Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
248
 

Sarı ile Kanarya ve de Ben

Sarı  ile Kanarya  ve de Ben
 

Kocamı kollarımın arasına alıp ‘’hayır, hayır, daha çok erken’’ diye bağırışımın ardından koskocaman iki  sene geçti.

İki ilkbahar ağaçlar çiçeklerini açtı, iki yaz güneş alev alev kavurdu, iki sonbahar sarı yapraklar döküldü sokaklara, iki kış kardan adam yaptı çocuklar burunları havuçtan.

Her mevsimi severdik biz, beraber olduktan sonra. Hele ki kış mevsimini daha da çok sever gibiydik sanki. Çünkü eve kapandığımız, sadece baş başa kaldığımız günlerdi, kış günleri. Evimizde çayımızı demler, monopoly oynardık bazen, filmler seyreder, dizileri takip ederdik internetten. Mısır patlatır, kestane kokusuna bayılırdık.

Ortak noktalarımız çoktu, ayrı düştüklerimizde vardı tabii ki.. O tam bir hayvan dostuydu. Bense onunla tanıştıktan sonra yaklaşmaya başladım hayvanlara. Bizim evimizde hiç kedi, köpek olmamıştı, ben hiçbir zaman bir kediye sarılıp uyumadım. Beni hiçbir zaman bir köpek karşılamadı evimizde. Karşıdan sevenlerdendik biz hayvanları.

Sevgilimin ise bir köpeği, bir de kedisi vardı. Ve ikisi de  insanların birbirine olan düşmanlıklarına inat dosttular. Birbirlerinin alanına saygı gösterirler, biri diğerini ötekileştirmezdi. Hatta eve bir misafir hayvan geldiğinde ikisi bir ve beraber olurlardı. Benim onlara karşı hafif ürkmemi ve de  biraz uzaktan uzaktan olan sevgimi hemen hissettiler, çok da yakınlık göstermediler, bana bu yüzden. Anlarlarmış ya kendisini sevenleri ya da sevmeyenleri hayvanlar, aynen öyle.

İşte en çok o zaman endişelendim,’’ya beni kabul etmezlerse aralarına  ‘’ diye. Çünkü sevgilimin çocuklarıydı onlar. Dünya bir yana, onlar bir yana… Köpek SARI, kedi KANARYA idi. Anlayacağınız gibi bizimkisi hasta bir Fenerliydi. Biraz önce eklemeyi unuttum. Geceleri bir de maç seyrederdik, maç yorumlarını  bile hatta. Stres atmak için iyidir bir spora ilgi duymak derdi. Ama sonraları ofsaydı bile öğrenmiştim.

Halı saha maçları, olmaz mı hiç? Haftada bir sahalarda ALEX olurdu kendileri. Sol ayağı da çok iyiymiş o öyle derdi. Biz de kadınlar destekçi, kenarda seyirci. Bu maçlar yüzünden, bir çatlak, bir kırık, bir kaburga, çok hasar vardı, bütün halı sahacılar gibi onda da.

Onun sevdiği her şeyi sevmeye başladım, hiç elleyemediğim kedi sabahları beni uyandırır oldu, ondan önce. Gerçi beni çok sevdiğinden değil de, Ona kıyamazdı, biraz daha uyusun diye. Dişlerinden korktuğum SARI, elimden yer oldu her şeyi. Maçları sevdim, sadece fenerlileri değil Galatasaraylı oyuncuları MİLAN BAROŞ’u  bile öğrendim. ÇARŞI grubuna bayıldım, protest tavırlarını her zaman alkışladım. Ama maçlarda daha çok zayıf ve ezilen takımı tuttum ben.  

İşte herkes gibi, olaysız, monoton, kendi halimizde yaşayıp gidiyorduk. Çalışıp para kazanıyor, azıcık da olsa biriktirmeye bakıyorduk. Daha karavan alacak, önce ülkemizi dolaşacaktık. Kapadokya, Karadeniz yaylalar, Antalya, Bolu, Kars… Ama daha zaman vardı. Gençtik, güzeldik, akıllıydık, şanslıydık, birbirimize denk gelmiştik. Aceleye ne gerek vardı?

O gece halı saha gecemizdi. Formalarımızı giydik, attık kendimizi sokağa. Derbi gibiydi bu geceki maç. Bizim ALEX girmişti bile maçın havasına. Oooo, herkes burada, EMRE, MİLAN BAROS, …Kaleci Volkan, aman bir Volkan’ ı sevememiştim fenerde…

İlk gol Alex’ten. Sol ayağından hem de. Sonrası kayıp, yani göremiyorum sevgilimi, herkes başında, kutluyorlar golünü sanıyorum. Ben de zıplıyorum sevinçle, ama ‘’ambulans çağırın’’ sesleri geliyor kulağıma. Koşuyorum hemen sahaya, yerde yatıyor boylu boyunca, alıyorum kucağıma

’hayır, hayır, daha çok erken ‘’ dediğimi söylüyorlar bana sonradan.

Ama mutlu gitti işte. Sahalarda Alex idi, tam hayalini kurduğu gibi, attı golünü. Hepimize, bana, Sarı’ ya, Kanarya’ya, arkadaşlarına, ailesine, kısaca dünyaya attı bir çalımlı gol ve biz alkışlarken onu çekti gitti, eyvallah bile etmeden…

Geride iki emaneti kalmıştı bana, SARI ve KANARYA… Beni sevmeleri onun yüzündendi, biliyorum. Onun bana olan sevgisini bildikleri için beni kabullenmişlerdi. Aynı benim yaptığım gibi.

O gidince beni sevmeyi bıraktılar sanki. Kanarya da Sarı da yemekten içmekten kesildi. Mutsuz üç canlı yaşıyorduk artık bu evde. Sevgilimin eşyalarını boşaltırken dolabından,iki gözüm iki çeşme, bir sarı lacivert formasını kaptı KANARYA. Çekildi bir kenara, almaya çalıştım pençelerinden, hırladı bana. Korktum. Bir daha da o forma ile yaşadı, uyudu, onu koklayıp koklayıp içine çekti, hatta burnunun içine kaçacak diye korktum resmen. O forma  ile yaşamaya başladıktan sonra biraz daha hayata döner gibi oldu. En azından yemeğe başladı. Yıkamak için ne zaman yaklaşsam formaya, pençe attı bana.Ben de bıraktım kendi haline.  

Sarı ise çok zayıfladı, tüyleri dökülmeye başladı, lekeler çıktı orasında burasında,  korktum ölecek diye. Veterinere götürdüm, ‘’özlemiş ‘’dedi. Biliyordum zaten, teşhisi çoktan koymuştum ben. Bütün gece okşadım tüylerini, ‘’ terk etmedi O seni, O da seni çok özlüyor’’diye anlattım anlattım. Anlıyor gibi dinledi beni.

Bir gece rutin yürüyüşümüzü yaparken, nasıl oldu anlamadım, fırladı kaçtı elimden SARI. Karanlıkta sağa sola koşturdum ama bulamadım. O da gitmişti. Biz bir evde iki ayrı dünyalarda yaşayan KANARYA ve ben kalmıştık artık. O kadar ilgisizdi ki bana karşı, o benim efendim gibiydi resmen. Ben onun hizmetinde.

İşte yine rutin, yazlar, kışlar geçmeye başlamıştı, artık maç asla seyretmiyordum, hatta nefret ediyordum futboldan.

Bir gün işten dönerken karşı apartmanın, bir dairesinin, bir penceresinde gördüm onu. SARI’ydı o, yanılmam imkânsızdı. Attım ellerimdeki poşetleri, koştum karşı apartmana. Çıktım çıktım, bu kat olsa gerek dedim, bastım zile. Benim yaşlarda bir kız açtı kapıyı, dedim ona’’SARI burada, gördüm onu, kocamın köpeği’’

Kız şaşırdı, ama mantıklı. ‘’O geldi kapıya, buraya.  Kapımızın önünde yatıyordu, aslında haber verdik bir kaç yere’’dedi kız.’’ Şimdi kocamla yatıyor, kalkıyor, ondan bir türlü ayrılmıyor’’ dedi.  Özürler diledi falan filan.

Kocasına seslendi, adam geldi yanımıza. Kapıya tutundum, düşmemek için. Sandım ki O geliyor, bana şaka yapmış, buraya taşınmış. Bu kadar mı benzenir,  sevgilimdi sanki, aynı hava, aynı gülüş, bacaklarının arasında ise  SARI, bana bakıyor.

Gelmedi tabi ki  SARI benimle. Sevgilime benzeyenini bulmuştu tekrar hayata başlayabilmek için. Onsuzluğa dayanamayıp.

Artık SARI karşı apartmanda yaşıyordu,  KANARYA ile ben ise, iki yabancı gibi  aynı evde, ayrı odalarda.

 Biz de SARI gibi, Onun gibisini bulabilir miyiz bilemem.

KANARYA’ya da asla fikrini soramam.

Sorsam bile eminim ki cevap bile vermez bana.

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgi.. bu kadar mı güzel anlatılır.. Yürek sızısı böylemi dökülür yazıya.. İyi insan enerjisi böylemi yayılır.. Saygı duyduk size, sevgilinize, sarı ya.. Atölyede okudum yazıyı sekiz emekçiye.. Adınızı yazacağım (Kaligrafik) ilk molada bugün.. Saygılar Öğretmenim İyi insan enerjinize halâ umut var dedirten sözcüklerinize.. Selamlar herkesden..

yucel evren 
 26.09.2018 7:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 76
Kayıt tarihi
: 16.09.17
 
 

Bir emekli öğretmenin kaleminden düşenler . Bandırma doğumlu olup , ilk , orta öğrenim hayatımı B..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster