Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ocak '09

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
1126
 

Saraylardan gelirim vay bre aman! Adım da Culduz'dur

Saraylardan gelirim vay bre aman! Adım da Culduz'dur
 

Doğduğum ev


Korkarım ki bu “köken” tartışmaları güzel blogumuza da yansıyacak. Editörlerimiz önlem almazlarsa “soyağacı” krokileri galerileri süsleyecek ve ağız birliği etmişçesine sülalelerin kökleri “Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han bin Murad Han el –Muzaffer Daimâ Efendimize” kadar uzanacak!

Mesele, “asalet” meselesidir ki elini çabuk tutan kazanacak!

Padişahlar, paşalar karaborsaya düşmeden acele etmeli,
Etekteki taşlar bir güzel dökülmeli!
Benim de bir soyağacım vardır ama benimle cilalanmıştır asaleti,

İşte size hikâyesi:

Sene; 1956…Sıcak mı sıcak bir ağustos sabahını yaşıyoruz İzmir’de. On, on beş arabadan oluşan konvoy, her iki yanı okaliptüs ağaçlarıyla kaplı İnciraltı yolunu geride bırakıp Balçova’daki Agamemnon Ilıcalarına yaklaşıyor. Resmi olduğu her halinden anlaşılan konvoyun önünde bir Harley motosikleti var, konvoya eskortluk yapıyor. Harley’in sürücüsü, İzmir Emniyeti’nden, 1333 yaka numaralı polis memuru Avni Culduz, yani bu satırların yazarının babası…

Konvoy gidedursun sevgili okurlar, önce kısa bir açıklama yapayım ki kafalar karışmasın. Bu hikâye o kadar çok anlatıldı ki, o sıralar henüz üç aylık olmama rağmen ben bile hatırlıyorum:

Ardı ardı doğan ablalarımdan sonra rahmetli anamı bir düşüncedir almış. “Ben ki Ebe Okulunu birincilikle bitirmişim, nasıl olur da bir erkek evladım olmaz!” diye dertlenir, rahmetli babam da, “Yapma hanım, vermeyen Allah vermiyor işte.” diyerek anamı teselli etmeye çalışırmış. (Bu arada konvoy gidiyor, az kaldı.)

Benim inatçı anam işin peşini bırakmamış tabii. Nereden duymuşsa duymuş, evimizin çok yakınında bulunan bu Agamemnon Ilıcalarına gelerek, üç ay boyunca banyolar almış. Tevatür, deyip geçebilirsiniz ama sonunda da muradına ermiş. 1956 senesinin 21 Mayısında ( o mübarek günde) beni, yani bu satırların naçiz yazarını dünyaya getirmiş.(Konvoy gidiyor, az kaldı.)

Yer yerinden oynamış tabii. Ablalarımın pabuçları anında dama atılmış. Evdeki en güzel köşe bana tahsis edilmiş. Anam, “Dokunmayın Ümit’ime” diye üstüme titrermiş. Bir ihtimam, bir ihtimam ki sormayın gitsin. “Yangında ilk kurtarılacak önemli evrak dolabı” konumundaymışım sizin anlayacağınız.

Bu mucize çarçabuk duyulmuş tabii. Babam amirlerine, amirleri de en üst makamlara kadar duyurmuşlar bu mutlu olayı. Hatta Arap ülkelerinden Acem diyarına, Çin’e, Maçin’e kadar duyurmuşlar bu mutlu olayı. Erkek evlat hasreti çeken anaların ziyaretgâhı olmuş Agemomnon Ilıcaları.

Her neyse efendim, konvoy varacağı yer varınca, kafilenin en önündeki arabadan(İzmir Valisi’nin makam arabası) önce İran Şahı Rıza Pehlevi, ardından da güzler güzeli Kraliçe Süreyya inmiş. Başta hükümet yetkilileri, vali, belediye başkanı ve tüm mülki erkân olmak üzere, İzmir’in kalburüstü şahsiyetleri oradaymış. Ortalık gazeteci kaynıyormuş.

“Süreyya Şah’a bir erkek evlat verebilecek mi? Neden vermiyor? Şah mı kısır yoksa Süreyya’da mı iş yok? Böyle giderse Şah, Süreyya’yı boşar mı? Yok, boşamaz da üstüne kuma mı getirir?”

İşte, zamanın gazetelerinin gündemini oluşturan en önemli mesele buymuş.(Bkz. Zamanın gazetelerine.)

Mahzun gözlü Kraliçe arabadan iner inmez anamın boynuna sarılmış tabii. Anamın kulağına “Ocağına düştüm Yaa Necibe Hatun, göster şu işin inceliğini.”diye fısıldamış. Anam da kusursuz Fransızcasıyla “Kraliçe olmak kolay ama erkek anası olmak sabır ister Kraliçem” diyerek beni Süreyya’nın kucağına vermiş.

Ben; güzeller güzeli Süreyya’nın kucağına yerleşince mayışmışım tabii. İster heyecandan deyin, ister Süreyya’nın güzelliğine verin, isterse sevgi ve saygılarımı sunmanın bir nişanesi olarak kabul edin; tüm protokol kuralları çiğneyerek Süreyya’nın üstünü başını bir güzel ıslatmışım.(Skandal olarak nitelendirildiğinden bu olaydan bahsetmez zamanın gazeteleri, resmi tarihçiler de görmezden gelmişlerdir.)

Dedim ya, anamın Fransızcası zehir gibi. Hemen “Pardon Kraliçem!” deyip kurtarmış vaziyeti. Süreyya da “Olsun canım, çocuk işte.” diyerek geçiştirmiş olayı.

Benim akıllı anam sakınımlı davranarak Şah Rıza’nın kucağına vermemiş beni. Onun da üzerini ıslatarak yeni bir skandala sebep olacağımdan değil, Pehlevi’nin göğsünü süsleyen sivri uçlu madalyaların bir tarafıma batmasından çekindiği için sakınmış beni. Koskoca Şah da bu şereften mahrum kalmış. O da ne yapsın, yanağımdan kesme almakla yetinmiş.

Uzatmayalım efendim, al tekke ver külah topluca ılıcalara girilmiş. Süreyya ılıcaları görünce burun kıvırmış hemen. Heradot’dan bu yana el değdirilmediği için bakımsızmış biraz ılıcalar. Şimdiki gibi modern tesisler yokmuş. Miken Kralı Agamemnon’un adını taşıyan bu ılıcalar bir tek benim dünyaya teşrif etmemi sağlamış, bir de sıcak su kaynaklarından dolayı Yörük kadınlarının çamaşır yıkama yeri olmuş. Anamın tüm ısrarlarına karşın, sadece elini suya sokmakla yetinmiş Süreyya.

Sonraki gelişmeler herkesin bildiği gibi. Anamın dediklerini kulak rkası eden Kraliçe Süreyya, Şah’ bir veliaht veremedi ve tacı tahtı elinden alınarak, Avrupa’ya sürgüne gönderildi. Şah bu! Ona kız mı yok? Buldu hemen Farah Diba’yı ve evlendi. Diba da ona nur topu gibi veliahtlar doğurdu!

Yaaa, böyle işte. “Babamın eşeği vardı, çarık giyerdi, benim de Toyota’m var, adidas giyerim!” diye vır vır öten asalet budalalarından değiliz elbette. Bizdeki asalet doğuştan! Bu satırların yazarı kraliçelerin kucağından inmezdi. İnmediği gibi sevgi ve saygılarını sunmada bir kusur da etmezdi.

Şimdi kimi üyeler çıkıp “Culduz’a bak Culduz’a! Fırsattan istifade doğduğu yerin turizm propagandasını yapıyor, bunun için de blog kategorisini işgal ediyor!” diyebilirler tabii ama yanılırlar.

Ben ne yaptıysam devletim, milletim ve güzel ülkem için yaptım. İzmir Balçova’daki Termal tesislerinin girişine heykelimi dikseler yeridir ama nerdeee? “Sayın Culduz buyurun, sizi tesislerimizde bir ay ağırlayalım, sırt ağrılarınıza derman bulalım” bile demediler bugüne kadar! Ne diyelim?

Kader utansın!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlk kez okudum bu yazınızı..Olur ya yeniden kaleme alırsanız birgün yine okurum aynı heyecanla.. :) ( Yorumlarınıza da bakmıştım bu arada:)) )Selamlar..

Profilsiz 
 30.11.2009 1:50
Cevap :
İkisi blogda, biri de Avrupa SABAH'da(1996) olmak üzere tam 3 kere yazdım bu yazıyı. Belki 3-5 sene sonra bir daha yazabilirim:)) Selamlar:)  01.12.2009 2:22
 

yıllar denir. 1956'lı yıllar denmez. Di mi? :))

MuDo 
 05.01.2009 11:52
Cevap :
Valla söyleyene bağlı sevgili Muharrem:) Barış çubuklarını daha yeni tüttürdük. Klavye sekmesi diyelim istersen:).  05.01.2009 17:29
 

okumadım ama şimdiden itibaren kesin hatırladım :))) İzmir diyarı sayfalara sığmaz zati , Süreyya hala dillerdeydi benim çocukluğumda , babaannemin onun için ağladığını hatırlıyorum.... yazıyı okurken masal okuyom gibi, birazda Cem Yılmaz filmi seyrediyom gibi oldum :))) Pek hoştu elleriniz dert görmesin... huzurla..

eLa_Ser 
 04.01.2009 23:46
Cevap :
Teşekkür ederim Ela Hanım:) Bir şeyler yazıyoruz işte, makat hoşluk olsun:) Selamlar, saygılar:)  05.01.2009 0:02
 

Ben bu Süreyya hikâyesini senin sayfalarından biryerlerden tanıyorum:)) İkinci baskı da olsa, muazzam olmuş:)) Öpüldünüz efendim.

OKAN TINMAZ 
 04.01.2009 20:50
Cevap :
Ben zaten "Unutulmayacak" yazılar yazarım Okan. Arada sırada test ediyorum işte, bakalım hatırlayan çıkacak mı diye. Hatırlayan olunca da seviniyorum tabii:))Selamlar:)  04.01.2009 21:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1617
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster