Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '17

 
Kategori
Hayvan Bakımı
Okunma Sayısı
43
 

Sarı Öküzle Sarı İnek

Sarı Öküzle Sarı İnek
 

Buzağı en çok bakıma muhtaç


Ünal Şöhret Dirlik

Sevgili çocuklar aşağıdaki öyküyü sizin için tasarladım. Mutlaka ders almamız gereken güzel bir kurgulama bana göre. Size göre deyince  büyüklerin de okumaları gerektiğini söylesem iyi olacak. Ahırda, tarlada, otlakta, merada nerede bir hayvan görürseniz aklınıza Sarı Öküzle sarı İnek öyküsü gelsin. Hayvanlar çiftçinin yardımcılarıdır. Onları sevelim. Koruyalım.

Sabahleyin erken kalkan çiftçi Hasan Dayı ahırın kapısını açmadan; kapıya oturdu. İçeride hayvanlar kendi aralarında konuşuyorlardı. Onlara fark ettirmeden kulağını kapıya dayadı, başladı konuşulanları dinlemeye:

             Konuşanın Sarı öküz olduğunu sesinden anladı. Sarı Öküz şöyle diyordu:

             -Arkadaşlar ahırımızın çok rahat olduğunu söyleyebilirim. Bir de sabah yemlerimiz için saat sekize kadar beklemesek olmaz mı? Birisi bunu  sahibimiz Hasan Dayı’ya anlatsa ne olurdu?

              Sarı İnek-Tarlaya erken gidiyoruz, yemlerimizi erken yemezsek, kapı açıldığında acele etmek zorunda kalıyoruz.

              Kara Düve-“Doğru söylüyorsunuz. Akşam erken ahıra kapatılıyoruz. Sabaha kadar  bizim soğukta neler çektiğimizi de Hasan Dayı’ya söylemek gerek. Benim bağlandığım köşede tahtaların arasından bir soğuk geliyor ki sormayın. Hasan Dayı bunu bilse hemen oraya bir tahta çakar beni soğuktan kurtarırdı” dedi.

            Bütün bu konuşmalara yattığı yerden kulak misafiri olan Kara Öküz seslendi:

            -“Ben dün çift sürerken çizgiyi şaşırdım diye, Hasan Dayı’nın oğlu üvendirenin ucuyla dürtükledi de sağrılarım kanadı, bunu da söyleyelim Hasan Dayı’ya” dedi

            Ahırın en kuytu yerinde geviş getirip duran  ufak boylu buzağı; cırtlak sesiyle:

                           -“ Siz otlağa, tarlaya ve meraya gittiğiniz zaman evin küçük çocukları gelip sırtıma  biniyorlar, o yüzden yatağımdan kalkamıyorum” diye sızlandı.

                              Hasan Dayı daha fazla dayanamadı. Yeni geliyormuş gibi öksüre öksüre kapıyı açtı.

                           -Hepinize günaydın diye bağırdı. Onları seve okşaya teker teker dolaştı. Kiminin sırtını okşadı, öküzlere sevgi dolu şaplak attı. Sırtlarını kuru bezlerle sildi. Bütün ahırdaki hayvanları sevdi. Onların sabahlarının hoş olmasını sağladı. Güle oynaya otlağın yolunu tuttular.

                           Onların başında oğlunu bıraktı. Hemen eve döndü. Ahırı temizledi. Yerlere kuru ot serdi. Soğuk giren deliliği kapattı. Buzağının yanına çocukları yaklaştırmadı. Çocuklara dedi ki: “Siz bu buzağının sırtına biniyormuşsunuz, bana kuşlar şikayet etti” dedi.

                  Akşam pırıl pırıl bir ahıra gelen hayvanlar pek sevindiler. Üstelik yaralı olan öküzün yarasını da tımar etti.

                  O günden sonra ahırda daima bir bayram havası esti.

                  Hiç biri Hasan Dayı’nın kendilerini dinlediğini bilemedi.

                  Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.


           

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam yorum
: 2687
Toplam mesaj
: 200
Kayıt tarihi
: 22.05.08
 
 

Önce kendimi tanıtayım: Ben Ünal Şöhret Dirlik, Aksu Köy Enstitüsü'nde üç yıl okudum. Dördüncü sı..