Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '19

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
86
 

Sayın Veli, Bana Teşekkür Et!

Bir eğitimci, bir öğretmen olarak; bana göre son yıllarda 24 Kasım Haftası karşılaştığımız belki de en gülünç şey, öğretmenlerin ısmarlama(!) teşekkür belgesi hadisesi. Sosyal medyada birçok öğretmen 24 Kasım haftası girdiği gibi paylaşımlar yapıyor, neymiş efendim “Öğretmene verilecek en güzel hediye 444 06 32 numaralı hattı (bakanlığı) arayıp teşekkür kaydı oluşturmakmış, bu teşekkürler basılı olarak kendisine takdim ediliyormuş”

Tabii sosyal medya hesabında iletişim halinde olan veliler de öğretmenlerinin bu paylaşımlarını görüp kendilerine görev ediniyor, bunu bir emir telakki ediyor ve bir nevi ısmarlama teşekkür kayıtları bu şekilde oluşturulmuş oluyor. Belgeler basılıyor ve “siparişleri” öğretmenlere tam zamanında teslim ediliyor. Siparişlerine ulaşan öğretmenler ise o an dünyanın en mutlu bireyleri oluveriyor.

Ne kadar da güzel değil mi?
Marifetin iltifata tabii olduğu konusunda hemfikir olsam da; samimi ve içten iltifatın marifetlinin ısmarlaması ile ortaya çıkmayacağına da yürekten inanırım. Bilirim ki, takdir duygusu kişinin yüreğinde, beyninde, benliğinde oluşur ve dışarıya da aynı şekilde tezahür eder. Onun için bu gibi uygulamaların geleneklerimizi köreltmek, bizi popüler kültürün birer parçası, hatta deyim yerindeyse birer kölesi haline getirmek gibi niyetlerinden şüphe duymam. Teşekkürün de, sitemin de bireyler arasındaki iletişimin bir parçası olması gerektiğini savunurum ve teşekkür uygulamalarının da, şikayet uygulamalarının da toplum kültürümüze zarar verdiğine inanırım.

Bizler, hatırlayın; çocukluk kahramanlarımızı, yani öğretmenlerimizi annelerimizin pazardan aldığı pahada ucuz olsa da kıymeti ölçülemez kravatlarla; teyzelerimizin, nenelerimizin ördüğü örme çoraplarla, atkılarla; bahçelerimizden topladığımız bir avuç çiçekle mutlu etmiyor muyduk? Biz o küçük ama yürekten armağanlarımızı onlara sunarken dünyanın en mutlu, en gururlu çocukları olmuyor muyduk? İşte o bir çift mutlu, gururlu çocuk gözü, öğretmenlerimize en güzel armağan değil miydi?

Şimdi ne oldu? O çocukların yerini maneviyata asla kıymet vermeyen, pahada yarışan, dünyaya yalnızca madden bakabilen öğrenciler aldı. O öğretmenlerin yerini ise, 24 kasımlarda sınıflarında burma bilezikler, altın kolyeler kabul eden, ya da bürokrasinin şilt, belge gibi ego okşayan ışıltılı hediyelerine kendini mecbur hisseden öğretmenler...

Hani eğitim diyince solo olarak hep birlikte söyleriz ya “sistem mistem..” diye. Yok. Biz o sevgiyi, samimiyeti ve masumiyeti kaybettik. O sevgi, samimiyet ve masumiyet üzerine tesis edemediğimiz her sistem bir gün işlerliğini yitirmeye mahkum olacak...

 

Yorum Dükkanı, jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir öğretmen çocuğu olarak o kadar iyi anlıyorum ki sizi ....İşini severek yapan öğretmenlerin çoğalması ve çocuğunu ego tatmini yerine koyan velilerin azalması dileğimle..Maalesef ki sosyal medya her kesimi zıvanadan çıkarmış durumda

jale kasap 
 19.11.2019 11:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 663
Kayıt tarihi
: 19.01.16
 
 

Okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı, eleştirmeyi, geliştirmeyi ve tüm bunları içtenlikle paylaşmayı s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster