de kendine göre bir havası vardı. Hele sapanın "Kaytan"ından çıkan gök gürültüsü gibi sesi... Sapan ile oynanan "Taş döğüşü"nün sonlarını seyredenlerden (Sapan'ı kullandım ama, taş döğüşü oynamadım) olarak kendimi şanslı sayıyorum. Yalnız, ama ha "Sapan" ile "Kuşlastiği"ni karıştırmayın. İkisi de birbirinden farklı ve sizin yaşınzdakiler "Sapan"ı bilmezler... Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  19.07.2007 23:18
 

Kültürümüze dair unuttuklarımızı, hatırlamak, bilmediklerimizi öğrenmek çok hoş... Televizyonun, internetin ve insanı yalnız yaşama sürükleyip sosyallikten uzaklaştıran her ne varsa onların olmadığı zamanlarda delikanlıları epey eğlendirmiş ve birlikte olmanın keyfini yaşatmış olmalı bu oyun... Ben de sizden dinlemekten büyük keyif aldım. Ammaaa yine de derim ki ne kuş lastiği olsun, ne saban, ne silah... Ne serçeye bir fiske, ne adama birşey dokunsun...:)) sevgiyle kalın

Yıldız... 
 18.07.2007 14:06
Cevap :
Sayın Yıldız DEMİREL... Dileklerinize katılmamak mümkün mü?... Yorumunuz için teşekkür ederim. Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  18.07.2007 16:19
 

Bir esprili yorumuma bir blog çıkarmışsın ama ben de rezil oldum. Şu satırları yazarken bile başım önüme eğik... Başka türlü klavyeyi görmem mümkün değil de... Abiciğim sen ne yaptın ya? Bu bilgileri nerden aldın? Bizim çocukluğunda senin Kuşlastiği dediğine ''sapan'' derdik. Kimse o zamanlar böyle açıklamalı bilgi vermedi ki. Çıkardık mahalledeki dut ağacına, hem dut yerdik hem de çatal dal koparırdık. Elimize sığacak büyüklükte. Serçeye filan küçük taşlar atardık ama Allah var yukarıda ben daha hiçbir serçe öldürmedim. Çocukluk hevesi işte, herkeste sapan (pardon donlastiği, yine de pardon kuşlastiği) var diye ben de yapardım. Bazen de duvar arkasına saklanıp birbirimize sallardık küçük taşları. Bir de mahalle kavgaları vardı. Bizim mahallenin çocukları sapanlarını (kuşlastiklerini) alırlar arka mahallenin çocuklarına saldırırlardı. Bazen de kimseyi bulamaz ''erkekseniz çıksanıza len dışarı!'' derdik. Çıkmazlardı. Açıklamalarınız için çok teşekkür ederim İbrahim Bey. Sağolun!

Mustafa Mumcu 
 18.07.2007 11:53
Cevap :
İşte böyle Sayın Mumcu. Bir "Kuşlastiği"ne bir blog yazısı... Şimdi "Çıkardık mahalledeki dut ağacına" dedin... Dedin mi, demedin mi?... Dedin... Bak şimdi bir de "Dut ağacına" nasıl çıkılır, inilir, onu yazayım sana... Sevgi ve saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  18.07.2007 16:23
 

götürdünüz beni böyle sevgili adasim. vesile olan mustafa arkadasimiza da cok tesekkür ederim... bilmek, daha dogrusu unutmamak lazim böyle incelikleri. bugün elimizde -ha kuslastigi ha sapan- sadece mauslar kaldi artik. sevgiler ve tekrar tesekkürler. cok hostu.

pirmete 
 18.07.2007 10:09
Cevap :
Sayın "Pirmete" kardeş... Sapan, kuşlastiğİ... Elbette işe yarar da, artık bundan sonra "Fare"ler le de "Taş atmaya" devam edeceğiz, eriştirebildiğimiz yere kadar. Yorumun için teşekkür ederim... İBRAHİM PEKBAY  18.07.2007 11:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 875
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster