Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Faruk Fahrettin Özcanan

http://blog.milliyet.com.tr/hesedovfa

16 Mart '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1251
 

Şarbon nereden geldi?

Şarbon nereden geldi?
 

Yaklaşık iki yıllık bir süredir ülkemizin çeşitli yerlerinde zaman zaman ortaya çıkan şarbon vakaları yaşanmaktadır.

Öyleki bazen bunun dışardan bir biyolojik saldırı olduğu ihtimalini bile akıllara getirdi.

Peki neydi şarbon?

Hep var olan birşey miydi?

Yoksa yeni miydi?

Aslında hep varolan ama bu kadar yoğun olarak yaşanmaması sonucu halkımız da bu sorunla tanışmamıştı.

Peki ne zaman tanıştık?

Hayatımıza nasıl girdi acaba?

Hatırlarsınız ilk olarak 2 sene önce Doğubeyazit ilçemizde, bir köyde tesbit edildi ve yaygın olarak haberlerde duyduk: artık sonu gelmedi; her gün bir yerlerde çıktı işte bizde o zaman kendi elimizle yayılmasına vesile olduğumuz şarbonu tanımış olduk. Hatta varolmasına destek olduk desek belki de daha doğru olacaktır.

Şarbon vakaları zaman zaman yaygın olarak ülkemizin çeşitli yerlerinde çıktı ve hala da çıkmaya devam etmektedir ancak ayni paralelinde kuş gribi vakaları da yaşandı ve yine aynı paralelde yaşanmaktadır ve aynı zamanda biribirini tetikleyen iki öğe: kanatlılarda Grip diğer kanatsız hayvanlarda ise daha çok şarbon hastalığına çevirmektedir.

İşte bu noktada bizi düşündüren asıl konu bu, yani Şarbon ve Kuş Gribi nasıl bu kadar beraber ve birdenbire yayılabildi?

Aslında tam bu noktada Şarbon ve Kuş Gribi benzeri virüs ve bu gibi hastalıkların yayılma olasılığı diğer hastalıklara nazaran daha kolay çünkü bu gibi hastalıklar, bilindiği üzere daha çok biyolojik bir yapıya sahip olduğundan birer biyolojik hastalık da denebilir.

Çünkü özellikle bu vakalar bu yollarla daha yayılır ve çoğalır. O zaman bunun, bilhassa günümüz koşullarında yaygın olarak yapılan kimyasal silahların kullanımı sonucunda oluşan birer biyolojik ve aynı zamanda kimyasal maddelerden türeyen hastalıklar olduğunu unutmamalıyız.

Bu gibi silahların son zamanlarda hem bölgede hem de ülkemizde yaygın olarak kullanıldığını da biliyoruz.

Bunların sonucunda bu tehdidin riski içerisinde yaşıyoruz.

Ama şüpheli konu ise bunun bilinmesine rağmen kimsenin dile getirmemesidir.

Hatta kimi zamanlar bilinmeden de olsa birilerinin gündeme getirilmesi söz konusu olduğunda birileri de hemen örtbas ediyor. Bunda da asıl ilginç olan bilinçli olarak birilerinin bunu yapıyor olmasıdır.

Kim, neden, niçin, niye? Sormaya da gerek duymuyorum çünkü neden ve nasıl olduğu zaten bilinmektedir.

Ama lütfen şu analizi yapalım: öyle söz olsun diye söylenmiş bir şeyler olmasın. Bu ve bu gibi olaylar bilinçli veya bilinçsiz ama sonuç olarak bütün herkese ve her kesime zarar vermektedir. Bu nedenle ben bunu söylerken sadece bir yorum olarak algılanmaması, aynı zamanda bu süreçte yaşanmış ve yine yaşanacak olanların herkesçe iyi idrak edilmesi ve bundan kesinlikle kaçınılmaması gerektiğine inaniyorum. Aynı zamanda bu gibi hayati konuların üzerine gidilmesinde fayda görüyorum.

Aslında durumun çok ciddi olduğuna ve gelecekte büyük bir sorun yaratabileceğine inanıyorum.

Önüne geçilmezse eğer daha da vahim olacaktır. zaten olmaya çoktan başlamış bile: kırsal alanlarda hayvancılık nerede ise yapılamaz duruma gelmiştir.

Yukarıda söylediğim bu sıradan şeylere, bir çoğunuzun belki de inanası gelmiyordur. ama bir hatırlayın ilk çıktığında ülkenin bir çok yerinde birdenbire görüldü ve hissedildi. Sebebi de belli: bir kimyasal madde kadar duyarlı oluşu ve özelikle uçan kanatlı hayvanlarla kolay bulaşabilen bir illet olması, yine göçmen kuşların güneyden gelerek ülkemizin batısına doğru göçtükleri ve aynı zamanda batıdan da yine Güneydoğu bölgemizi kullanarak güneye göçtükleri bir gerçektir. Yani ülkemiz bu konuda sürekli bir güzergah konumundadır. Dolayısıyla bunun için birilerinin özel bir biyolojik saldırı hazırlaması gerekmez. Sonuç itibariyle birilerinin ülkemizin kırsal alanları olan Doğu ve Güneydoğuda kimyasal silahları kullanması bu gibi hastalıkların yayılmasına fevkalade yeterli olacaktır.

Yani otomatik olarak oralardan geçerek gelip giden her türlü kanatlı hayvanların bu illeti çok kolay ülkemizin diğer bölgelerine taşıması çok olanaklıdır.

Peki ülkemizde kimyasal silahlar kullanıldı mı?

Ve nerelerde kullanıldı?

Kimler kullandı?

Nasıl, niye?

Kime karşı?

Evet bütün bu soruların cevaplarını hepimiz merak ediyoruz. Ama aslında ülkemizin içinde bulunduğu siyasi durumu, aynı zamanda kamplaşmış milliyetçiliğin mevcut durumu, yine buna paralel olarak devam ettirilen lojistik ve askeri operasyonların görevi ve verilen yetkileri irdelersek eğer, işte bütün bu soruların cevaplarını almış olacağız.

Güvenlik nedeniyle veyahut başka nedenlerle -artık ona siz karar vereceksiniz- ama bu Halkın yaşamını tehdit eden silahların ne bahaneyle olursa olsun bu kadar açık ve kararlı bir şekilde kullanılması bize güvenlik gerekçeleri olarak değil, aslında devlet için bu Halkın bir öneminin olmadığını kanıtlıyor.

Öncelikle devlet ve yine devletin vasıfları konusunda acaba ne kadar yeterliyiz veya gerçekten yeterli miyiz?

Bu devirde devlet erkanı isminden de anlaşıldığı gibi güçlü otoriter koruyucu ve Halkçı, gücünü öncelikle Halkını korumak ve gelecekteki yaşamlarını teminat altına almak için kullanır. Yoksa ne sebeple olursa olsun devlet bekası ve kendini devletin sahibi olarak bilenlerin bireysel çıkarları için Halkın çıkarını göz ardı ederseniz.

Böyle devlet ve halk kavramları, bize birisi ısrarla ezen diğeri ise bütün çabalarına rağmen ezilmekten bir türlü kurtulamayan ve bunun sonucunda devleti bir koruyucu değil, sadece ezen ve ezdiren iki olgu olmaktan başka bir şey ifade etmemiş olacaktır.

Şimdi diyeceksiniz ki şarbonla Devletin bir birleriyle ne ilgisi var? Aslında şimdiden böyle bir iddiayı ortaya atmak insanlara çok anlamsız gelebilir; ama anlatacağımız konu aslında bir yılı kapsayan hem kuş gribi hem de yine bir tehdit haline gelen şimdiki şarbon salgınını düşünürseniz ve bunların birer biyolojik hastalık olduğunu yine daha çok bir kimyasal maddeden meydana geldiğini de, işte o zaman bazı söylemler daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Ve son olarak yine ülkemizde terör bahanesiyle Devlet tarafından defalarca kırsal alanlarda kimyasal madde kullanıldığına tanık olduk.

Bununla beraber bulunan örgüt cesetlerinin çoğunda kimyasal bir maddeden yanık tesbit edildi. Bunu çoğu zaman kamuoyu yalanladı belki, ama aslında bu zamana kadar etkilerini bu kadar göstermişken her halde artık yalanlanmayacak kadar aşikar olmuştur. İşte bütün bu gelişmelerin ışığında düşünürseniz sanırım o zaman herkes bu vakaların bir anda böyle bir tehdit haline gelmesinin sebebinin kimler olduğunu anlamış olacaktır.

Bu zamana kadar niye gizlendi? Ve bunu kimler göze alabilirdi? Sonuçta bu böyle olsa bile insanlara başka bir şekilde lanse edildi. ve bunu çok da usta kişiler tarafından yaptırdılar. hatırlarsanız devletin de kuş gribi döneminde, dışardan Türkiye ye biyolojik bir saldırı ihtimali üzerinde duruluyordu. Hatta kamuoyu bunu tartışmaya başlamak üzereydi; ama yine birileri bunun dillendirilmemesi için Çin devletinden getirilen bir yetkilinin canlı yayında tavuk ziyafeti eşliğinde: bunun normal olduğunu, genellikle kırsal alanlarda beslenen kümes türü hayvanlarda bulunabileceğini söyledi ve böylece bu şüpheler ortadan kaldırılmış oldu. Ama maalesef hala virüsün kendisini ortadan kaldırmış değiliz.

Ve ne yazıkki bu büyük tehdit altında yaşamımızı devam ettiriyoruz.

Özellikle kırsal alanlardan yayılmak üzere bölgeyi tehdit altına alan şarbon hastalığına nasıl bir kılıf bulunacak merak konusu olmaktadır.

Acaba ilk defa doğru olarak teşhis edilen bu biyolojik illet üzerinde durulacak mı?

Bir ikincisi bu hala bir dış saldırı olarak mı iddia edilecektir?

Bu da çok merak konusu olmuştur.

Bir diğer şey kendi topraklarımızda kullandığımız kimyasal silahlar, artık kendi halkımıza büyük bir tehlike arz ettiğini anlayacak mıyız?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 160
Toplam mesaj
: 37
Ort. okunma sayısı
: 274
Kayıt tarihi
: 05.02.07
 
 

Hayatın yazmak olduğuna inanıyorum ve umulup ta olmayan her duyguyu yazarak yaşamak mümkün diyoru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster