Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
2190
 

Savaş sürekliyken bir yanılsamadır barış...

Savaş sürekliyken bir yanılsamadır barış...
 

Savaş ve barış... Hangisi gerçektir, hangisi düş?

Gerçek, bilincimizden bağımsız ve onun dışında var olandır. Düş olanın, düşlenenin ise, istenen ya da korkulan anlamında, varlığı da yokluğu da düşünmemize bağlıdır. Ama gerçek olan, düşünülmediği, görmezlikten gelindiği için yok olmaz; o, değişip dönüşse de hep var olur. Ta ki, yenilip, varlık koşullarıyla birlikte yok edilinceye dek. Tıpkı barış gibi...

Barış; eşitlik, özgürlük ve adaletle varolabilir. Savaş ise, eşitsizlik, adaletsizlik ve tahakkümle... Gerçek olan ikincisidir; düşse, ilki... Barışın, insan için, zamansal ve mekansal gerçekliğini yitirip, düşselleştiği an, savaşın da gerçeklik kazandığı andır. O an ki, bir insanın bir başkasını, herhangi bir nedenle ve herhangi bir biçimde, ekonomik, sosyal, siyasal, dinsel ya da cinsel tahakkümüne aldığı andır. O andan beridir ki, “hükmü tarih” kılınmıştır barışın; savaşınsa, “hükmü meri”...

Savaşın varlık koşullarıyla birlikte hükmünü sürdürdüğü dünyada, barış, düşten gerçeğe dönüşmez. Çünkü, savaş ve barış aynı anda var olamaz.

Savaş, varlık koşulları ortadan kaldırılmadıkça, süreklidir. İster sınıfsal, toplumsal, isterse devletler arası olsun, savaşın sürekliliğinde, barış da bir yanılsamadır. Çünkü bu ‘barış’, savaşın, olağan yol ve yöntemlerle sürdürülebilen görünümlerinden birine verilen, addır sadece.

Bir şeyin adını telaffuz etmekle, ona sahip olmayı aynı şey sanan insan, kendi yanılsaması yetmezcesine, bir de etki gücüne, konumuna bağlı olarak, bilinçli ya da bilinçsizce, başka insanların da yanılsamalarının nedeni ve kaynağı haline gelir. Ki bunun, bir düşünüş, söyleyiş ve eyleyiş biçimi olarak, genelin bilinç haline dönüştürüldüğü koşullarda, her şey daha kolaylaşır. Örneğin: Savaş gerçekliği, barış olarak algılatılabilir; savaşın temsilcileri ya da tarafları, barışın temsilcileri olarak kavratılıp, kahramanlaştırılabilir.

Unutulmamalıdır ki, bir adın varlığı, onun telaffuz edilişi, her zaman, o şeyin gerçekliğine delalet etmez.

Savaş da Barış da Efendilerindir

Onbinlerce yıldır olduğu gibi, günümüzde de savaş ve barış efendilerindir, egemenlerindir. Toplumun ezilen, sömürülen ve her türden tahakküm ilişkisini yaşayan kesimleri için, efendilerin barışı, efendilerin savaşının bir seçeneği değildir. Çünkü bu, eşitsizliğin, adaletsizliğin ve her düzeyde tahakküm ilişkilerinin, “ideolojik esir”liğe dayalı “gönüllü kulluk” temelinde, yeniden üretilmesinin ifadesidir. Kimileri, “sosyal barış” der bunun adına. Çünkü, egemenler ve onların her soydan ve boydan temsilcisi ve hizmetçisi gibi, bunlar da, savaşın, başladığı ve süreklileştiği anın ve alanın; gerçek nedeninin, kaynağının, anlam ve içeriğinin kavranması ve bilince çıkmasını engellemek isterler. Ve yine isterler ki, insanlar savaşı, sadece bombalar, kurşunlar, şarapnel parçalarıyla ölüm, kan ve barut kokusu olarak bilsinler; bunların yokluk halini ise, barış...

Efendilerin, egemenlerin savaşında ve barışında, “yarım besmeleli bir av”dır insan. Çünkü, savaşın da barışın da bedeli ona ödetilir her zaman... Ne var ki, meşru görerek ödediği her bedel, insandışılaştırır onu...

İşte o zaman, herkes kendi “biz”inden öldürülenlere “şehit” der, ötekilerin “biz”inden olanlara ise öldürülmesi müstahak olanlar. Her türlü aşağılayıcı sıfat “ötekiler”e yakıştırılır. Yüceltici sıfatlar ise “biz”e. “Öteki”nin ve “biz”in yanılsamalı bir bilinç hali kılınmasıyla, kendi üstü çizdirilir insana. Ölmek ve öldürmek meşrudur artık. Çünkü öldürdükçe “kahraman”, öldükçe “şehit” olunacaktır. Ya insan?...

“Kahraman” ya da “şehit” olmak varken, bu da soru mu şimdi? Zaten çizilmemiş miydi üstü onun?

Evet! Barışın yitip, savaşın başladığı ilk günden beri üstü çizilidir insanın; o andan beridir ki, savaşsız geçen bir tek saniye bile yoktur dünyada.

Ama ne var ki, buna savaş demiyor artık insan...

Ya sen?...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Savaş ve de barış. varlıkları ve yoklukları, bu duruma göre konumlarının değişikliğe uğraması, İnsan; duruma göre üzerinin çizilmesi, yani şekil değişikliği ve algılama kısmında insan aktif rol alırken, algılandıktan sonra, kavramların kontrolünde zombileşmesi.Vs. Bloğunuz algılamayı yada resmin bütününe bakmaya çalışmak noktasında çok faydalı ve öğretici. Bu bakımdan şahsım adına teşekkürü bir borç biliyorum. Lakin; sormadan edemeyeceğim; Tüm bu oluşumlar, değişlimler, gelişimler, şekillenmeler, yönlendirmeler, istenildiği şekilde algılanmasını sağlamalar, asılı kamufle edişler, tilkinin post değiştirerek yaklaşması vs vs. Tüm bunların sebebi ne ? Ve de oyun kurucu kim? Aklıma tek bir cevap geliyor, haddimce; "GÜÇ"! zira yaratılmış ve herşeyin sonlu olduğu şu alemde, lezzeti sonsuz olan tekşey güç, erk, hükmetme eğilimi gibi. Ve Oyun kurucularda, bunun bir kez tatmış olanlar, yada bir şekilde lezzetini tanıyanlar olsa gerek diye düşünüyorum. Saygılarımla

Yücel! 
 28.04.2008 10:37
Cevap :
Yazıyı okuyup, düşücelerinizi ve yorumunuzu paylaştığınız için teşekür ederim. Yazdığım yazı bir-kaç sayfalık olsa da, derinlemesine ve çok boyutlu bir biçimde ele alınabilir bir konu... Yani tüketmek mümkün değil...  03.05.2008 23:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 102
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 1418
Kayıt tarihi
: 26.04.08
 
 

Felsefe öğretmeniyim. İzmir'de görev yapıyorum. Edebiyat, felsefe, eğitim ve politikaya ilişkin yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster