Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
33
 

Sarıklı Bir Yiğit, Ali Suavi

1789 Fransız devrimi ile çağdaş olan III. Selim dönemindeki atılımların ardından, Osmanlı Devleti özellikle 1800’lü yıllarda geniş bir dizi yenileşme eylemine girişti. 1699-1770 yılları arasında, yaklaşık bir asırlık dönemde Osmanlı Devleti’nin sürekli toprak kaybetmesi, zayıflaması ve otoritesinin başarısızlığı merkezi yönetimi güçlendirme, nitelik ve modern teknik donanıma sahip bir askeri örgütlenmeyi zorunlu kılmıştı. 1839’da Tanzimat Döneminden Osmanlı Devleti'nin modernleşmesinde, merkezi yönetimin, düzenleyici, eğitici, öğretici, yasa koyucu, yorumlayıcı, yargıç gibi alt görev kollarına ayrıldı.

Türk modernleşmesinde önemli bir yapı taşı olarak Yeni Osmanlılar sahneye çıkmıştı. Bu durum kısa sürede dünyada yankılara yol açtı. Bu yayınlar üzerine, Mısır hidivleri soyundan gelen Mustafa Fazıl Paşa Belçika’da yayınlanan Nord gazetesine açıklamalarda bulundu. Genç Osmanlılar kavramını Fransızcaya çevirerek, siyasal sözlüğe Jön Türkler kavramını kazandırdı.

Mustafa Fazıl Paşa Osmanlı Sultanına gönderdiği dilekçede Jön Türklerin anayasal düzen istediklerini, devamen; Padişahın sarayına en zor giren şeyin doğruluk olduğunu, padişahın çevresinde bulunan kişilerin doğruluğu kendisinden bile sakladığını ifade etti.

On sekiz sayfalık bu dilekçe el altından İstanbul’a dağıtılması başlı başına olay oldu. Ali kararnamesi sert ve acımasız biçimde uygulanarak; hükümete açık ve kapalı eleştiriler yöneten Muhbir gazetesi kapatılarak başyazarı Ali Suavi Kastamonu’ya sürüldü.

Mustafa Fazıl Paşa bu gelişmeler üzerine Paris’e gider. Vatanın saadet ve selametine hizmet etmek isteyen genç aydınlara Paris’ten çağrıda bulunur. Ali Suavi’de bu davete icabet eder, Paris’in yolunu tutar. Muhbir, Ali Suavi’nin yönetimi altında, Yeni Osmanlılar Cemiyetinin yayın organı olarak yurt dışında yeniden yayınlanır.

İlk sayısı 31 Aralık 187’de Londra’da çıkan ve İngiltere’de 3 Kasım 1868’e kadar yayınını sürdüren Muhbir’de Ali Suavi kendisini şöyle tanıtır;

 “Öyle bir adamım ki icabında yalın ayak yürümek, toprak üstünde yatmak, kuru ekmek kemirmekten müteezzi olmam (incinmek), cihanda dört günlük ömür için müdahana (dalkavukluk, boyun eğmek) ve riya (iki yüzlü) telaşlarını çekemem.”

Kısa boyu nedeni ile küçük hoca lakabını alan Ali Suavi, medrese kökenli olduğundan verdiği vaazlarda İstanbulluları coşturuyordu. Modernleşme sürecinin ilginç örneklerinden biri olan Suavi, gerektiğinde inanılmaz düzeyde yırtıcı, kavgacı ve ödünsüz olabiliyordu. Muhbir’deki yazılarında Türkiye’nin kurtuluş yolları konusundaki düşüncelerini anlatıyor, İngilizce yayınladığı bir yazısında üç çözüm seçeneği öne sürüyordu;

1-Bir kurucu meclis oluşturup anayasa düzenlemek,

2-Tüm iç ve dış engelleri bir anda yok edebilecek bir diktatör çıkarmak,

3-Eğitimi halk arasında yaygınlaştırmak, eğitilmiş insanlar eliyle özgürlükleri yaşama geçirmek,, özgürlükler yoluyla bir anayasa yapmak ve anayasa ile de ülkeyi kurtarmak, öyleyse, eğitiniz.

En sağlıklı çözümün halkı eğitmek olduğunu haykırır, Ali Suavi şunları ekler; “Hepimiz aynı gemi içindeyiz, gemi batıyor, nasıl feryat etmeyelim…”

Sarıklı devrimci bu yiğit adam İngiltere’deki Muhbir’deki yazıları, sonra da Fransa’da yayınladığı Ulum’daki incelemeleriyle Türkiye’nin gündemine şu ana huşuları yerleştirmiştir;

a)İslam dini ve inançları toplumsal açıdan anayasal bir yönetime aykırı değildir.

b)İslam’da gerçek anlamı ile verasete dayalı bir hilafet yoktur. Kamusal seçim cumhur yolu ile açıktır.

c)Türkiye’de parlamentoya dayalı bir anayasal düzen kurulurken yasama, vergileme, yürütme erkleri de halk katılımı ile kullanılmalıdır.

d)Eğitimde köklü yenilikler yapılırken, İslam’da İbadette Türkçe olmalıdır. Kuran ve namaz süreleri, Türkçe olarak okunmalıdır.

Ali Suavi, Türkiye’ye döndükten sonra da inançlarını aynı keskinlikle savunacak ve sonunda II. Abdülhamid’e karşı, yenilikçi modernistlerin umutlarını bağladıkları hasta eski sultan Murad’ı kurtarmak amacı ile bir grup göçmenle Çırağan Sarayını basmaya çalışırken (Mayıs 1878), zaptiye sopaları altında kafası parçalanarak hayatını kaybedecekti.

Mithat Cemal Kuntay yazdığı Sarıklı İhtilalci Ali Suavi kitabında “İstanbul'da ilk sivil ihtilalin ilk şehidi olan Suavi'dir. Suavi, medeni kahramanlık tabirini, Türkçe’ye, kendi kanıyla tercüme etti. Bu ölümün destanını, şiirin büyük sesine bırakıyorum. Benim yazdığım, vesikaların Suavi’sidir." diyordu.

Nizamettin BİBER

NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nizamettin kardeş Ali Suavi hakkında yazdığınız bilgilendirici yazınızla bilgilendim teşekkürler.Selamlar sağlıklı mutlu günler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 17.07.2020 7:04
Cevap :
Teşekkür ederim Nahide hocam, selam, sevgi ve saygılarımla, hoşça kalın.  17.07.2020 21:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2548
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster