Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '13

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
535
 

Sardunyalar

Sardunyalar
 

bazen bir yavru kedi miyavlar,bazen bir sardunya gülümser


Mutluluğun, hayatımızdaki büyük başarıların, büyük kararların, büyük olayların, büyük kazançların ardından geleceğini düşünmeye koşullandık. Onu Kaf Dağı’nın ötesine iteledik ki kolayca ulaşılmasın diye.

Mutluluk duymak için sağa, sola bolca serpiştirilmiş bir sürü şey, onları fark edelim ve kolayca ulaşalım diye gözlerimizin içine bakıyor. Bazen biz dalgın dalgın yürürken bir küçük kedi yavrusu miyavlıyor. Bazen saksıdan renk renk sarkan bir sardunya çiçeği bize gülümsüyor. Fakat biz kendimizle, sorunlarımızla o kadar meşgulüz ki bize el uzatan, göz kırpan bu güzellikleri görmüyor, onların seslerini duymuyoruz. Hiç farkına varmadan yanlarından geçip gidiyoruz.

Bir gün balkonunuzda kendi ellerinizle diktiğiniz, zaman zaman sulayıp, büyüttüğünüz, cömertçe rengarenk açan çiçeklerini gördükçe keyiflendiğiniz sardunyalarınız olursa mutluluğun o kadar uzakta olmadığını anlarsınız. O zevki bir tattıktan sonra artık nerede çiçek için elverişli bir boşluk, bir saksı görseniz hemen bir çiçek ekmeyi düşünürsünüz. Bir bakarsınız ki balkonunuz, pencere önleriniz sakız sardunyalar, ıtırlar, yaseminler, güller, lavantalar, kasımpatılar, glayörler, ortancalar, hanım elleri, biberiyelerle dolmuş. Kimi bol çiçekli, kimi mis kokulu… Sanki her bakışınızda size minnetlerini sunar gibi gülümser, içinizi aydınlatırlar.

Susayınca boyunlarını büker, sizden ilgi beklerler. Onları her suladığınızda onlara can verir, karşılığında dirhem dirhem mutluluk alırsınız. Öyle somut bir mutluluktur ki bu renklerini görebilir, tenine dokunabilir, rayihasını koklayabilirsiniz. Hatta isterseniz konuşabilirsiniz. Sizi can kulağıyla dinlerler. Onlar sevginize kayıtsız kalmaz. Hiç ummadığınız bir anda tomurcuklarını açarak, esen rüzgara kokularını savurarak sizi mutlandırmanın bir yolunu bulurlar.

Ne zaman bir sıkıntınız olursa çekinmeden içinizi dökebilirsiniz. Yeter ki bakışlarınızı üstlerinden eksik etmeyin. Gözlerinin içine bakarak konuşun.

Bazen onlara içten, sevecen bir bakışınız bile yeter.

Size, hayatta birçok şeyin üzülmeye değmeyeceğini söyleyeceklerdir muhtemelen.

Gelip geçenlerin biraz soluklandığı dünyamızda hiçbir şeyin kalıcı olmayacağını, güz soğuklarıyla birlikte kendilerinin de misafirliklerinin biteceğini anlatacaklardır sessizce. O gün geldiğinde sitem etmeyelim diye onlara doya doya bakmamızı, koklamamızı isteyeceklerdir.

Onlarla ilgilenirken, kurumuş yapraklarını koparıp, topraklarını eşelerken bütün dertlerimizden, tasalarımızdan bir süre uzaklaşacağımızı, bambaşka alemlere dalacağımızı, iyileşeceğimizi fısıldayacaklardır.

Bitkiler Olmasa

Dünyadaki bütün bitkiler canlı yaşamın ilk ihtiyacı olan, havadaki oksijeni üretmekle kalmaz, besin zincirinin ilk halkasını da oluştururlar. Bitkiler olmadan canlı yaşamın da çoğu olmaz. Doğanın cömertçe bezediği yeşil bitkili alanlar aynı zamanda yaşam çeşitliliğinin en çok olduğu alanlardır. Amazon Ormanları gibi…

İnsanoğlu, şu gün sahip olduğu bilgi ve teknolojiye rağmen hala bu çeşitliliği tam olarak saptayabilmiş değil. En küçüğünden en büyüğüne kadar öyle sınırsız bir zenginliktir ki bu yüzlerce nasyonal park belirlense, binlerce botanik parkı açılsa bile yine de bulunamayan, ulaşılamayan, dışarıda kalan bitki türleri olur.

Doğa bu canlı zenginliğini neden yaratıyor? Bu soru insanın kafasını kurcalıyor.

Bir yandan en yıkıcı güçlerini kullanıp, yıldırımlar, yangınlar, volkanlar, kasırgalar, tsunamiler, seller, depremler, aşırı sıcaklar, aşırı soğuklar, salgın hastalıklarla bazı canlıları yok ederken bir yandan onların çeşitlenmesi, çoğalması için koşullar yaratıyor, adeta onları kışkırtıyor.

İnsanlara bir çelişki gibi görünen bu olguların özündeki hakikat ne?

Acaba doğanın gazaplarının amacı ‘yeniden yaratmak için yok etmek’ olabilir mi?

Bütün canlılara özgürce çoğalıp, gelişmeleri için şans verip, yaşamaları, hayatta kalmaları için onları baştan aşağı donatırken, hatta ilişki kuracağı diğer türleri yanında yöresinde konumlandırıp, her şeyi ince ince ölçüp biçerken nasıl oluyor da bu kadar titizlendiği bir eseri anında yok edebiliyor?

Acaba doğanın gazapları bu türlerin daha da dayanıklı hale gelmesi, gelemiyorsa o bölgeyi terk etmesi için bir uyarı mı? Ya da buralar artık sizleri besleyemeyecek kadar verimsizleşti. Ben size yeni ve daha zengin bir ortam yaratmalıyım mı demek istemektedir.

Belki de bunların hiçbiri. Doğanın asıl belirleyici niteliği sürekli değişimdir ve canlılara ‘ben değişmek zorundayım çünkü içimde sürekli değişmemi körükleyen, kabuğuna sığmayan kor ateş ve yüzeyimde su, onun da üstünde hava var. Bunların hepsi akışkan, hareketli ve değişken… Keza dışımdaki kozmos da beni değişmeye zorluyor. Ben kocaman bir sistemin küçücük, naçiz bir üyesiyim. Ben nasıl ha bire değişiyorsam sizde değişmelisiniz, yoksa yaşayamazsınız. Ben nasıl sistemin kurallarına uymak zorundaysam siz de benim değişimlerime ayak uydurmalısınız.’ demek istemektedir.

Dünya ilk oluşmaya başladığı andan itibaren 4,5 milyar yıldır durmadan değişiyor. İklimler değişiyor, yeryüzü değişiyor. Karalar, okyanuslar adeta yeniden şekilleniyor. Bu değişim dünya döndükçe sürecek. Dolayısıyla doğada yaşayan bütün canlılar bu değişime ya ayak uyduracak ya da uyduramayanlar yok olacak.

Doğa kurallarını sürekli değiştirecek. Bazen okyanusun ortasına volkanlardan Galapagos ve benzeri adalar inşa edecek ve ancak oradaki habitata uyum gösteren canlılar yaşayacak ve türler çoğalıp, zenginleşecek.

Doğadaki canlı çeşitliliğinin özünde yatan gerçek bu olsa gerek.

Minnet Borcumuz

İnsan yaşamını sürdürebilmesi yani beslenmesi, örtünmesi, barınması, üreyip çoğalması için bitkilerden yararlanır. Bitkiler hayatımız için bu kadar değerli ve soluduğumuz hava bile onların eseri olduğuna göre bir kere olsun onlara minnetimizi göstermeliyiz.

Onları temsilen dikeceğimiz ve dibini sulayacağımız bir ağaç, bahçemizdeki, balkonumuzdaki bir çiçek, pencere önündeki bir sardunya onlara karınca kararınca bir minnet borcumuz, bir teşekkürümüz olabilir.

Hayatımızı her zaman büyük şeyler, büyük olaylar etkilemez. Bazen geçip giderken miyavlayan bir kedi yavrusu, bazen pencere önünde salkım salkım çiçekleriyle gülümseyen bir sardunya ya da kendi ellerimizle diktiğimiz Mavi Ladin fidanı da bizi etkiler, umutlandırır.

 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2453
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

Eczacı, Optisyen Fizik, özellikle optik fizik konusuna ve genel olarak görüntü ve ses teknolo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster