Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '07

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
403
 

Savaştayız

Size insanlığın en büyük ve hiç bitmeyen savaşından söz etmek istiyorum. Bu savaşın yaşadığımız bölgeyi nasıl yakıp yıktığından, ne hale getirdiğinden.

Bu gelmiş geçmiş en sinsi ve en acımasız savaştır. Sinsidir çünkü savaşın sürdüğünün farkında değiliz. Acımasızdır çünkü hiçbir savaş bu kadar büyük tahribatı binlerce yıl sürecek şekilde oluşturmamıştır.

Öyle bir tahribat yaratmış ki, binlerce yıldır, milyonlarca insan sefalet, cehalet, yoksulluk, çatışma içinde bedel vermektedir.

NE ARADIĞINI BİLMEYEN ONU HİÇBİR YERDE BULAMAZ.

Aklı başında her insan çevresindeki sorunlarla ilgili şu soruları defalarca sormuştur.

Neden böyle?

Neden yoksulluk? neden cahillik? neden tembellik? neden feodallik?....

Suçlu kim?

Basma kalıp cevapların bir kısmı ise şöyledir;

Eğitimde fırsat eşitsizliği, Doğal kaynakların yetersizliği, Yatırım eksikliği, Bölgesel ve coğrafi koşullar vb. Bütün bu sorunların nedenini bir yerlere bağlayabiliriz. Devleti, dış güçleri, siyasi güçleri, doğal koşulları sorumlu tutabiliriz. Farz edelim ki haklıyız ve biz bu bakış açısına haklılık gözlüğü diyelim. Şimdi haklılık gözlüğünün ne kadar kullanışlı olduğuna daha yakından bakalım; Örneğin siz caddede karşıdan karşıya geçiyorsunuz ve yayalar için yeşil ışık yanıyor. O sırada kırmızı ışıkta durması gereken bir araç durmuyor ve size çarpıp kolunuzu ya da bacağınızı koparıyor. Burada haklı kim? Elbette sizsiniz? Belki aracın sürücüsü ceza alacaktır vs. Şimdi haklı olmanızın size bir faydası var mı? Sizin kolunuzu bacağınızı geri veriyor mu? Anlaşılan o ki tek başına haklı olmak bütün sorunları çözmüyor.

GERÇEKÇİ OLMAK HAKLI OLMAKTAN DAHA ÖNCELİKLİDİR. Bir an için haklılık gözlüğünü bir tarafa bırakıp gerçekçilik gözlüğü ile bakmaya çalışalım. İsteyen sonra tekrar eski gözlüğünü takabilir. Mazeret bulmak bir işe yarayacaksa, hep birlikte, baş başa verip mazeretleri çoğaltalım. Maalesef mazeretlerimiz ne kadar haklı ve doğru olursa olsun bizim hiçbir sorunumuzu çözmüyor.

O halde kendimizi oyalamadan, gerçekçi ve sonuç alıcı çözümler bulmalıyız.

YA SAVAŞ, SAVAŞ NEREDE?

Savaş beynimizin içinde, tutumlarımızda, paradigmalarımızda. Bunu kabullenmek ne kadar zor olsa da sorunun kaynağı içeride.

Sorun düşünme tarzımız. Sorunlara yaklaşım tarzımız. Bir sorunla karşılaştığımızda, hemen mazeretler bulma çabamız. Bulduğumuz mazeretlerin hiç birinde kendimize ciddi bir sorumluluk almayışımız. Sürekli kendi dışımızda birilerini veya bir şeyleri suçlamamız.

Sorunu tespit etmek çözümün yarısıdır, diğer yarısı ise uygulamadır.

Kabullenmek zor olsa da, bütün tanık olduklarımız hayata geçmiş niyetler ve düşüncelerdir. GANDHİ bu gerçeği kadim bilgelik öğretilerinden alarak şöyle özetlemektedir. Niyet düşünceye, düşünce söze, söz eyleme, eylem alışkanlığa, alışkanlık kadere dönüşür.

Şayet mazeret yerine çözüm ararsak, çözüm buluruz.

Bunun için öncelikle paradigmalarımızı değiştirmemiz gerekir.

Uygar toplumlar uygarlığı kendileri inşa edenlerdir.

Uygar toplumlar, uygar bireylerden oluşur.

Uygar birey hatanın sorumluluğunu üstüne alır, cahil olan ise suçlayacak birilerini arar.

Uygar birey yapılması gerekeni kendisi yapmaya çabalar, cahil başkasının yapmasını bekler.

Uygar birey sorunla karşılaşınca çözüm arar, cahil mazeret üretir, suçlu arar, suçlayacak birini bulamazsa şeytanı suçlar. Oysa kutsal öğretiler açıkça belirtmektedir ki şeytan herkesin içindedir ve birey izin vermedikçe asla ortaya çıkmaz.

Sorunların da savaşın da kaynağı içeridedir.

Savaşın büyüğü içimizde sürüyor. İnsanlık tarihinin başından beri, Ademden bu yana devam eden bu savaştır dışarı yansıyan. Hacı Bektaş, Mevlana, Yunus ve daha niceleri bu coğrafyada yıllarca bunu öğretmeye çalışmadılar mı? İnsan içindeki savaşı bitirmedikçe dışarıda savaş bitmez. İnsan önce kendine karşı savaşını kazanmalı. Kendi egosunu yenmeli. Kendi kusurlarının üstesinden gelmeli. Arkadaşının yüzündeki sivilce senin içindedir diyor Mevlana. Bu ne büyük bilgelik, yani diyor ki, dışarıda bir kargaşa mı var? O senin içindeki kargaşadan yansıyor, dışarıda kaos mu var? Dışarıda bir kusur mu görüyorsun? O senin kusurunun yansımasıdır. O senin içindeki düzensizliğin yansıması. İçerde sükunet, huzur, denge yok ise dışarıda olmaz. Toplumda olan biten her şeyin kaynağı insan değil mi? Her insanın eylemleri, niyetlerinin ve düşüncelerinin dışarıya yansıması değil mi? O halde suçluyu bulduk. Suçlu içeride…

Yaratılmışların en üstünü olan insan, insani kamil olma yolunda ilerlemiyorsa, yaratılmışların en kötüsü, en zararlısı, en aşağılığı, şeytanın en büyüğü olabiliyor. Örnek istiyorsanız bir hafta boyunca haberlerde insanların yaptıklarına bakın yeter.

İnsanın erdemleri kişiliğini yönetmiyorsa egosu yönetir. Tıpkı At ile binicisi gibi. Binici atı yönetmiyorsa, at çayır çimene, otlanmaya, yatmaya, kısrak peşine gider. Tıpkı çoğumuzun her gün yaptığı gibi. Erdemler yerine bireyin yönetimi egoda ise, ortaya bencillik, ahlaksızlık, namussuzluk, kıskançlık, cimrilik, tembellik, açgözlülük, adaletsizlik vb. aşağı yanlar dışarı çıkar. Artık orada yaratılmışların şereflisinden söz etmek mümkün değildir. Orada yaratılmışların rezili vardır.

Her an şuna benzer karar süreçleri ile karşılaşırız;

Üretmek ya da tüketmek

Çalışmak ya da uyumak

Hakkıyla kazanmak ya da kestirmeden edinmek

Adalet ya da zorbalık

Merhamet ya da acımasızlık

Sabır ya da sabırsızlık

Cömertlik ya da cimrilik

Bilgi ya da cehalet

…….

Bu içimizde kesintisiz devam eden en büyük savaştır. Bu savaşta taraf oluruz. Erdemin ya da kötülüğün, bilginin ya da cehaletin, aydınlığın ya da karanlığın, özetle iyinin ya da kötünün hayatımıza hakim olmasına ve yönetmesine bizzat kendimiz izin veririz.

Yaptığımız seçimlerle de geleceğimizi şekillendiririz. Kendimizi, etrafımızı ve dünyamızı yeniden ve yeniden inşa ederiz. Gerçekten de yaşadıklarımız gerek kişisel gerek toplumsal olarak seçimlerimizin ve eylemlerimizin sonucudur. Ne isek onu tarihten beri seçimlerimiz ile biz oluşturmuşuz. Bunun için kimseyi suçlama şansımız yok, suçlamanın bir faydası da yok.

KENDİ HAYATLARIMIZIN SORUMLULUĞUNU ÜSTÜMÜZE ALMALIYIZ. Gerçekçilik gözlüğü bunu gösteriyor.

Sizleri içinizdeki savaşta, her an yaptığınız seçimlerde, erdemleri seçmeye ve yüceltmeye davet ediyorum.

Sizleri kendinize karşı zafer kazanmaya davet ediyorum, tembelliğe, cimriliğe, (buradaki cimrilikten kasıt sadece para değildir, bilgi, emek, hizmet, düşünce, niyet konularında da cimri olunur.) hoşgörüsüzlüğe, adaletsizliğe, sabırsızlığa, duyarsızlığa karşı iradenin kılıcını kullanmaya davet ediyorum.

Sizleri geleceğiniz için gönüllü olmaya davet ediyorum, kendiniz ve çevreniz için hizmet etmenin haklı gururunu ve şerefini yaşamaya ve paylaşmaya davet ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 629
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

1968 Hakkari doğumluyum. Elektrik Önlisans, Halkla İlişkiler Önlisans, İktisat Lisans, Sosyoloji ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster