Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
986
 

Savunma mı, İtiraf mı?

Savunma mı, İtiraf mı?
 

Gazeteciliğin değişmez kurallarından biridir: Haberin kaynağı açıklanmaz…

Bu kural niye konmuştur? Haberin kaynağı tehlikeye girmesin, bir tehdit, bir şantaj durumu oluşmasın ve kamuoyu hiçbir zaman habersiz kalmasın diye konmuştur…

Bu gücün arkasına sığınarak asılsız haberlerle toplumu kışkırtanlar, yanlış yönlendirenler, çıkar sağlayanlar olmuş mudur? Maalesef olmuştur…

Bazı gazetelerimiz ne yazık ki bu konuda mimliler… Yazdıkları haber mi, yorum mu, insan hemen karar veremiyor. Aslında bunun sonucu olarak yazılanlar doğru mu, yanlış mı, sorusu geliyor insanın aklına…

Salı günü iki gazetede (Vakit ve Taraf), Aktütün’de 17 askerimizin şehit olduğu baskın olayı yaşanırken, Hava Kuvvetleri Komutanımızın Konya’da golf oynadığına dair haberler vardı…

Doğrusunu isterseniz ikisi de yaptıkları aykırı yayınlarla adını duyurmuş gazeteler… Okuyunca inanamadım “ve bu kadarı da olmaz” diye isyan ettim. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak adına mı yapılıyordu bu haberler diye düşündüm.

Çarşamba günü aynı gazeteler olayın üzerine giderken, diğer gazetelerin birinci sayfalarında olayla ilgili hiçbir haber yoktu. Sadece Hürriyet gazetesinde Paşa’nın kendini savunduğuna dair bir haber vardı ve spotu şu şekildeydi:

“Bu eleştiride bulunanları mutlu etmek için o gün Aktütün’e mi gitseydim? Şehitlerimizin haberi bana o gün doğal olarak anında ulaşmadı ama sonrasında başlatılan her harekâtın emrini Ankara ile koordine ederek bizzat ben verdim.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10066277.asp?gid=229&sz=17146)

Bu cevaptan tatmin olmamıştım. Sizin de dikkatinizi çekeceği gibi, komutanımız, akşama kadar olaydan haberi olmadığını söylüyor. Sonrasında da harekâtın emrini koordine ettiğinden bahsediyor.

Burada muğlak bir ifade var: “Sonrası” dediği, olay sonrası mı, cumartesi akşamı sonrası mı?

Bildiğimiz kadar menfur olayın öncesinde ve sonrasında Hava kuvvetlerimiz operasyonlar yapıyor ve PKK militanlarına zayiat verdiriyor. Ben harekâttan kastın bu olduğunu düşündüm ve buna inanmak istedim.

Ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın 4 Ekim 2008 günü saat 09,30’da yayınladığı BA-42/08 nolu Basın açıklamasında:

<ı>“<ı>Hakkari ili Şemdinli ilçesi bölgesinde bulunan Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü’nün batıdan emniyetini sağlayan Bayraktepe’deki unsurlarına karşı dün öğleden sonraki saatlerde bölücü terör örgütü tarafından Irak’ın kuzeyinde bulunan ağır silahlarının da desteği ile saldırı girişiminde bulunulmuştur. <ı>

<ı>Saldırıdan önce, bir jandarma özel harekat timi ile takviye edilen emniyet unsurlarının bulunduğu Bayraktepe Bölgesi’nde bir bölüğe yakın kuvvet bulunmaktaydı. Ayrıca, bölge gelişmelere bağlı olarak bir jandarma özel harekât bölüğü ve bir komando bölüğü ile de takviye edilmiştir. Çatışmanın başlamasından önce görüntü alınan bölgeler, topçu ve havanlarla ateş altına alınmış ve iki kol taarruz helikopterleri de bölgede görev almıştır. <ı>

<ı> Ayrıca, Aktütün Karakolu’na on kilometre mesafede Irak’ın kuzeyinde bir terörist grup tespit edilmiş ve bu terörist grup önce Hava Kuvvetleri, daha sonra topçu tarafından ateş altına alınmıştır. <ı>

<ı> Çatışmalar, (Cuma günü) akşam karanlığına kadar devam etmiştir. Çatışmalar esnasında bir astsubay, altı uzman erbaş, sekiz erbaş ve er olmak üzere 15 güvenlik görevlisi şehit olmuştur. Zayiatın büyük kısmı, Irak’ın kuzeyinden yapılan ağır silah atışları nedeniyle meydana gelmiştir. Çatışmada yaralanan personel, tedavi edilmek üzere uçakla Ankara’ya getirilmektedir. İki uzman erbaş ile henüz temas kurulamamış olup bölgede arama faaliyetleri devam etmektedir.<ı>

<ı> Çatışmalar süresince, 23 terörist etkisiz hale getirilmiş olup Hava Kuvvetleri ve topçu ateşleri sonucunda etkisiz hale getirilen terörist miktarı henüz tespit edilememiştir.” denilmektedir.

Anlaşılan o ki, 3 Ekim Cuma günü yaşanan bu olaylardan sayın Hava Kuvvetleri komutanımızın haberi de olmamıştır, bir dahli ve tesiri de olmamıştır.

*****

Fatih Altaylı’nın <ı>“Golf Komutanlığı” başlıklı yazısını okuyunca (http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=4273), canım daha da sıkıldı:

<ı>“<ı>Hava Kuvvetleri Komutanı baskın sırasında golf oynuyor olabilir.
Bunda bir ayıp yok.
Ama baskın sürer, şehitler verilir, operasyonlar yapılırken komutanın golf sopasını elinden bırakmaması en hafif tabiriyle “Saygısızlıktır”.
Geçtiğimiz yaz aylarında emekli bir komutan beni ziyaret etmek istediğini söyledi.
MGK’larda bulunmuş önemli bir isim.
Eve davet ettim.
Bir kaç saat sohbet ettik.
Hava Kuvvetleri Komutanının golf tutkusunu ilk olarak ondan öğrenmiştim.
“Hava Kuvvetleri Komutanının şu andaki en önemli projesi ne biliyor musunuz?” diye sormuştu.
Ben de saf saf “Herhalde F 35 projesidir” diye yanıtlamıştım.
“Bilemediniz” demiş, masamdaki bilgisayardan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın internet sitesine girip göstermişti.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı, hava kuvvetlerine ait üslerde bir seferberlik başlatmıştı.
Pek çok üsse golf sahaları yapılıyordu.
Şaşırmıştım. (Dün yine aynı internet sitesine girdim ama golfle ilgili bilgiler kaldırılmıştı)”

*****

Hava Kuvvetleri internet sitesinden bu bilgiler kaldırılmış olsa bile, internetteki bütün bilgiler herhalde silinmemiştir deyip, Google’a “Konya Golf” yazıp bir arama yaptırdım. Geçmiş tarihlerde çeşitli gazete ve internet sitelerinde bu konudaki bütün haberler önüme geldi.

Ordusunu seven ve güvenen bir vatandaş olarak üzüldüm. Tuttuğumuz dalların elimizde kalmasından, güvendiğimiz dağlara kar yağmasından çok rahatsız oldum.

Sadece ben değildim tabii ki bu rahatsızlığı duyan… Hürriyet gazetesi Genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök de şöyle diyordu yazısında:

<ı>“OLMADI Paşam. Lamı cimi yok.

<ı>Orada şehit cenazeleri gelirken, Antalya’da golf oynamaya devam etmeyi kimseye anlatamazsınız.

Sanmayın ki, bu sadece marjinal gazetelerin tepkisidir.

Bize de anlatamazsınız.

Üstelik golf.

Sporların en papyonlusu.

En monşeri.

Sanmayın ki futbol oynamaya devam etseydiniz anlatabilirdiniz.

Elbette Türkiye’de hayat durmaz, devam eder.

Ama siz Hava Kuvvetleri Komutanısınız ve uçaklarınız orada operasyon yapıyor.

Golf sahasından hava harekátı yönetilmez.

Bombaladığınız o mağaralar da, 18’inci delik değil.”


*****


Ahmet Hakan’ın yazısı da aynı konudaydı:

<ı>
“SAYIN Orgeneral... Eğer siz, "Türk Hava Kuvvetleri Komutanı" değil de...

Britanya’nın Kraliyet Hava Kuvvetleri Komutanı olsa idiniz...

Golf de oynardınız...

Polo da...

Kimseye laf söylemek düşmezdi...

Ama talihsizliğe bakın ki...

Siz "tenis" sporunun bile "zengin ve züppe sporu" olarak algılandığı bir memleketin ordusunda "Hava Kuvvetleri Komutanı" olarak görev yapıyorsunuz...

Ve böyle bir memlekette...

Bırakın tenis oynamayı, golf oynamaya yelteniyorsunuz...

Üstelik...

Belek’te ağaçlara kıyılarak oluşturulan golf sahalarında...

Üstelik...

Zenginler arasında...

Ağızların torba olmadığı ve dolayısıyla büzülemediği bu memlekette, bir kuvvet komutanı bu derece bariz açık verir mi?

İşte bakın!

"Askerlerimiz şehit olurken halay çeken milletvekili" haberlerine karşılık olarak...

"Askerlerimiz şehit olurken golf oynayan komutan" haberleri manşetlere taşınıverdi...

Ne yapacaksınız şimdi?

Ne diyeceksiniz?”


*****


Akşamüstü İnternette “Genelkurmay Golf’e Sahip Çıktı” haberini görünce, hani kelimelerin yer değiştirmesinden, cümlelerin uzatılıp kısaltılmasından kaynaklanan yanlışlıklar olmasın, direk haberi kaynağından okuyayım diye Genelkurmay sitesine girdim.

8 Ekim 2008, saat 17.30’da BA 48/08 nolu Basın açıklamasında, aynen şöyle yazıyordu:

<ı>“Son günlerde Hava Kuvvetleri Komutanı Hava Orgeneral Aydoğan BABAOĞLU ile ilgili olarak bazı basın yayın organlarında haberler yer almaktadır.<ı>

<ı>Hava Kuvvetleri Komutanımızın Antalya’da bulunduğu sırada, 4 Ekim 2008 Cumartesi günü akşam saatlerine kadar olan sürede, Bayraktepe bölgesinde meydana gelen çatışma sonucunda verilen şehitler hakkında bir bilgisi olmamıştır.<ı>

<ı>Gerçeğin böyle olmasına rağmen konunun teyit edilmeden Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma amaçlı olarak kullanılması üzücü ve düşündürücüdür.”

Sizce burada bir savunma var mı?

Orgeneral Aydoğan Babaoğlu, akşam saatlerine kadar şehitlerden haberi olmadığını kendisi zaten açıklamıştı. Şimdi aynı şeyi Genelkurmay da söylüyor. Sizce bu, bir savunma mı, bir itiraf mı? Ben karar veremedim. Takdiri sizlere bırakıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Önemli bir konuyu cesurca gündeme getirmişsiniz. Aktütünde askerimiz kahramanca ve saatlerce mücadele verirken söylenenler ve yazılanlar doğruysa ki doğruluğu su götürmez görünüyor, bir kuvvet komutanının golf oynaması yadırganacak bir olay ve türk milletini derinden yaralayan bir durum. Ancak bu tür münferit olaylar bahane edilerek de Ordumuzun art niyetli odaklar tarafından da yıpratılması karşısında uyanık olmak zorundayız. Çalışmanız ve hassasiyetinizden dolayı sizi kutlarım.

Sonsuzluk (Osman Özeker) 
 14.10.2008 16:22
Cevap :
Anlaşılan o ki acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Böyle bir yanlışı ortaya koymakla ve bunun yanlış olduğunu söylemekle, orduyu yıpratmanın ne alâkası olabilir? Ordumuzu asıl yapratacak şey, böyle uygunsuz hareketlerde bulunulması ve buna rağmen de "orduyu yıpratmak istiyorlar" sloganının arkasına sığınılmasıdır. Bu milletin bir ferdi olduğunu bilen, bu memleketin bir parçası olduğuna inanan bu vatanın evladı olmakla gurur duyan hiç kimse, ordusunun yıpratılmasına, "peygamber ocağı" diye adlandırılan bu kutsal müesseseye gölge düşürülmesine izin veremez. Orduyu bir siyasi taraf olarak görmek ve göstermek, bunu da "karşı tarafa" karşı bir kozmuş gibi kullanmak, sırf bu bağlantıyla da orduyu korumak adına veya orduyu yıpratmamak adına yanlışlıklara göz yummak, sineye çekmek, görmezden gelmek, çıkar bir yol değildir. Bu konuda da hepimizin uyanık olmasında fayda var. Katkılarınız için teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  14.10.2008 21:23
 

Bence bu sadece bir açıklama; doğru bilgilenme adına yerinde bir açıklama. Her şeyden önce ortada bir terörist baskını yoktur. 13'ü şarapnel parçasından olmak üzere 17 şehit verilmiş olması baskının kanıtı değildir. Nitekim askeri açıklamalar ilk saldırıyı gündüz vakti TSK'nın başlattığıdır. Ayrıca H.K. Komutanı hatalı olsa asla Genelkurmay tarafından savunulmazdı; sessiz kalınabilirdi ama savunulmazdı. Sınır ötesi olmayan harekatları bölge komutanlıkları sevk ve idare etmekle yetkili ve görevlidirler. Bu bakımdan komutanın golf veya masa tenisi oynaması ve basınıdan uzak bir köşede dinleniyor olması askeri bir zaaf değildir. Bu tür haberler örgütün psikolojik savaş hedeflerine hizmet etmektedir; "bakın evlatlarınız ölürken komutanlar keyif çatmakta" mesajı verilmektedir. Haberlerde örgütün adından bahsetmek, hatta şehit evlerindeki gözyaşlarını duygusal sömürü ile raytinge dönüştürmek, saldırılarda ölenlerin cesetlerini göstermek hep örgütün işine gelen haberlerdir.

Muharrem Soyek 
 09.10.2008 23:01
Cevap :
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yıpratılmasına yönelik bir eylemi ve hatta söylemi tasvip etmek elbette mümkün değildir. Aynı şekilde terör örgütünün işine gelecek, onun propagandasını yapacak şekilde yayınlar yapılmasını, milleti bezdirecek ordudan ve askerlikten soğutacak tarzda tavırlar takınılmasını tasvip etmek de söz konusu olamaz. Çatışma şartlarının bize ulaşan bilgilerin çok dışında özellikler taşıdığını da biliyorum. Fakat ne yazık ki, Mehmetçiklerimiz de 24 yıldır bu uğurda can veriyor. Bir kusur varsa nereden kaynaklanırsa kaynaklansın tespit etmemiz ve gidermemiz gerekiyor. Ben Hava Kuvvetleri komutanımızın Genelkurmay tarafından savunulmasına karşı değilim. Tam tersine açıklamanın bir savunma niteliği taşımadığından endişe ediyorum. Cuma günü öğle saatlerinde başlayan bir çatışmanın bilgisinin, komutana cumartesi akşamı iletildiğinin bildirilmesi bir savunma mı oluyor, bunu anlayamıyorum. Katkınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  10.10.2008 12:54
 

YAZAMIYORUM...... OKURKEN BİLE...... YORUMSUZ........

Mezopotamya Prensesi 
 09.10.2008 12:41
Cevap :
Söylenecek bir şey kalmamış zaten... Katkınız için teşekkür eder selam ve saygıları sunarım.  09.10.2008 19:50
 

Bu olayda, teknolojik haberleşme araçlarını çok geliştiği zamanımızda, uydu telefonu, cep telefonu, internet, çağrı cihazı, o da olmazsa özel ulak ile bu haber kendisine verilebilirdi. Ancak en üzücü olan şey Sayın Komutanın kendini savunma cümlesidir. Ne yani Aktütüne'mi gitseydim cümlesi, insanlarımızın çoğunu derinden yaralamıştır. "Özrü kabahatinden büyük" diye bir Atasözümüz tam bu olaya denk düşmektedir. Genelkurmay'ın savunmasıda hiç kimseyi tatmin edecek gibi değil. Üstelik kimse Genelkurmayı ve ordumuzu hedef almıyor. Bu olaydaki Kişisel bir hata, Kurumsal hale getirilip, Komutana sahip çıkılmaya çalışıyor. Tıpkı Cezaevinde bulunan ve Hukuki Yargılama süreci devam eden eski Komutanların, Resmi ziyaretinin gerekçesinin insani gösterilmesi gibi. Bu konuda benim yazmış olduğum bir blog iki gündür onay bekliyor, içimden herhalde biraz ağır bir dille yazdım, veya TSK'dan çekiniyorlar diye düşünürken bu blogu gördüm. Duygularımıza Tercüman Olduğunuz için teşekkür ederim Ahmet Bey.

hayyamyamac 
 09.10.2008 10:19
Cevap :
Maalesef, dediğiniz gibi komutanın savunma cümlesi çok üzücü olduğu gibi, Genelkurmayın komutanı koruma adına kurduğu cümle de çok garip. Bir hata yapıldısa bunun kabul edilmesi ve bundan dönülmesi de bir fazilettir. koruma adına yanlışı savunmak mümkün değil ve bunun kimseye faydası da olmaz. Katkılarınız için çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  09.10.2008 19:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster