Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
1366
 

Sarı Yelekliler Hareketi - Nasıl Başladı, Ne İstiyorlar?

Sarı Yelekliler Hareketi - Nasıl Başladı, Ne İstiyorlar?
 

PARİS’TE BAŞLAYAN VE HÜKÜMETİ GERİ ADIM ATMAK ZORUNDA BIRAKTIĞI YAYGARA EDİLEN SARI YELEKLİLER HAREKETİYLE TUTUŞTURULAN FİTİLİN UCUNDAKİ DİNAMİT ACABA DÜNYANIN NERESİNDE PATLATILACAK?

20 Kasım’dan itibaren dikkat çekmeye başladılar. Eylemlerde giydikleri tek tip giysilere atfen “sarı yelekliler” olarak adlandırıldılar. 15 gündür, Paris sokaklarını birbirine kattılar. Araçları yaktılar, dükkanları yağmaladılar, güvenlik güçleriyle çatıştılar. Belçika, Hollanda ve Almanya’da da baş gösterdiler, Dünya gündemine oturdular.

Paris’te tarih boyu başlayan benzer olaylar izleyen dönemlerde tüm dünyayı etkiledi.

1789 Fransız İhtilali’yle özgürlük, eşitlik ve milliyetçilik hamleleriyle burjuva sınıfı, 1848 devrimi ve 1871 Paris Komünüyle işçi sınıfı ve 1968 hareketleriyle gençlik, siyaset sahnesinde boy gösterip dünyayı salladılar.

Öyle olunca “sarı yelekliler” hareketi de merak uyandırıyor.

Eylemlerin renklerle tanımlanması, Soros finansörlüğünde geçmişin sosyalist ülkelerinde batılı finans çevrelerinin yörüngesindeki liberallerin ayaklandırıldığı “Turuncu Devrim”lerle başladı. Turuncu ayaklanmanın karakterindeki sahteliğin gölgesinin “sarı” yelekli hareketin üzerine de düşmesi doğaldı. Harekete temkinli yaklaşma ihtiyacı kaçınılmazdı.

Yerleşik sömürü düzenlerine itiraz kaynaklı devrimci hareketlere romantik yorum getirme telaşıyla hareket edip hataya düşmekle küresel bir tezgaha figüran olma çekincelerinin girdabında gelişmeleri anlamaya ve yorumlamaya çalışıyoruz.

Gezi olaylarında da benzer durumla karşılaştık.

Hareketin bir lideri, eylemlere öncülük eden bir siyasi örgütlülük, sendikal bir karakter, sosyalist bir siyasi akım benzeri herhangi bir öncü figür göremiyoruz. Hatta sağ sendikaların destekleyici tavırlarını görüyor ve şüphelenmeye başlıyoruz.

Hareket, sosyal medya üzerinden yönlendiriliyor. İlk çağrının bir kamyon şoföründen geldiği ve yayıldığı rivayet olunuyor.

Sosyal medya üzerinden toplulukları harekete geçirebilme gücüne ve olanağına sahip odakların küresel egemenler olabilecekleri gerçeği kuşkularımızı kışkırtmaya devam ediyor.

Olayların patlak verdiği ve Benelüx ülkelerine yayıldığı ilk on günde formüle edilmiş bir hedef ortaya konmadı. Ta ki 29 Kasımda 30 bin kişinin katılımıyla belirlenen 42 maddelik talepler listesine kadar, amacın ne olduğuna dair kimsenin bir fikri yoktu.

Haftalar sonra ortaya atılan talepler listesinde; “… motor yakıtı vergilerindeki artışlara (vergi adaletsizliklerine) itirazların yanında, asgari ücretin düşük ve gereksinmeleri karşılamaktan uzak olduğu, halen  62 olan emeklilik yaşının tekrar 60’a indirilmesi, su, elektrik ve gaz gibi temel tüketim ürünlerinde katma değer vergisi uygulamasının emekli, dar gelirli, yoksul işçiler için yıkım olacağı dile getirilerek bu verginin indirilmesi ve halkın yaşam düzeyinin yükseltilmesi[1]…” gibi istemler dillendirildi.

Fransa ve dünya medyasında eylemlerin esas olarak akaryakıt zamlarına tepkiyle başladığı ve zamların geri alınması istemiyle yaygınlaştığı  dillendirildi. Siyasi iktidar da olayın arkasındaki saikin bu şekilde olduğu algısına oynadı, petrol zamlarını 6 aylığına dondurduğunu açıklayarak olayları sözüm ona sönümlendirme adımı attı.

Ve bir anda “sarı yelekliler” hareketinin zafere ulaştığı haberleri internet sitelerinin, gazetelerin ve televizyon haber bültenlerinin başlıklarını süslemeye başladı.

Biraz kolay bir şekilde ulaşılan bir zafer olması, nazarımızda başarıyı gölgeleyen bir başka etken oldu.

Birkaç hafta süren ve ülke genelinde toplamda üç yüz bin kişinin katıldığı tahmin olunan bir eylemlilik içinde bu kadar kısa sürede iktidarı böylesine teslim almaya muktedir olabilmiş bu kadar kolay bir başarının dünyaya reklam edilmesinde bir bit yeniği olabileceğinden de kuşkulanmadık değil.

Öyle ya; acaba dünyanın herhangi bir başka yerinde veya yerlerinde birilerine “…hükümete karşı ayaklanmak çok iyi, yakın, yıkın, kısa sürede hükümeti dize getirebilirsiniz, bakın Fransa’da ne kadar da kolay oldu…” gibi bir dümen mi var acaba ortada… gibi kuşkulara kapılmamıza yetecek yakın geçmiş yaşam deneyimine sahip olduk sayelerinde… Turuncu devrimlerle, Arap baharlarıyla ayaklandırılan insanların, ülkelerin başlarına örülen çorapları anımsadıkça, kesin bir hükme varmaktan ürker olduk. Sütten ağzımız çok yandı, yoğurdu üfleyerek yemeyi huy edindik.

Hele de yanı başımızda Fransa’nın büyük ortağı  ABD ambargosuyla açlığa ve yoksulluğa mahkum edilerek insanları ayaklandırılmak  istenen komşumuz İran üzerine kaynatılan cadı kazanlarını da anımsayınca…

Eskiden olsa bu Sarı Yelekliler “halk” hareketinin baş savunucusu olurduk, yaş kemale erince şu düştüğümüz hale bak… Grev kırıcı, düzenin savunucusu küçük burjuva şeysi olduk, çıktık…

Kenan IŞIK

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 428
Toplam yorum
: 620
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1795
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Sivas doğumluyum. Mülkiye mezunuyum.  Ankara'da yaşıyorum. Ülkeme, ulusuma dair benim de söyleyec..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster