Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '10

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1054
 

Savaşın Zırhı... New Jersey'de muhteşem bir oyun...

Savaşın Zırhı... New Jersey'de muhteşem bir oyun...
 

Kırmızı Şövalye beni çağırırken...


New Jersey’de bir tiyatro sahnesi…Ama normal bir tiyatro sahnesi gibi hiç değil…
Tiyatro binasının kapısından içeri adım attığınız andan itibaren kapıdaki görevliden garsonuna kadar herkesin oyuna dahil olduğunu görüyorsunuz.

Ortaçağda geçen oyunun oynanacağı salona girdiğimizde (Akrabam Ayşe Ay’ın oğlu Kevin-Taylan oyunda olduğu için biz VIP davetiye ile girdik) şaşkınlıkla bakakalıyorum. Sahne denilen yer orta kısımda koskoca (basket sahası büyüklüğünde) bir arena ve yerde kum vardı. Davetliler sırayla yükselen koltuklarda oturuyorlar, üst kısımda ise kral ve kızı prensesin oturduğu taht bulunuyordu. Oyunun konusuna gelince:

Ortaçağ İspanyası taş duvarlarla çevrili 11.yüzyıl stili bir kalenin içinde altı şövalyenin otantik silahlar (kılıç, gürz, topuz, mızrak vs) ve kıyafetleri ile Kral’ın şampiyonu olmak için turnuvaya katılıyorlar.

Kral Philip ve kızı prenses Leonore ziyafetin başındalar. Misafirleri romantik bir hikaye ile çok uzak zamanlara götürerek, şövalyelerin cesaretlerini ortaya koyan rekabet oyunları ve dövüşlerini sergileyerek ağırlıyorlar.

Gösteride sergilenen şövalyelerin at üzerindeki hünerleri, gerçek ortaçağ gelenekleri, 11.yüzyıl stili yemek yeme 1973 yılında İspanya’nın Majorka adasında başlamış. Ortaçağ İspanya’sında bu törenler açık havada yapılırmış. Bugünün kontrol edilebilen klimalı ortamından çok daha farklı bir ortamda. O zamanlar misafirler geldikleri yörelere göre oturtulurlarmış ve herkes kendi yöresinin şövalyesi için tezahürat yaparmış.

Burada da seyirciler altı şövalye için altı ayrı renkte ışıklandırılan yerlere oturtulmuştu. Biz kırmızı ışıklı bölümde Kırmızı Şövalyeye tezahürat yapmak üzere oturduk.

Aynı ortaçağdaki gibi yemek ikramı başladı. Kesinlikle çatal, kaşık kullanılmıyordu. Sarımsaklı ekmek eşliğinde gelen çorba kurşun ve kalay alaşımı taslar içinde başa dikilmeli, içecekler ise tahta kupalardan içilmeliydi. Kızarmış tavuk da elle yenmeliydi. Çatal, kaşık isteyen kişiye bunlar getiriyormuş ama sonradan o kişinin üzerine ışık tutarak aydınlatılıyor ve şu masadaki kişi çatalla kaşık kullanıyor diye anons ediliyor ve bu kişiler diğer misafirler tarafından yuhalanıyormuş.

Seyirciler yemeklerini yerken anlatıcı tarafından altı şövalyenin özellikleri sırasıyla anlatıldı: Örneğin bizim Kırmızı Şövalye: Castilla’nın gerçek oğlu, baron Ruiz de Roig’in lakabı Arslan’ın yüreği… Salıverin kendisini ki düşmanı felç etsin. Castilla bayrağını tekrar göklere çıkarabilecek mi?

O dönemde yaşananlar kompoze ediliyor oyunun başlangıç kısmında. Şövalyelerin atları nasıl eğittiği gösteriliyor. Kırmızı Şövalyenin atı daha marifetli, çünkü daha iyi eğitmiş atını. Kırmızı Şövalye tüm yarışlarda en başarılı, mızrağını on ikiden o saplıyor, yuvarlak halkaya atını en hızlı sürerek o mızrağının ucunu geçiriyor.

Bizim bölümün tezahürat yaptığı Kırmızı Şövalye en büyük alkışı alıyor her daim. Hem çok yakışıklı, hem ata bir başka biniyor, hem de en iyi o savaşıyor… İzlerken kendi oğlummuş gibi gururlandığım Kırmızı Şövalye yıllar sonra karşılaştığım ve beni üç gün New Jersey’deki evinde misafir eden akrabam Ayşe Ay’ın oğlu Kevin-Taylan idi.

Her kazandığı yarıştan sonra prensesin bulunduğu tahtın önüne geliyor ve prenses ona karanfiller atıyor. O da bu karanfillere öpücük kondurarak kendisine tezahürat yapan bölümdeki kadınlara atıyor, aramızda epey bir mesafe olmasına rağmen bir tanesi de benim elime kondu. Eh hak etmiştim de çünkü benim kadar ateşli tezahürat yapan var mıydı bilmiyorum ama sürekli ıslık çalıp zıplayıp durdum, ıslığım da kuvvetlidir hani...

Şövalyelerin kahramanı olan prens, başka bir krallığa giderken yolda kötü olan yeşil şövalye tarafından kaçırılıyor. Amacı kendisi prensesle evlenebilmek için yeni bir turnuva düzenleterek beş şövalyeyi yenip kahraman olmak. Beş şövalyeyi de yeniyor ama Kırmızı Şövalye ve zincirlerinden kurtulan Prens birlikte onu yenmeyi başarıyorlar.

Oyunda yalancıktan savaşılmıyor, gerçek kılıçlar, gürzler, mızraklar kullanılıyor. Kılıçlarla savaşılırken kıvılcımlar havada uçuşuyor. Kevin’e bir şey olacak diye yüreğim ağzıma geliyor.
Ayşe’ye dönüyorum nasıl katlanıyorsun buna diye soruyorum. İlk zamanlar benim gibi imiş ama zamanla alışmış. Atın üzerinden taklalar atarak bir düşmesi vardı ki eyvah dedim çocuğa bir şey oldu… Diğer oğlu da oyundaydı ama iki gün üst üste şövalye ve prens rolüyle çıktığı için o gün pasif bir roldeydi. belini incitmişti çünkü.

Eveeet geldik finale… Kötüler cezasını buldu, prens kurtuldu kahraman Kırmızı Şövalye sayesinde… Kırmızı Şövalye sahada halka selam veriyor, artık sadece kendi taraftarları değil tüm salon inliyor alkıştan, benim de ıslığımdan tabii… O da ne Kırmızı Şövalye bizim önümüze geliyor ve beni çağırıyor. O ana kadar beni hiç görmemiş tanımıyor, Ayşe diyor ki git kenarda bekle. Şaşkınlığım had safhada ne olacak bilmiyorum üstelik.

Bekliyorum büyük bir merak ve sevinçle. Kevin prensesin ona armağan ettiği üzerinde Aşk ve Güzellik Kraliçesi yazan kırmızı kurdeleyi mızrağının ucuna takıp bana uzatıyor. Bu oyunda verilen en büyük ödül ve benim elimde, Kevin’e bakıyorum şaşkınlıkla, öpüyorum kurdeleyi yüzümde gülücükler ve heyecan, salon yine alkıştan inliyor. Basamakları çıkarak yerime geliyorum, Ayşe’ye dönüyorum soran bakışlarla. Vallahi hiçbir şeyden haberim yok diyor. Kevin bunu her zaman en önde oturan bir bayana verir ilk kez böyle oldu üstelik de konuşmadık hiç, seni de tanımıyor diyor… Anlıyorum ki ben bu ödülü hak ettim, çocuk gördü sürekli ıslık çaldığımı, hoplayıp zıpladığımı…

Oyun bittikten sonra lobide bekleyenlerle şövalyeler, prenses vs fotoğraf çektiriyorlar. En çok fotoğraf çektirme talebi Kevin’e oluyor, gülümsemesi müthiş, yakışıklı, kızlar pervane etrafında. Oğlum gibi sarılarak fotoğraf çektiriyorum ben de…

Mutlu, keyifli bir gün geçirdim, bana bu günü yaşatan Ayşem’e yürekten teşekkürlerimle. Kendisi Milliyet Blog’da yazmaya başladı, yazısını gönderdi ama henüz beklemede. İşi gereği (yeminli tercüman) karşılaştığı olaylar yüzünden o kadar yazacak şeyi var ki, yazması için teşvik ettim. Newyorker’dan sonra New Jersey’deki sesimiz olacak…

New York’tan hepinize yürekten sevgimle…

Not: Oyun dokuz eyalette oynanıyor. Oyun ile ilgili internetten Medievaltimes.com dan detaylı bilgi alinabilir ve www.youtube.com/watch?v=WCgM67qtbnQ adresinden Kevin'in videosu izlenebilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Semacim, Kevin'in gecen yil you tube'a ekledigim videosunun linkini gonderiyorum. You tube izleyemeyenler Turkiye'de ktunnelnoktacom'a giderek oradan linke tiklayabilirler. Tekrar tesekkur ederim canim. www.youtube.com/watch?v=WCgM67qtbnQ

Ayse Ay 
 12.10.2010 18:02
Cevap :
Yaziya da ekledim Ayse'cim... Sevgimle...  12.10.2010 23:38
 

hepimizin oğlu konumundaki Kevin-Taylan'ın başarılarını ve senin o sahnede yaşadıklarını zevkle okudum. Atları, ata binmeyi çok sevdiğim için ve de atı beyaz olmayan bir kart prensim olduğu için bu gösteri özellikle cazip geldi bana hele de yurt dışı gezisinde kaymaklı kadayıf gibi bir şey bu. Senin adına çok sevindim, gözlerinden görünenler güzel göründü gözlerime, arkadaşlarına da selamlar gönderiyorum sevgilerimle birlikte

kevser şekercioğlu akın 
 09.10.2010 20:53
Cevap :
Kevsercim ne güzel bir yorum bu böyle... Gülümsettin beni, güzel arkadaşlarimi özlediğimi hissettim... Dönünce bir toplanti ayarliycam, haber vericem canim, lütfen gel emi... Selamin iletilecektir sevginle... Ve ben de sevgilerimi yolluyorum okyanus ötesinden...:))  11.10.2010 21:31
 

Fırsat bu fırsat deyip ne kadar şövalye bulduysan sarılmışsın be Semoş : )

Ali Gülcü 
 07.10.2010 23:41
Cevap :
Ha haa Haaaaa Alicim valla kahkahalarla güldüm...:)) Niye biliyor musun ayni şeyi Ayşe'ye söyledim, nasil kavramişim çocuklari diye... Valla kötü bi niyetim yoktu... :))  08.10.2010 0:54
 

Çok seyehat etmeyi ve gezmeyi sevmem ama gezene de bayılırım, senin bu içindeki çocuk - genç kızın heyecanına da bayılıyorum :) Hoş bir paylaşım olmuş eline sağlık, fotoğraflar da o devri yansıttı zihnimize...Eline sağlık canım, sen gelene kadar daha çok birikimin olacaktır, bekliyoruz yazılarını...Sevgiler

Dilek Fuçucı 
 07.10.2010 21:55
Cevap :
Ben de bayiliyorum bu güzel yorumlarina... Ve bayiliyorum senin güzel yüreğine... Birikimler paylaşilinca güzel oluyor... Sevgimle canim...:))  08.10.2010 0:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 203
Toplam yorum
: 2287
Toplam mesaj
: 423
Ort. okunma sayısı
: 2005
Kayıt tarihi
: 23.10.06
 
 

İnsanların yapmaktan mutlu oldukları hobileri vardır. Benim de en severek yaptığım, hayatımda yen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster