Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '12

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
892
 

Savaş Atı !

Savaş Atı !
 

Masmavi bir yumruk yiyen yüreğim uçup gelen griyle huzura erince gülmek istedi ruhum yine.

Ne mi yaptık?

Sinemaya gittik.

Bana kalsa animasyon Oskarlı Neşeli Ayaklar'ı izlerdim de gri çekti kolumdan!

Steven Spielberg'in son filmi Savaş Atı'nı izleyecektik. Ne yalan söyleyeyim, aklım Mumble'da kaderime razı oldum. E hani gülecektik de diyemedim!

"Afedersiniz, Savaş Atı büyük salonda mı oynuyor?"

"Hayır efendim, küçük salonda."

Yanlış duymamıştım! Oskar'a 6 dalda aday olan film küçük salonda oynatılıyordu!

"Peki, büyük salonda hangi film oynuyor?"

"Berlin Kaplanı."

Berlin Kaplanı da ne ola ki diye afalladım! Ne yalan söyleyeyim, bir zamanlar Sylvester Stallone'nin Rocky Balboa serisi vardı ya -filmde de ona İtalyan Aygırı diyorlardı- işte yine öyle bir film sandım.

Değilmiş!!

Adaşım Demirer'in filmiymiş!!

Ata kardeşimin bol Foskarlı filmi dolup taşarken biz Spielberg gibi bir ustanın 6 dalda Oskar'a aday olan filmini vizyona girişinin ikinci gününde -hem de cumartesi günü- salonda sadece 7 kişi izledik! Aslında 2 kişiyi daha çıkarmamız lazım. Çünkü önümüzdeki çift film başladığı anda öpüşmeye başladı, bittiğinde de zorla ayırdık!

Ne arabesk milletiz ya!

The Phantom of the Opera Broadway'de 1988'den beri aralıksız gösterimdeyken bizler mıçımıza nişadır sürülmüş gibi Recep İvedik ve türevlerine koşuyoruz!! Ben bu durumu çok garipsiyorum! Ülke gerçeği falan diye de açıklayamıyorum! Düşünebiliyor musunuz, aşağıdaki repliklere tam 12 milyon kişi koşmuş!!

Lan ikiz dingiller, o dilini gopartırım senin. Açın da kıçınıza gülün. Ne gülüyorsunuz lan camış gibi.
Ne filmi çekiyorsunuz? Emmeli-gömmeli.
Açın la şu camı mamı, bu ne ya resmen apış arası kokuyor burası!
Memen koluma deydi ya biraz panik oldum.


Bu 12 milyon kişinin yaş, eğitim ve mesleklerini çok merak ediyorum. Kimse bana demesin ki halkın yüzü zaten gülmüyor, böyle komik filmlerde eğleniyorlar işte!! Şimdi bu tip filmler komedi mi, yukarıdaki repliklere güleniniz var mı? Diyelim ki çocuğunuzu alıp gittiniz, "baba, emme-gömme ne demek?" dese, "anne, apış arası nasıl kokar dese?" ne cevap verirsiniz?

Senaryosu Michael Morpurgo'nun aynı isimli çocuk romanından uyarlanmış olan Savaş Atı, iki buçuk saatlik gösterim süresiyle son yıllarda izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Zaten dolmuşum iki gündür, ağız tadıyla koyverdim yaşları.

Hikaye Güneybatı İngiltere, Dartmoor Devon'da başlar. Albert'in babası Ted Narracott açık artırmada değerinin çok üzerinde -30 sterlin- bedel ödeyerek bir tay satın alır. Tayı gören karısı Rose büyük tepki gösterir. Çünkü onların aslında tarlayı sürecek güçlü bir ata ihtiyaçları vardır. Oysa Ted'in aldığı tay hareketli; ama zayıf ve ince bacaklı bir hayvandır. Albert tayı tanımaktadır. Doğumunu izlemiş, büyüdükten sonra da annesiyle kırsalda otlamasını, koşmasını hep hayranlıkla izlemiştir. Albert anne babasına onu eğitebileceğini ve tarlayı sürebileceğini söyler. Ama önce atına bir isim verir: Joey. O, alnında beyaz lekesi ve dört ayak bileği de beyaz olan çok güzel bir attır. Eğitime başlarlar. Albert hamutu Joey'in başından akıllıca bir numarayla geçirir ve ilk denemelerini izlemeye köy halkı da gelir. Sürülecek tarlanın toprağı çok sert ve kayalıktır. Saban toprağa saplanmamaktadır. İlk denemeleri başarısız olmak üzereyken başlayan yağmur toprağı yumuşatınca, Joey tüm tarlayı sürer ve ardından da şalgam ekerler. Ama ne yazık ki mahsulleri yağan şiddetli yağmur nedeniyle zarar görür ve fırsatçı toprak sahibi Bay Lyons'a kiralarını ödeyemezler. Ted oğlundan gizlice Joey'i orduya satmak zorunda kalır. İngiltere 1. Dünya Savaşı'na girmektedir ve Joey'i Yüzbaşı Nicholls satın almıştır. Bu arada, Joey'in yokluğunu fark eden Albert da koşar gelir. Joey'den ayrılmamak için o da orduya yazılmak ister; ama yaşı küçük olduğu için kabul edilmez. Yüzbaşı Nicholls Joey'e çok iyi bakacağına ve ölmemesi halinde savaştan sonra geri getireceğine söz verir. Böylece Joey ve Albert ayrılırlar. Fakat Yüzbaşı Nicholls bir saldırıda ölür ve Joey arkadaşı Topthorn ile birlikte Almanların eline geçer. Alman ordusunda atlara bakan Gunther ve 14 yaşındaki kardeşi Michael, Joey ve Topthorn'u alıp -İtalya'ya gitme amacıyla- kaçınca kısa sürede yakalanırlar ve kurşuna dizilirler. Askerler Joey ve Topthorn'u ise fark etmezler. Onlar da dörtnala oradan uzaklaşırlar. Yaşlı bir Fransız çiftçiyle torunu Emilie'nin çiftliklerine gelmişlerdir. Emilie yaralarını tedavi eder. Bir süre sonra çiftliğe gelen Almanlar tüm yiyeceklerini alırlar ve yine geleceklerini söylerler. Emilie Joey ve Topthorn'u kendi yatak odasına saklar. Dedesi doğum gününde Emilie'ye annesinin kullandığı eyeri hediye eder ve Joey'e binmesine izin verir. Topthorn'la birlikte onları izlemektedir. Emilie gözden kaybolur ve dönmeyince Topthorn'la arkalarından giderler. Joey ve Emilie Alman askerlerinin eline geçmişlerdir. Yaşlı adam torununu geri alır; ama Joey ve Topthorn artık Alman Ordusu'nun malıdır ve büyük topları çekeceklerdir. Bu ağır iş atları kısa sürede öldürmektedir; ama Joey'le Topthorn güçlüdürler, hayatta kalmayı başarmışlardır. Yine de Topthorn daha fazla dayanamaz ve ölür. Joey de kaçar. Alman askerleriyle İngiliz askerleri arasında tampon bir bölge vardır ve o bölge dikenli teller ve tahta engellerle doludur. Joey koşarken o tellere takılarak kıpırdayamaz hale gelir. Dikenli teller her yerine saplanmıştır ve acı içinde kıvranmaktadır. İngiliz askeri Colin beyaz bayrakla Joey'in yanına giderek kurtarmak ister; ama elinde ne eldiven ne de makas vardır. Öte taraftan da Alman askeri Peter elinde tel makasıyla gelir. Birlikte uğraşarak Joey'i tellerden kurtarırlar. Sonra da yazı-tura atarlar ve Joey Colin'de kalır. İki düşman -Peter ve Colin- el sıkışırlar. Peter, yarım saat sonra tekrar ateşe başlarız der! Hayvan sevgisi kısa bir süreliğine de olsa aralarındaki düşmanlığı unutturmuştur.

Dört sene geçmiştir ve savaşta artık sona yaklaşılmaktadır. Geçen süre içinde Albert da askere alınmıştır. Joey'le hiç beklenmedik şekilde yolları kesişir. İyileşmeyeceği düşünülen yaraları nedeniyle öldürülmek üzereyken Joey, Albert onun kendi atı olduğunu kanıtlar. Bunun üzerine Joey tedavi edilir. Savaş da bitmiştir. Fakat ordunun malı olan Joey yine açık artırmayla satılacaktır. Joey'i Albert'in satın alabilmesi için asker arkadaşları aralarında 29 sterlin toplarlar. Fakat artırmada bir kasap 30 sterlin verir. Joey tam ona satılacakken, benden 100 sterlin diyen bir ses duyulur. Ses Fransız çiftçiye aittir. Emilie ölmüştür ve -torununun anısına- Joey'i alabilmek için üç gün boyunca yürümüştür. Joey artık yaşlı Fransız çiftçinindir. Çiftçi ve Joey ağır adımlarla oradan uzaklaşırken, Joey çiftçinin elinden kurtulur ve Albert'in yanına gider. Yaşlı adam cebinden kırmızı bir kumaş parçası çıkartır ve tanıyıp tanımadığını sorarak Albert'a uzatır. O flâma babası Ted'e Boer Savaşı'ndaki üstün hizmetlerinden dolayı takılan madalyalarla birlikte verilmiştir. Oysa Ted sakat kalmış ve savaşta yaptıklarıyla da gururlanmamıştır. Flâma ve madalyaları da atmıştır; ama Rose onları yıllarca saklamış ve Albert'a vermiştir. İşte o flâma, Albert'in Joey'i Yüzbaşı Nicholls'a teslim ederken eyerine -savaşta hep kahramanlık göstermesi için- bağladığı kırmızı flâmadır. Albert'ın, o babamındı efendim demesiyle yaşlı çiftçi, Albert'in Joey'in ilk sahibi olduğuna inanır ve Joey'i Albert'a hediye eder.

Dostluğu, cesareti, sadakati ve sevgi temasını işleyen filmde muhteşem pastoral manzaralar ve son derece gerçekçi siperler, savaş sahneleri var; ama Savaş Atı bir savaş filmi değil. Ölen atları ve askerleri görüyorsunuz; ama ölüm anı sahneleri yok! Filmde kan da yok! Altmışlı yılların Anadolu'sunda ineklerin çektiği tamamı ağaçtan yapılan kara sabanları hatırlayınca, 1914'te -atların çektiği- demir bıçaklı sabanları görmek ilginç geldi. Joey'in rol kabiliyeti ve arkadaşı Topthorn'a sahip çıkan hareketleri de inanılmazdı.

Uzun yıllardır küçük bir çiftlikte karısı, kızı ve atlarıyla yaşayan Spielberg belli ki bu filmi yönetmekten büyük keyif almış.

Köpekler ve atlar insanın en yakın dostları. Gidin ve Joey'in epik hikayesini izleyin. Mendillerinizi de unutmayın !

 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Herşeyimiz para para. Yönetmenler kabahatli.Yozlaşmadan da komedi filmi çekilip, izletirilir pekala.Sinema bir sanattır.Her filim çeken yönetmen olur belki, sanatçı olamaz.Sinema eleştirmeni değilim. Bu konuda uzmanda değilim.Ama izlediğim filimler filimse ,kare kare belleğime yerleşir.Mesela piyanist.Yeşil yol.Esaretin bedeli.Bu filimleri izleyen hangi izleyici etkilenmez?Bizim yönetmenlerimiz da oyuncularımızda geçliklerinde yozlaşarak yozlaştırsınlar. yaşlandıklarında arayıp soranımız yok diye hayıflansınlar.Saygılar.

Fatma Güneş ERGEN 
 02.03.2012 17:50
Cevap :
Saydığınız filmlerin üçünü de izledim, haklısınız. Hele ki "Piyanist" unutulacak gibi değil! Bizde de başarılı sanat filmleri yapılıyor, mesela "Üç Maymun." Bilmem ki halkı İvedik kültüründen nasıl kurtarmak lazım! Teşekkürler Fatma Hn, sevgiler.  02.03.2012 19:16
 

Henüz filmi izlemedim.Maalesef bizim sinema kültürümüz farklı. İnsanlar oskar ödülüyle ilgilenmiyorlar. Gereksiz geyik muhabbetleri seviyorlar. Recep İvedik ve benzerleri yeni nesli etkisi altına almış bile.

Bosnalı 
 23.02.2012 23:06
Cevap :
Hiç sormayın!! Hayatımız argo olmuş. Böylesi yapımların masrafı az-getirisi çok. Kabahat yapımcılarda değil, halkta! Bence vizyondan kalkmadan izleyin Savaş Atı'nı. Teşekkürler, sevgiler.  24.02.2012 12:03
 

Merhabalar... Ben bu filmi kesinlikle izleyemem... Aşırı duygularım var hayvanlara karşı, çok kötü oluyorum, filmden çıktıktan sonra unutsam tamam da sürekli tekrar tekrar ağlarım... Ama okuduğuma göre mutlu sonla bitiyor da o tellere takılması falan ben nasıl bakarım... Son bölümde "Joey'in o babamındı efendim demesiyle" diye belirtmişsiniz, ya at konuşuyor, ya başını sallıyor ya da Albert yerine Joey yazmışsınız diye düşündüm. Tanıtımınız için teşekkürler, dayanmayı göze alabilirsem izleyeceğim...:)) Selam ve sevgilerimle...

Sema Sener 
 23.02.2012 19:55
Cevap :
Merhaba Sema Hn, oldukça duygu-yoğun bir film olduğunu söyleyebilirim. Joey de çok başarılı bir performans sergiliyor. Aslında Joey'i çekim esnasında sekiz farklı at canlandırmış. Tek ata birçok şeyi öğretmektense sekiz farklı ata farklı rolleri öğretmek daha kolaymış! Bu arada, dikkatinizden dolayı da sizi kutlarım, düzelttim. Teşekkürler, sevgiler.  23.02.2012 20:16
 

Bu filmi de henüz izlemedim. Ama programıma aldım, önümüzdeki hafta izleyeceğim kısmet olursa. Şu anda İstanbul dışındayım, sinema imkanım yok. Bu arada itiraf etmem gerekir ki bir arkadaşımın daveti sayesinde Berlin Kaplanı'nı izledim. Gittiğime bin kere pişman oldum. Çirkin espriler ya da müstehcen konuşmalar yoktu ama bununla birlikte izlemeye değer bir şey de yoktu. Recep İvedik serisinden bir kare izlemedim, kendimle gurur duyuyorum :)) Savaş Atı filminin konusunu her zamanki gibi güzel anlatmışsınız ama sonunu da söyleyivermişsiniz. Şimdi ben sonunu bilerek izleyeceğim! Üstelik de ağlamaya şartlandım :)) Bakalım nasıl olacak... Sevgilerimle Ata Kemal bey.

Nilgün Akad 
 23.02.2012 18:45
Cevap :
Aslında animasyon filmleri anlatırdım genelde ve detaya da girmezdim ama Savaş Atı'nı çok beğendim, anlatımına daha bir özendim. Sonunu artık biliyor da olsanız izlemek bambaşka bir şey. Çok beğeneceğinize eminim. İyi seyirler. Teşekkürler Nilgün Hn, sevgiler.  23.02.2012 19:35
 
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 5768
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 760
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Edebiyat aşığı anne babanın evladı da benden farklı olamazdı herhalde. Binlerce kitapla aynı evi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster