Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
183
 

Satıcı ve Maydonozlar

    Gün açılıyordu. Gökyüzü bir kurşuni griye. Sıkıntılı. Uçuşmaya başlamıştı kargalar. Rüzgara kapılmış kara bez parçaları gibi dağınık. Ve bağırtılı. Yukarılardan geçiyordu ıslak, ak kanatlı martılar. Denizden uzağa, karın doyurmaya. Tersine. Deniz oradaydı oysa, ayaklarının dibinde. Var mıydı? Karın doyurmak mıydı yaşamak? Yaşamak buysa eğer... Geceden çiseleyen bir hüzün gibiydi yağmur. Yapışıp kalmıştı camlarda. Ağlamaklı. Domur domurdu kışa soyunan ağaçların kalmış son yapraklarında. Yerde çimlerde. Üşütesi bir yalnızlık...

    İçtiği sigara dumanı bolluğundan renk değiştirmişti sarkık bıyıklarının ortalık yeri. Tablalarda defne dalları ve dilimlenmiş limonlar arasına yatırılmış, büyüklerinin ağzında maydanoz, balık çeşitleri. Rengarenk bir deniz tazeliğinde cam gibi gözler. Ortalık deniz gibi, oysa adam toprak gibi kokuyordu. Bıyıkları, hali tavrı, şivesi tanıdıktı. Bildik...

   -Erzincan'lı mısın?
   -Nereden bildin abi.
   -Bana Mercan'lardan bir kilo yap.


    Kumkapı. Geçmiş bir gün. Oğula ziyarete gelmiş olmalıydık. Kaç yıl geçmişti aradan?..

   -Kamyonun arkasına takılıp geliyorlar abi. Ta buralara kadar. Hoş; biz de eksik etmiyoruz ya kısmetlerini. Alıştılar.

    Trabzon'dan geliyordu balık taşıyan kamyonlar, peşlerinde martılar. Ta Erzincan'a... Kumkapı'da Erzincan'lı balıkçı, Erzincan'da martılar. Tuhaf mı? Karın doyurmak değil miydi yaşamak?...

    Sanki giderek daha bir sesi kısılır gibi oluyordu pazarın. Satıcıların davetkar bağırışları bile azalmıştı. Var olanlarınki bile kısık. Hepsi limon satıcısı olan Roman vatandaşlar bile sessiz. Sanki mahçup gibiydi satıcılar, alıcılar giderek daha çaresiz gibi.

   -Domates getirmemişsin bu pazar.
   -Nasıl getireyim abi. İnanmazsın toptancıda yedi lira. Geçen hafta sekiz liradan tezgaha koydum. Elde kaldı yarıdan fazlası.

    Islak tentelerin altı soğuktu. Kalabalık, gelip gidenler. Tezgahların üstünde boynu bükük sebzeler, meyveler ardında satıcılar bir renk eksikliğinde buluşmuş gibiydiler. Neşesi kaçmıştı sanki pazarın...

   -Bu Kupes'ler nereden. Pek görünmez oldular artık.
   -Çanakkale abi. Abi sen bahriyeden mi emeklisin?
   -Nereden çıkardın?
   -Bu balığın adını pek bilen yok da. Yapayım sana bir kilo, yirmiden olur.


    Bu, sana bu kadara olur, sana gelmez abi laflarını hiç sevmem. Arkasında bir sinsilik saklanır bulurum hep. Ama o samimiydi. Devamlı alışveriş yapardım. Birkaç yıl önce olmalıydı.

   -Haydi; Katerina'lar taze taze...
   -Onun adı Katerina değil, Aterina, doğrusunu bağır.
   -Boşver, orta bir terkle bu kadar olur be abi.


    Unutmuş olmalıydı. Aterina'larda artık görünmez olmuşlardı tablalarda. Çiftlik yetiştirmesi bir boy, deniz kokmayan levrek ve çipura arasına sıkışmış istavrit, hamsi ve tekirler, arasıra görünür olan çinekoplar boynu bükük deniz öksüzleri gibiydiler.

    Hep aynı yerde olurdu. Pazarın en arkasında orta bölümde. Solunda havuç ve pırasa, sağında meyve satan tezgahların arasına sıkışmış daracık yerinde. Rengi atmış siyah paltosu içinde, rengi atmış mavi pazar önlüğünün ceplerinde elleri. Başında kasketi, kalın camlı miyop gözlükleri ardında ışıltılı uzak bakışlı gözleri. Konuşmaz pek. Başını sallar çoklukla. Bana hep indirimli söyler rakamı.

   -Sen üç lira ver yeter.

    Önünde demetlenmiş maydanozlar, rokalar, taze soğanlar, pazılar, semizotları,  naneler ve dereotları vardır yalnızca. Tezgahı suskun bir yeşile keser ve yalnızca tevekküle... Elleri bir toprak adamının elleridir. Sapına kadar namuslu, çilekeş bir adamın büyük elleri. Nasırlı, tırnak yanlarına ve altlarına toprak rengi sinmiş bir yüreği büyük adamın suskun ve büyük elleri. Denir ki zamanında...

   -Nasılsın?
   -Sağol...


    O kadar. Gerisini gözleriyle söyler ve dudağının kıyısında beliriveren bir kırık gülümsemeyle. Uzaktan bakanlar bir aksi adam sanırlar onu... Ve hayat bir tuhaftır, namuslu adama yüklenir hep...

   -Gene maydanoz mu aldın? Yarısı duruyor daha aldıklarının. Sararıp attıklarım da başka.

    Cevaplayamadım. Maydanoz değil, gönül almaya çalıştım diye. Becerip beceremediğimi de bilemediğim. Hava yarı aralanmıştı. Martılar dönüyorlardı yükseklerden. Denize...


    Akın Yazıcı

 16 Ocak 2019/İzmit

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öykü deyip geçmemek lazım.Çoğu anılarla içiçeyiz zaten, o pazarlar maydanozlar, balıklar... Hele martılar bir anda Orhan Veli değerli şairimi hatırladım nedense. Saygı, sevgi, dileklerimle esen kalınız değerli arkadaşım.

Şahin ÖZŞAHİN 
 18.01.2019 0:55
Cevap :
Çok teşekkür ederim, boğucu ortamdan kaçmak bazen anıları dillendirmekle mümkün oluyor. Sevgi ve saygılarımla...  18.01.2019 9:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 173
Toplam yorum
: 419
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 362
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster