Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
571
 

Sayın Ekşi Basın Konseyi'nden istifa etmelidir

Sayın Ekşi Basın Konseyi'nden istifa etmelidir
 

Kangren haline gelen sorunlarımızdan biri, kişilerin kendilerine düşen görevi tam olarak yerine getirmemeleridir. Oysa herkes görevini hakkıyla ve lâyıkıyla yerine getirirse, işler tıkır tıkır yürür.

Birçok dişlinin yardımıyla çalışan bir motor düşünün. O dişlilerden biri görevini yapmazsa veya aksatırsa, motor tamamen çalışmaz hale gelir. Sosyal hayatın çalışma tarzı da aslında bundan pek farklı değildir.

Ne var ki biz bu aksaklıklara fena alışmışız. Bunların topluma verdiği zararın farkında bile değiliz.

Çift şeritli bir yola park edip yolu tek şeride düşüren bir sürücü, yaptığı hatanın, insanlara, cemiyete, sosyal hayata, ekonomik yaşama, devlet bütçesine verdiği zararın farkına bile varmaz. Üstelik hatırlattığınızda da, vereceği cevap bellidir: “Sana ne, memleketi düzeltmek sana mı kaldı?”

Oysa memleketi düzeltmek hepimizin görevi. Birbirimizi bu konuda olumlu yönde teşvik ederek, ülkemizi bir an evvel daha iyi duruma getirmek için gayret gösterip çalışmamız lazım. Aklı başında her insanın savunduğu fikir budur.

Fakat genel olarak biz, kendi görevimizi yapmadığımız gibi, başkalarının düzgün iş yapmasını da engellemekten kendimizi alamıyoruz.

Gerçekten “şurada iki dakikalık işim var” diye sorumsuzca park edilen bir aracın, trafiği ne kadar aksattığını, kaç bin kişinin zamanını çaldığını, fazladan kaç varil petrol tüketildiğini, kısıtlı bütçemizden bunun için kaç bin dolar harcandığını kimse düşünmez.

Bu tip hesapları hiç aklına getirmeyenleri, okur-yazar kişiler, aydınlar kınarlar, hatta onları “cahil” diye niteleyip alay bile ederler.

Bu arada entelektüel aydınların –kendileri farkında olmasalar bile- topluma örnek olmak gibi bir görevleri de vardır, bilirsiniz.

Denir ki, et kokmasın diye tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır?

İşte aydınların “cahil” gibi davranması, “tuzun kokması” demektir.

*****

Basın bir ülkenin toplumunu aydınlatma görevi gören en önemli unsurlardınan biridir. Toplumu tarafsız ve doğru haberle bilgilendirmek için, toplumun maddî manevî değerlerini de gözetmek, onlara saygılı olmak ve ahlâk kuralları dışına çıkmamak gerekir.

Basın’ın temel ilkelerinden biride budur.

Sahi “Basının Temel İlkeleri” dedik de, bunların ne olduğuna dilerseniz bir göz atalım:

1-Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, yaşı, sağlığı, bedensel özrü, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.

2. Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlâk anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.

…………...

4. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.

……………

12. Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır. 13. Şiddet ve zorbalığı özendirici, insanî değerleri incitici yayın yapmaktan kaçınılır.

*****

Öncelikle şunu da belirtelim ki, Gazetecinin özgürlüğünün içeriğini ve sınırlarını, bu meslek ilkeleri belirler.”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde, gazetecinin temel görevleri ve ilkelerinden bazıları da şöyle tarif edilmektedir:

………………..


3. Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz.

……………………

8. Gazeteci, yayınlanmış her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür.

. ………………….

10. Gazeteci, çalıntı, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, manipülasyon, söylenti, dedikodu ve dayanaksız suçlamalardan kesinlikle uzak durur.

…………………..

16. Gazeteci sıfatını taşımayı hak eden herkes meslek ilkelerine en yüksek seviyede uymayı taahhüt eder.

Bunlar da Basın Konseyi’nin Meslek İlkeleri….

Basın Konseyi’nin en önemli görevi ise, “Basının saygınlığını korumak…”

*****

Bildiğiniz gibi Basın Konseyi Başkanı Sayın Oktay Ekşi, geçenlerde yazdığı bir yazıda, kendi deyimiyle kantarın topuzunu biraz fazla kaçırdığını itiraf etti. Ve arkasından da Hürriyet gazetesindeki görevinden ayrıldı.

Olayın meydana geliş biçimini ayrıntılı şekilde anlatan Ekşi’nin itirafından anlaşıldığına göre, vuku bulan hadisede Hürriyet gazetesinin herhangi bir kusuru yok. Sayın Ekşi’nin istifası sanki Hürriyet’e verilmiş bir ceza gibi oldu.

Oysa Sayın Ekşi’nin, Basın Konseyi gibi, bu türden yanlışların önüne geçmeyi amaçlayan bir kurumun başında olduğu ve görevi gereği böyle kimseleri yargılayacak bir konumda bulunduğu düşünülürse, özellikle nereden istifa etmesi gerektiği daha iyi anlaşılır.

Tavırları, taşıdığı sorumlulukla bağdaşmayanların görevlerinden ayrılmaları gerektiği, Basınımızın her zaman önemle üzerinde durduğu haklı konulardan biridir.

En dürüst davranış, fedakârlığı başkalarından beklemek yerine, zamanı ve yeri geldiğinde herkesin üstüne düşen görevi yapmasıdır. Birey olarak hepimiz görevlerimizi tam olarak yaptığımız gün, toplumumuzun önü açılacaktır, demiyor muyuz?

Öyleyse Basın'ın saygınlığını korumak adına, sayın Oktay Ekşi’nin, Basın Konseyi’ndeki görevinden bir an önce ayrılması gerektiğini düşünüyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Katılıyorum, bence de istifa etmeli. Sevgiler.

Esma KAHRAMAN 
 08.11.2010 11:40
Cevap :
Sayın yazarım, katkılarınız için teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  08.11.2010 11:59
 

Katılıyorum(istifa konusuna) ve haklısınız...yanlız bu aydın mevzuunda aklım karışık:)..insanları aydın- karanlık vs ayırmak bana itici tuhaf hatta rencide edici gelmiştir...aydın diye sınıflandırılan yada ödüllendirilen insanlarında yığınla zırvalıkları pekala olabilir sonuçta insann...neden şişirilir abartılır anlamam..birde bu topluma örnek olma iddilarına çok soğuğum...herkesin adam olma,sorumluluklarını,sınırlarını tanıma kendine ve topluma dünya'ya vs vs karşı sorumluluğu ve duruşu olmalı..diye düşünüyorum Ahmet bey,selamlar.

cinford ali duran 
 03.11.2010 15:12
Cevap :
Aydın, toplumdan farklı bir sınıf değildir, olmamalıdır. Ama her toplumun aydını mutlaka olur ve olmalıdır. Toplumda insanlar birbirlerinden etkilenerek değişirler ve gelişirler. Bu gelişim ve değişimin mimarı aydınlardır. Ben özentili sosyetik kimselerden entel geçinmeye çalışan yapmacık aydınlardan bahsetmiyorum. Gerçekten bilge kişilerden, olgun, kültürlü, bilgili, ilgili, yol gösteren, yön veren, eğiten, öğreten, gönüllü olarak kendini bu işe adamış, onun için kişiliği örnek alınacak insanlardan bahsediyorum. Bu demek değildir ki sadece sorumluluğunu onlar bilecek... Herkes sorumluluğunu, haklarını, ödevlerini bilecek ve yapacak... Aydın belli bir eğitim almış, zengin, imkânlarını kullanan kimse değil benim gözümde... O yüzden zırvalaması pek mümkün değil. Zırvalayan bir kişiye herhalde aydın diyemeyiz diye düşünüyorum. Katkınız için çok teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  03.11.2010 23:30
 

Aynen katılıyorum Ahmet Bey. Sayın Ekşi hiç vakit kaybetmeden istifa etmelidir. Saygılarımla.

DurmuşGüler 
 03.11.2010 15:06
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  03.11.2010 15:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster