Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1822
 

Savaşırken sevişen Türkiye

Savaşırken sevişen Türkiye
 

Türkiye Cumhuriyeti PKK ile savaş halindedir. PKK bu savaşı bütün gerekleri ile sürdürmekte ve buna karşı hiçbir kurumumuz sistemli önlem almış değildir. Eğer bu savaş bizlere açılmış bir savaşsa hep beraber bunu aşmak için elbirliği yapmamız ve dayanışma içinde olmamız gerekirken bizler neler yapıyoruz? 


PKK’nın kimin örgütü, gücünü nerden alıyor, neden bizle savaşıyor sorularını sormayacağım. Zaten artık bunları da aşmamız lazımdır. Çünkü karşımızda 30 yıldır bir savaşan güç var ve biz sevişiyoruz hala. Gerçek bir savaşın içinde sanal bir sevişme içindeyiz. Bu rüyadan kalkma zamanı geldi. 

PKK, Türkiye’ye üç koldan sarmış durumdadır ve savaşının gereklerini yapmaktadır. 

Savaşın birince ayağı: Silahlı mücadele 

Terör yoluyla askeri hedeflere indirgenmiş bir saldırı durumu. Daha önce halkların yaşadığı yerlere de yapılan bu saldırılar sadece askerin olduğu bölgelere yöneldi. Asker değilsek bu saldırıların bize direk olarak bir zararı olmadığından var olan savaşın ciddiyetini de içimizde hissedemiyoruz. Ancak şehit cenazelerinde dram filmi seyreder gibi bakıp küfürler savurup geçiştiriyoruz. 30 yıllık aynı sahneler aynı telkinler. Bizler sevişmeye devam ediyoruz. TSK ile bir savaş var bizi ilgilendirmez diyeceğiz neredeyse. Hatta TSK’ya bu kadar olanak verdik de neden bunlarla savaşamıyor diye TSK’ya da kızmaya başladık. Başbakan ve hükümet neredeyse çocukların ölmesinin nedenini ve suçlusunu TSK ilan etti bile. Oysa bu standart bir savaş değildir. Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin herhangi bir yerinde bulunan binlerce hedef var. Karargah, karakol, servis otobüsü, birlik gibi her yere otomatik silah, bomba, mayın ve roketatarlarla her an bir saldırı olabilir. Savaş yüzyüze değil, pusu kurularak ve haince yapılmakta ve savaşmak için karşında bir anda muhatap bulamıyorsun. Bu saldırılar her an herhangi bir yere yapılacaksa her an elin tetikte beklesen bile bunu önlemek fizik olarak mümkün değildir. Normal aklı olan herkes bunu anlar. Silahların alası elinde olsa yine de baş edilemez bu saldırılarla. 

Peki bu saldırılar nasıl önlenir? Saldırıları kısmen önceden haber alarak önelenebilir ancak. Bunun için ne gerekli? İstihbarat. 

Peki istihbarat gücü orduya mı bağlı? Hayır. İstihbaratı siyasiler birilerine ihale etmişler bile. Kim bu ihale edilen kişiler? Bizden birileri değil. Kim? Bizim yıllardır PKK’ya taşeronluk vermesi muhtemel güçler. Hatta bazıları neredeyse açık açık söyleyecek de savaş ilan etmek gerekir diye dillendirilemeyen güçler bunlar. Sonuç: Eli kolu bağlanmış bir TSK. Bakalım kim kazanacak bu savaşı? Biz sevişmeye devam edelim. 

Savaşın ikinci ayağı : Siyaset 

PKK siyasi isteklerini dile getirecek bir parti örgütlemişti: DTP. Bu partinin daha önce de farklı isimleri vardı. 

DTP bir şekilde meclise girdi. Sonra DTP kapatıldı yerine aynı formatta parti hazırdı zaten. Ne yaptık? Partiyi kapattık. Helal olsun bize. Biz kapatırız gördünüz mü? Kapatamaz mıymışız? 

Neden kapattık? Teröre açıkça destek verdiği için. Ne oldu? Aynı parti devam ediyor. Halkı kandırdık öyle mi? Kendinizi kandırıyorsunuz asıl. Madem hukukta böyle bir açık bırakılmışsa bunu kim bıraktı? Bu yasaları kim yaptı? Parlamento. Halkın vekilleri. Peki neden kapattı hukuk bu partiyi. Yalanlar , yalanlar, yalanlar. Sanal bir sevişme dönemi. Parti kapatmalara hepimiz karşıyız. O da yalandı. Çünkü reel olarak kapatılan bir parti yoktu.Yasal bir engelleme kapısı olmadığından yüksek yargı da bu duruma engel olamıyor. Kör döğüşü sürüyor. Hani bu ülkeye savaş ilan edilmişti ve bu savaşı hep beraber bertaraf edecektik. Yoksa hep birlikte savaşmıyor muyuz? 

Devam! BDP kuruldu. PKK sözcülüğü devam ediyor. PKK’nın aynen istekleri BDP’lilerin dilinde. Değişen ne oldu? Hiç birşey. Yalandan eski partiyi de kapattık. Zavallı partinin ne suçu vardı ki? Akıl tutulması devam ediyor. PKK terör örgütünün muhatap alınamayacağı söyleniyor ya . O da yalan. BDP’yi muhatap aldıkça zaten PKK’yı muhatap alıyorsun demektir. Çünkü söylemleri ve talepleri % 100 aynı. Sadece yöntemler farklı. Onlar meşru düzlemde istiyor, diğerleri savaş düzleminde. Hatta bu talepler gerçekleşmedikçe silahlı saldırılar baskı olsun diye artırılıyor. Bu bağlamda aralarında eşgüdüm var. 

BDP “ saldırılar bitsin” diyor. Biz de “ Aaa ne barışsever parti “ diyoruz. Oysa onlar PKK kamplarına yapılan saldırılardan bahsediyor. “ Artık kan dökülmesin” diyorlar. Ne adına? İsteklerin kabul edilmesi adına. PKK ve Abdullah Öcalan’ın muhatap kabul edilip masaya oturulması adına. Oturmazsak? Savaşa devam. Bizler bu saldırıların hepsini kınıyor ve kin kusuyoruz, hem de hep beraber. Bu çocukların kanları yerde kalmayacak. İntikam da intikam. Bu intikamı kim alacak? TSK.. Peki biz? Onlar savaşacak biz sevişeceğiz. 

Savaşların sonunda savaşan taraflar masaya otururlar. Şimdi TC, PKK ile masaya oturursa, kim kazanan kim kaybeden olarak oturacak? Peki kimin şartları konuşulacak? Kim şartlarını dayatma gücüne sahip olacak? Türkiye Cumhuriyeti yenildi mi yani? Yoo ordusu çivi gibi ayakta..Demek ki daha ordu bitmedi ve yenildim demedi. Masaya neden oturulsun ki? Türkiye Cumhuriyeti’nin son birliği kalana kadar TC yenişmiş sayılmaz bize göre. Bütün birlikleri bitirdiniz de mi masaya oturalım diyorsunuz? Hayır. Öyleyse masa yok. Bir taraf pes diyecek öyle oturulur masaya. Savaşın ortasında masa olmaz. Ayrıca masaya bir terör örgütüyle oturacak kadar düşmedi bu ülke. Oturdun masaya diyelim. Kime güveneceksin? Bir istek daha icat ederler ve saldırılara devam. Olmaz öyle şey. Terörist teröristliğini bilecek, devlet de devletliğini. 

Peki Türkiye Cumhuriyeti olarak topyekün olarak bize yapılan bu saldırılara karşı savaşıyor muyuz? Asla. Birileri savaşıyor biz konuşuyoruz, hatta sevişiyoruz. Hem de onların savaştıklarıyla sevişiyoruz. İntikam da böyle olur zaten. 

Savaşın Üçüncü Ayağı: Medya/propaganda 

Gazetelerde- bunlar aynı zamanda televizyonların da müdavimi-, bloglarda, dergilerde ve her türlü tartışma programlarında özel propaganda ile savaş yürütülüyor. 

PKK medya içinde yandaşlarını liberal demokratlık adına her gün karşımıza çıkarıp PKK taleplerini ve terör yapmanın gerekçelerinin neredeyse haklı olduğunu iddia eder gibi dile getiriyor. Terör böyle mi bitecek? 

Bu ülkeye, Cumhuriyete, Kuruluşa, Atatürk’e kökten düşman olanların hepsi PKK’ya sarılmış durumda. Ondan medet umarcasına her söylemleri TC’ye sürekli belden aşağı vuruyor. Fırsat bu fırsat. Nasılsa AB yasaları da var ve güvence altındalar ya. Söz söyleme özgürlüğü var. İfade özgürlüğü. El altından TC’nin altı oyuluyor ve PKK şakşaklanıyor. Nasıl mı? 

Tuzu kuru aydınlar ve liberal demokrat yalakaları bir araya toplayıp medyada tartıştırıyoruz? Neyi? PKK’nın isteklerini. Neden? Çünkü PKK saldırıları arttı ya. “Eee” “ Saldırılar artıysa, onun isteklerini kabul etmezsek kan dökülmeye devam edecek ve kan dökülmesini isteyecek biri de yoktur zaten. 

Tartışma programında yazı bandı “ Terörü nasıl biter?”. Bandın altında 4-5 tane karelere bölünmüş düşünür/aydın/süper zekalar tartışıyor. Neyi? Terörü nasıl bitiririz? Tartışmada konuşulanlar. 

- PKK muhatap alınmalı mı ve onlarla masaya oturulmalı diyenler mi ararsın? 

- Anadilde eğitim kabul edilebilir diyenler mi ararsın? 

- Özerklik kabul edilmeli diyenler mi ararsın? 

- Anayasada “ Bu devleti Türklerle Kürtler kurdu” yazsın diyenleri mi ararsın? 

- Apo’nun hapishane koşullarını konuşanları mı, hatta Apo affedilsin siyaset yapsın diyenleri mi ararsın? 

Bunlar neden konuşuluyor? PKK terör saldırılarını artırdığı için. Hani terörle bir yere varılmazdı? Her gün teröristin isteklerini konuşup duruyorsunuz. Hani terör bitsin istiyordunuz? İstekler böyle kabul görüyorsa terör nasıl bitecek? Bu tartışmaları dinleyen terörist “Az kaldı devam edelim”der mi demez mi? 

Eğer Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş ilan edilmişse Türkiye’nin medyasının TC tarafında olması gerekmiyor mu? Soru: ABD’de Irak işgali sırasında hükümete anti propaganda yapan kaç medya gördünüz? 

Medya ortada durmaya çalışırken ve PKK sözcülerini oraya çıkarırken aslında TC’nin bu savaşı kaybetmesinin önünü açıyor farkında değil. Belki de farkında. Ama azıcık zeka varsa ne yaptığını bilir. Gün gelir o reytingler seni kurtarmaz. Terör bitsin deyip teröristin talepleri masaya yatırılmaz. Ya söyleminizi değiştirmelisin ya da isteğini. Artık buna terör de demeyelim, düşman diyelim. Bu düşman bir gün senin de başını yiyecek emin ol. Sen sevişmeye devam et. Zaten karnında büyümeye başladı. 

Öyle bir cesaretlendirildiler ki artık” Şeyh Sait” anma günü bile düzenliyorlar. Kim Şeyh sait? TC’ye savaş açmış ve bu ülkenin neredeyse topyekün olarak savaş durumuna geçtiği bir isyan başlatmış adam. Ne adına? Din devleti, Kürtçülük ve Uluslar arası güçlerin istekleri adına. Şeyh Sait’i neden anıyorsunuz? Atatürk’ü öldürmek için mi? İnönü’yü Hitler’e benzeterek, bizi aç bıraktı, darbeci diyerek öldürmüştünüz zaten. Sıra Atatürk’e mi geldi? Şeyh Sait’i sevenler asla Atatürk’ü sevmezler. Ama bakıldığında bu gösteriyi Atatürk Bulvarı’nda veya Atatürk Kültür Merkezinde, ya da Atatürk Sanayi sitesinde, belki de Atatürk Lisesinde yapmışlardır. 

PKK arkasına uluslar arası güçleri de alarak- aslında Türkiye yıllardır bu güçlerle savaşmaktadır- , Türkiye üzerine askeri, siyasi ve medyatik olarak sistemli bir harekat sürdürmektedir. Onlar savaşırken biz sevişmeyi devam. Elimizden gelse PKK’yı siyasi bir parti yapacağız. 

Artık böyle gitmemesi gerekir. Demokrasiyi demokrasi yoluyla suistimal edip bu ülkeyi bitirmek isteyenlere karşı herkes açık bir şekilde savaş ilan etmelidir. 

Ben halkın her gün içinde biriyim.Halk:”Savaş kanunlarını uygulamalı ve istiklal mahkemelerini kurması gerekir.” diyor. Hem de büyük bir çoğunluğu. 

Anayasa için anket yapacaklarına “PKK’lılar aslın mı” diye bir anket yapılmasını önerenler, “Bakalım % 70’in altında olacak mı evet? “diyenlerle dolu kahveler, sokaklar. 

Benden uyarması. Bu halkın artık bu soytarılıklara dayanacak tahammülü kalmadı. 

Böyle giderse ülke elden gidiyor efendiler. Hem de yaman ellere. Şimdi önlem alınmazsa çok kanlar dökülür bu ülkede. Söylemedi demeyin! 

Bu coğrafyada yeni bir düzen kurulur ve bu düzende ne Türkiye Cumhuriyeti, ne cumhuriyet, ne Atatürk, ne de Türk adı kalır. Ona göre. 

Ya da bu kafatasçılar Türkiye Cumhuriyeti’ni Kastamonu- Eskişehir- Kırşehir-Kayseri- Sivas beşgeninin içinde bırakırlar. Kalanlarımız da oturup torunlarına “Bak çocuğum Edirne’den Hakkari’ye kadar bizimdi” der, telkinlerde bulunuruz. 

Torun sorar: Peki siz ne yaptınız dede? 

Cevap: “ Sizin var olmanız için biz sevişmek zorundaydık”

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 193
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 3828
Kayıt tarihi
: 05.11.08
 
 

İ. Ü. İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler 1989 mezunuyum. 1993'ten beri uluslararası fındık ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster