Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
63
 

Saygıyı hak eden bir Adam

Saygıyı hak eden bir Adam
 

Yine kalabalık günlerden biriydi. Kadıköy’de, Haldun Taner Sahnesinin iskeleye bakan tarafında bir dostumu beklemek üzere öylece duruyorum. Planlanmış bir buluşma anında genelde bekleyen taraf ben olurum. Bunun sebebi ise, eğer iş yerime ya da bir dost ile buluşmaya gideceksem, muhakkak vaktinden önce olmam gereken yerde bulunmaya özen gösteririm. Bu, geçmişten bugüne kalan belirgin özelliklerimden biridir. Birisini bekletmeyi sevmediğim gibi, doğal olarak birisinin de beni bekletmesinden pek haz etmem. Gelgelelim, insanların zamanında gelmeyi bırakın, mutlaka beş on dakika geç gelmelerini artık olağan karşılamaya başladığım için bunu pek sorun yapmıyorum. Ne yapalım, herkesi kendimiz gibi görme alışkanlığımızı belki de bir tarafa koysak iyi ederiz.
 
O gün yine bekleme sıramı kollarken, zaman geçirmek için hali ile etrafı izliyor, karşımda boylu boyunca uzanan denize bakıyor ve vapurların/teknelerin ardı sıra kıyıya yaklaşıp yolcularını aldıktan sonra usulce uzaklaşmalarını seyrediyordum. Önümden geçip giden insanlar da arada dikkatimden kaçmıyordu. İnsanları izlemeyi severim. Elbette rahatsız edecek boyuta evirmeden yaparım bu işi. Yüzlerinde okunan duyguları keşfetmek için çabalasam da sanki insanların ne hissettiklerini kendilerine saklamak gibi huyları olduklarını sezer gibi olurum. Neşeli görülen bir insanın son derece mutsuz olduğunu fark edip, somurtkan birisinin de hayattan mütemadiyen haz aldığını şaşkınlıkla karşıladığım zamanlarım da oldu…
 
Yazı yazıyor olmamdan kaynaklı olsa gerek gözlem yapmayı severim, bundan ayrı bir keyif alırım. Bu anlarda yazarlık damarım atar, birisine şöyle bir baktım mı onun üzerinden hikâyeler/masallar bile uydururum. İnsanlarımızın yüzleri gerçekten de onlara has ve bir hikâyeye konu olacak kadar karakteristik. Davranışları ve konuşmaları da elbet... Bir hikâye anlatıcısı için bulunmaz derecede bereketli bir coğrafya burası. Anlat anlatabildiğin kadar. İşte sana koskocaman bir kaynak. İstediğini seç, istediğini anlat, ama abartıya kaçmadan, içeriğini mahvetmeden, hakkını vererek…
 
İşte o gün gözlerim yuvalarında yine fıldır fıldır dönerken birisine apansız takılıverdii. Benden sadece beş adım uzaklıkta birisine. Mekanik bir tekerlikli sandalyede oturan yaşlıca bir adamdı bu. Ne olmuş yani, diyebilirsiniz. Hemen cümlelerimin devamını getireyim. Esmer tenli, dar alınlı, zayıfça halli bir adamdı. Saçları kırlaşmıştı. Elbette dikkatimi çeken yalnızca bunlar değildi. Bacaklarının yarısı yoktu. Belli ki ya ciddi bir kaza geçirmiş, ya da doğuştan bu halde büyüyüvermişti. O kadarını bilemiyorum, açıkçası sormaya da yeltenemedim. Şimdi biliyorum, merakınızdan şunu da soracaksınız; ‘ o kalabalık içinde ne yapıyordu peki bu yaşlı adam, hem de bu hali ile? Yanında kimi kimsesi yok muydu?’
 
Evvela yanında kimi kimsesi yoktu ve denizin manzarasını izlemek için orada bulunmuyordu. Kötürüm haline rağmen çalışıyor, kızgın güneşin altında alın teri döküyordu. Mutlaka rast gelmişsinizdir, hani küçük seyyar araçlarda bir makine yardımı ile nüfus cüzdanlarınızın, ehliyetlerinizin ya da öğrenci kimlik kartlarınızın pvc yapılmasını buyuran mekanik bir kadın sesi yükselir. Yıpranmış kimliklerinizi bu seyyar araçlarda belli bir ücret karşılığında pvc yaptırıp, kabının yenilenmesini sağlarsınız. Gerçi bu meslek eskisi gibi revaçta değil, gün geçtikçe ölmek üzere. Ama yine de bu mesleği sürdüren insanlara rast gelmek mümkün. Tıpkı sizler gibi benim de. İşte o adam tam da size izah ettiğim bu mesleği icra ediyordu. Tekerlekli sandalyesinde oturuyor, tenini yakan sıcağa alışmış gibi davranarak önünden geçip gideni izliyor ve birisinin gelip, kimliğini pvc yaptırmasını bekliyordu. Saat öğlen üçü geçiyordu ve acaba şu saate kadar para kazanabilmiş miydi? Bilemiyorum, zaten yüzünde ne sevinç, ne de hüzün vardı. Anladığım kadarı ile her gün burada, olduğu yerde durmak ve gelip geçeni izlemek, onun hayatında artık vazgeçilmez bir mecburiyet sağlamış. Bazı insanları tanıyor, yani buranın çiçek satan roman kadınlarını. Onlara selam veriyor, sonra yine önüne bakıyor ve gelip geçeni izliyor. Bu, mesaisinin başından sonuna kadar böyle devam ediyor olmalı. Az kazandığını zannediyorum. Belki insanların önünde mendil açıp dilense, o anki kazancının daha fazlasını toplayacak. Ama bunu haysiyetsizlik olarak görmüş olacak ki sağlıklı olmayan bedenine ve ilerleyen yaşına rağmen, az bir şeyler kazanabildiği bu meşakkatli işini yapmaya ve onurunu korumaya devam ediyor.
 
İşte o gün yaptıklarım bunlardı. Denize bakındım, önümden gelip geçen insanları izledim ve sonra size öyküsünü anlattığım bu değerli ağabeyimizi inceleyip durdum. Diyeceğim o ki onu bilin, ona saygı gösterin. Çalışan insana her zaman saygı gösterilmeli. Hele müşkül vaziyetine aldırış etmeden, kimseye muhtaç olmadan çalışan insanlara…
 
20 Ağustos 2016
İstanbul
Merve Söyler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 544
Kayıt tarihi
: 21.06.10
 
 

Edebiyat, edebiyat, edebiyat....  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster