Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '07

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
1801
 

Sayın Einstein'e mektup

Sayın Einstein'e mektup
 

(Dün Albert Einstein’in bir özdeyişine rastladım. ("Bütün Dünya" Dergisi Mart-2007) Bu sözünü ilk defa duydum açıkçası. Çok yaygın bir söylemde ben mi duymadım, yoksa çok bilinmeyen bir ifadesi de, ben mi denk geldim bilemiyorum. Sizlerle paylaşmaktan büyük zevk duyacaktım. Ancak aklımda birden olaya neden hep kendi bakış açımdan bakıyorum ki düşüncesi oluştu. Kendisinden farklı olanı dışlamaya açık herhangi birisinin gözüyle bakmaya çalıştım. Umarım başarabilmişimdir)

Sevgili Fizikçimiz, bilim dünyamızın en karikatürize tipi, bilim adamı deyince onun saç baş karışık silueti zihnimizde beliren sayın Albert Einstein özel bir tespitte bulunmuş. “Milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır, insanlığın kızamığıdır o” demişler.

Aslında sevgili bilim adamımızın, üstüne vazife olmayan işlere karışmış olması beni fazlası ile üzdü. Ama benden çok, bir fizikçinin, kızamık hastalığı gibi insan sağlığı ve biyoloji bilimini ilgilendiren bir dalda yorum yapması, tıp camiasında kesinlikle hoş karşılanmamıştır. Kesin araştırsak o dönemler tabipler odalarınca yapılmış kınama açıklamalarına denk geliriz.

Zaten bu, sayın Einstein’ın ilk gafı da değildir. Ben en çok irkilten ve onun gözümdeki saygınlığını kaybetmesine neden olan şey ise “iki şey sonsuzdur, insanoğlunun aptallığı ve evren. Fakat ikincisinden o kadar emin değilim” sözü olmuştu.

Yani sen tut, bu evrenin en nadide eserine dil uzat. Hadi çok zeki değilsin diyelim, insana aptal deyince kendinizi de o sınıfta değerlendirdiğinizi fark edecek kadar da mı akıllınız yok sayın Einstein?

Zaten çok zeki olsanız, insanın işine yarayan bir şeyler, ne bileyim çamaşır makinesi, fotoğraf makinesi, mandal, uzaktan kumanda filan icad ederdiniz.

Ben sizin bilimle olan ilişkinizi, “bir insan çok sıcak bir sobanın yanında bir dakika kalırsa bu ona bir saatmiş gibi gelir. Ama güzel bir bayanın yanında bir saat muhabbet etse bu ona bir dakikaymış gibi gelir.” sözünüzle anlamıştım. Yani şimdi siz bu cümleyi dile getirebilmek için mi bilim adamı oldunuz. Bizim Mehmet Ali Erbil bile söyler bu sözü yahu. Aslında ben her zaman söylemişimdir, kendi insanımıza yeterince değer vermiyoruz diye. Var ya, bu Mehmet Ali Avrupa’da olsa el üzerinde tutulurdu. Neyse konumuzu dağıtmayalım.

Hayır madem gözün aşna fişnedeydi, neden o zaman bilim adamı oldun be kardeşim. Sen bu akılla bu cümleyi söylemek için kesin sobanın üstüne bir dakika oturmaya filan kalkmışsındır. Bunu yapmış olabilirsin, aksini iddia edemem ama yanında bir saat duracak sevgiliyi bulman konusunda beni kesinlikle ikna edemezsin. Hele ki o saçlarla. Ya insan bir briyantin filan sürer arkadaş. Ha tabi, sende onu alacak kadar para da yoktur elbette. Bak işte, biz kızla bir saat beraber geçirmeyeceğin iddiama bir delil daha. Cebinde parası olmayan bir öğretim görevlisini hangi kız ne yapsın. Olsa olsa sen cadaloz tipli bir bayanla bir saat oturmuşsundur. Bence de onunla bir saat oturacağına, sobanın üzerinde bir dakika otur daha iyi.

Reel dünya politikalarından da o kadar uzaksın ki, abuk sabuk laflar söyleme konusunda sınır tanımamışsın. Mesela ''propagandayla zehirlenmedikleri takdirde, toplumlar asla savaş düşkünü değildir.” demişsin. Şimdi biraz uğraşsam, internette bir iki araştırma yapsam, senin kökeninden bu sözü hangi gizli maksatla filan söylediğini de çıkarırım ama, şu an daha önemli işlerim var. Ölmüş gitmiş insanla çok fazla uğraşmak, hayırlı bir iş sayılmaz.

Zaten bir dönem gelmiş, kendi bilgisizliğini de kabul etmişsin. “hayal kurmak, bilgiden önemlidir, çünkü bilgi sınırlıdır, ancak hayal kurma tüm dünyayı kapsar.” deyip çok da bilgili olmadığını, büyük olasılıkla zora gelince itiraf etmek zorunda kalmışsın. Yok efendim hayal kurmak bilgiden önemliymiş. Yok zamandı, yok ışık hızıydı filan anlamsız şeylerle uğraşıp da, ne bir zaman makinesi ne de ışık hızında bir uçak bile icat edemeyince böyle hayal işlerine sarılır insan.

Son bir sözüne değinmeden geçemeyeceğim. Demişsiniz ki, “ne hazin bir çağda yasıyoruz, bir önyargıyı yıkmak, bir atomu parçalamaktan daha zor.” E elbette zor olacak sevgili Einstein. Senin iler tutar, saygın bir tarafın kalmamış ki, insanları ikna edesin. Sonrada çamur at tabi, yok efendim önyargıları kırmak zor diye. Sen önce doğru dürüst kitap oku, biraz bilgilen, karşındaki insana elle tutulur bir iki laf et, bak nasıl ikna edersin insanları, ikna edemiyor musun, biraz tehdit, biraz karalama bak nasıl dize geliyor insanlar, ön yargı filan kalıyor mu?

Hem atomu parçaladın da ne oldu, ne geçti eline, hem öyle çok da kuvvetli bir şey de değilmiş, bakıyorum Japonlar hala her yerde geziyorlar. Üstelik ekonomileri de gayet iyi. Bulduğun şey bomba mıdır, ilaç mıdır o bile belli değil.

Yok, sevgili Einstein, seni biraz abartmışlar gibi geliyor bana. Görele görele yutturmuşlar seni bize. Dilini uzatıp da kameralara poz veren bir insandan da ne beklenirdi ki zaten?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1662
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster