Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '12

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
509
 

Sarı Lacivert Aşk

Çocukluğumdan bana miras kalan ilk hatıralarım hep renksiz, mat ve puslu. Zihnimin bana oynadığı bir oyun mu? Bilemiyorum. Hayal meyal hatırladığım ilk anılarımın görüntülerinde, canlı renkler yok. İstanbul renksiz, çiçekler bile kirli beyazla, çirkin bir koyu gri arasındaki renk tonlarından ibaret.

Peki o zamanlar diğer renkler neredeymiş?

Her şeyin bir sebebi varmış meğer. Yaşayıp görmek gerekmiş…

Bir gün evimizin önünden ellerinde davullarla, bayraklarla şarkılar söyleyerek yeni yetme gençler geçti. Gecekondu mahallesinin, toprak yollarında misket oynayan küçük çocuk kafasını kaldırıp, sesin geldiği yere çevirdi başını.

İşte ordalar. Dün gibi hatırlıyorum.

Şapkalar, kaşkollar, bayraklar, formalar hepsinde iki renk var, diğer renklere ihtiyaç yok sanki, bu ikili her yeri panayır yerine çevirmeye yetmiş. Maça gidiyorlarmış meğer.

Şarkılar, marşlar, davulların gümlemeleri veeee SARI LACİVERT…

Renkli anılar işte o gün başlıyor.

Sonraları düşününce buluyorum sorunun cevabını.

Diğer renkler aslında ordaymışlar da ben fark etmiyormuşum. Onları fark etmem için sarı ve lacivertin çubuklu forma üzerinde bir araya gelmesi gerekiyormuş. Koyu gri ve kirli beyaz ast solistten önce sahneye çıkan şarkıcılar, diğer renklerde de saz ekibiymiş meğer. Efsanenin sahne almasını bekliyorlarmış zihnimde. Ancak o çıkınca giymişler renkli elbiselerini. Sarı ve Laciverte aşık olmamı bekliyormuş herkes, bir benim haberim yokmuş. Olurda yanlış renklere kapılıp, yanlış yollara saparım endişesi taşıyormuş beynim. O yüzden o güne kadar her şeyi mat ve puslu gösterip sarı ve lacivertin yan yana gelmiş halini görmemi bekliyormuş.

Ben Fenerbahçe’yi renkleri için sevdim. O zaman bilmiyordum büyük bir camia olduğunu. Bilmiyordum taraftarlarının da benim gibi başarılara değil de renklere aşık olduğunu.  Bir tek ben öyleyim sanıyordum. Büyüyünce duydum ki Fenerbahçe’nin büyüklüğü öyle şampiyonluk ve kupa büyüklüğü değilmiş,  onun büyüklüğü başkaymış adı da konmazmış…

Çok ağlattı beni Fenerbahçe yenilgilerinde. Çok yağmur yağdırdı kafama, çok üşüdüm sayesinde. Ama asla vazgeçmedim onu sevmekten.

O zamanlar magic box star 1 adıyla yayın yapan kanal sadece kahvehanelerde vardı ve bizi de küçük olduğumuz için içeri almıyorlardı. Kahvehanenin dışında titreyerek seyrederdim maçlarını. İkide bir camlar buharlanır içerdekilere yalvar yakar sildirirdik camdaki buğuları. Eve dönünce de bi araba azar evdeki büyüklerden. Olsun canı sağ olsun, Fenerbahçe için değer…

Sonra büyüdük, mahalle maçlarında, Aykut, Rıdvan, Oğuz, Erdi, olduğumuz günler geride kaldı. Bu süre zarfında 103 golle gelen şampiyonluğa sevindik, kaçanlara üzüldük. Üç sıfırı görünce tamam bu sefer oldu galiba diyip sevinenleri, dört üçlük kalbura çevirince çıldırdık. Ali Şen başkan oldu Fenerbahçe şampiyon. 15 yıldır geçmeyen yüzgeç acısı bıraktı Aykut bir yerlere.

Günler geçti sonra bir gün ufak, tefek bir adam çıktı televizyonda. Adı AZİZ YILDIRM’mış. üstelik R’leri de söyleyemiyordu bu sevimli adam. 1 oy farkla başkan olmuştu. Elinde purosu, ensesi kalın, kodaman başkan imajı yoktu kendisinde. Siyah takım elbisesi içinde oldukça mütevazi görünüyordu.

Çok sevdik onu. Ben şahsen tribündeki serserilerle mücadele edecem derken biraz abarttığını düşündüğümden biraz kırgındım kendisine son birkaç zamandır. Tribünlerdeki kalantör populasyonunu fazla arttırmıştı son yıllarda. Ama olsun.  Böyle kırgınlıklar olur her ailede.

Sonra hayalleri bir, bir gerçeğe dönüştürdü…

Fenerbahçe’nin sadece futbol kulübü olmadığını hatırlattı bizlere. Amatör branşlara önem verdi, voleybol ve basketbol şubelerini şahlandırdı hem de kadın erkek ayrımı yapmadan.

Maketten statla hava atanlara, gerçek bir mabed yaparak ders verdi. Maketçiler kadar da hava atmadı nedense.

Yetmedi salon yaptı. Sadece Fenerbahçe için değil, olası turnuvalarda, Türkiye’ye de lazım olur, yüz akı olur düşüncesi ile. 

Sonra baktı kamp dönemlerinde ülke paraları Avrupa’ya akıyor. Akmasın dedi. Bizde kalsın. O parayla amatör sporculara destek oluruz. Bu sayede olimpiyatlarda 3’ü 5’i geçmeyen madalyalarımız artar diyerek yaylaya kamp tesisi yaptı.

Ülke adına, kulübü adına onlarca tarlada umut tohumları ekti. Tam ürünler büyümeye başladı hasat yaklaştı.

Duuurrrr. Dedi birileri.

Sen “buğdaylar başak saldı mı? ekinler biçildi mi?” demişsin gel bakalım içeri…

BÜYÜK BAŞKAN sen merak etme ekinler büyüdü. Biçilecek eninde sonunda. Bu aralar havalar biraz bulutlu yağmur var pus var. Hasat için şartlar uygun değil. Hele bi sen çık hasadı beraber yapacağız İnşallah.

Son olarak ince ayarcılara, meydanı boş bulanlara, eziklere ve akbabalara bir sözüm olacak. Siz bizi düşüreceksiniz de biz vazmı geçeceğiz sanıyorsunuz sevdamızdan. Pul kadar değeri olmayan kupalarınızı, kazandığı için mi seviyoruz sanıyorsunuz Fenerbahçe’yi. Evinin önünde misket oynarken sarı ve laciverte aşık olmuş kaç milyon çocuk var biliyor musunuz?

Kendiniz çalın kendiniz oynayın. Düşürseniz ne olacak düşürmeseniz ne. O çocuklar öyle tutulmuş ki Sarı ve Laciverte inanmazlar asla sizin hikayelerinize… 

Onlar ekilmiş umutların biçilecekleri günleri bekliyor sabırla ve ümitle…

 

 

Hesaplıca bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel yazmışsın, eline sağlık.

Hesaplıca 
 11.01.2012 16:12
Cevap :
teşekkür ederim...dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım Fenerbahçe sevgimi.   11.01.2012 18:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 244
Kayıt tarihi
: 16.09.11
 
 

1980 İstanbul doğumlu. Yalova'da yaşıyor. Yazmaya çalışıyor...  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster