Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '11

 
Kategori
Fizik
Okunma Sayısı
827
 

Schrödinger'in Kedisi Newton'ın elma'sını ham yaptı, Kuantum Kuramı da Newton fiziğini patakladı!

Schrödinger'in Kedisi Newton'ın elma'sını ham yaptı, Kuantum Kuramı da Newton fiziğini patakladı!
 

Garfield'la birlikte dünyanın 2 meşhur kedisinden birisi de Schrödinger'inkidir.


Evet, çağdaş fizik teorilerinin özeti tam da budur: Kuantum Fiziği, Newton Fiziğini pataklamış, yeni fiziğin alâmet-i farikası haline gelen Schrödinger’in Kedisi de Newton’ın elmasını ham yapmıştır.

 

İşin lâtifeye dair olan bu kısmından sonra, konuya ciddi olarak ve üstelik de damardan giriyoruz efendim.

Çok kısaca ve olabildiğince de teknik açıklamalara başvurmadan ilerlemeye çalışacağım.

Öncelikle; kuantum evren (atom altı parçacıkların düzlemi, mikro cosmos), Newtonian evren (gündelik hayatımızın, sağduyunun dünyası, sıradan dünya) ve genel rölativitenin geçerli olduğu en büyük ölçekli, galaktik kümelerin evreni (makro kosmoz) gibi 3 farklı varlık düzlemine tekabül eden varlık dairelerini belirleyen / domine eden yasaların farklı olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

En iyi bildiğimiz sıradan dünyamızda sağ duyu hakimdir. Sağ duyu demek determinizm (belirlenimcilik) demektir, sonuçların sebepleri takip etmesi demektir, kestirilebilirlik demektir, tahmin edilebilirlik demektir, muayyeniyet (muayyen şartlar altında muayyen sebepler muayyen neticelere yol açarlar) demektir. Kuantum evreni ise mutlak surette sağduyuya aykırıdır. Yani, kuantum evrende determinizm söz konusu değildir, sonuçlar sebeplerden önce gelir, gelişmeler kestirilemez, muayyeniyet geçerli değildir. Galaktik kümelerin temsil ettiği makro kosmozda ise genel rölativite geçerlidir ve orada da, kuantum evrendeki kadar olmasa da sağduyuya aykırı olgular / süreçler vardır. Yeri gelmişken buna bir örnek vermek isterim. Yapılan son astronomik gözlemlerin matematik modellemeleri, bazı galaktik kümelerin yaşının, parçası oldukları ve en fazla onunla aynı yaşta olabilecekleri evrenin yaşından çok daha büyük olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Bu, kozmolojinin halen çözemediği sıkı bir paradoks, belâlı bir dilemmadır.

Kuantum evren, gündelik dünyamızın yapı taşıdır, esasıdır, temelidir. Esası, temeli olan kuantum düzeyi indeterminist (neden – sonuç ilişkisinden bağımsız) olan, sağduyuya aykırı olan, nedenselliğe / causality'ye uymayan dünyamızın nasıl olup da sebep – sonuç ve belirlenimci ilkelere göre çalıştığı bilim insanlarıyla felsefecilerinin halen cevap bulamadıkları çok büyük bir muammadır. Bu yüzden de kuantum evrenle gündelik yaşantımız, sağduyuya uygun çalışan dünyamız arasında şuna benzeyen paralellikler / analojiler kurulmaktadır: kuantum evrende bir olay, başka kaç olası olaya neden olabilecekse, işte onların hepsi aynı anda oluverir. Meselâ, bir elektron, çekirdek etrafındaki olası milyarlarca konumunun her birinde aynı anda bulunur. Şu var ki, elektronun bir noktada bulunma olasılığı meselâ %88.99 iken, diğerinde bulunma olasılığı söz gelimi % 0.00000390007 olabilir ve bu olasılıklar kümesi neredeyse milyonlarca, milyarlarca ve belki de trilyonlarca ihtimali içerir.

Şimdi, atomaltı evrendeki bu kuantum olgusunu gündelik yaşantımıza uyarlayalım. Diyelim ki 4 arkadaş oturmuş sabaha karşı NBA finalini izliyor olsun. Kuantum evrenin kanunları gündelik dünyamızda da geçerli olsaydı, hayatımızda her biri şu ya da bu olasılık yüzdesine göre tek başına gerçekleşmesi gereken bütün devam yolları aynı anda gerçekleşirdi. Yani; maçı sonuna kadar neşe içinde izleme, kavga ederek dağılma, bazısının izlemesi ve bazısının uyuklaması, bazısının yarıda bırakıp eve dönmesi, birisinin cinnet geçirip intihar etmesi, birisinin cinnet geçirip herkesi öldürmesi, birisinin  cinnet geçirip diğerleri tarafından hastaneye kaldırılması, kızların çağırılıp alem yapılması, kızların çağırılıp birlikte finalin izlenmesi, kızların çağrılıp yarısının alem yapması, yarısının maçı izlemeye devam etmesi, eve göktaşı düşmesi, deprem olması, yangın çıkması, kentte bir nükleer bomba patlaması, bir seri katilin evi basıp katliam yapması, evdekilerden birisinin lotodan 67 milyon dolar kazandığını öğrenmesi, evdekilerden birisinin yakınlarının başına bir felâket geldiği bilgisini edinmesi, süper bir mikro organizmanın evdekileri enfekte ederek yok etmesi, maçın, terörist bir saldırı yüzünden  iptal olması, maçın oynandığı stadyumdaki tribünlerden birisinin çökmesi, maçın oynandığı salona meteor düşmesi, maçın oynandığı salonda yangın çıkması, salondaki insanların süper bir virüs tarafından enfekte edilerek oracıkta toptan ölmeleri ilnh....gibi sayılamayacak denli çok devam yolu aynı anda oluverirdi. Bir başka ifadeyle, maçı izleyen o 4 kişi, şayet kuantum prensipleri gündelik hayatınızda da geçerli olsaydı, yukarıda sadece bazılarını dillendirebildiğim milyarlarca ihtimali, bu devam yollarını temsil eden kuantum dalga denklemlerinin aynı anda ortaya çıkması yüzünden aynı anda yaşarlardı.

Kimisinin gerçekleşme olasılığı meselâ % 95.9, kimisinin ki ise sözün gelişi % 0.00000008000189 olan milyarlarca hali aynı anda yaşamanın nasıl bir şey olduğunu bana sormayın, buna cevap veremem. Zaten bu soruya ne Einstein ve ne de yaşayan bilim insanlarının en parlağı ve çağdaş Einstein olarak kabul edilen Stephen Hawkings cevap veremediler. Bazı bilim ve felsefe insanları; kuantum kuralları bizim gündelik dünyamızda da cari olsalar bile, buların garip, sıra dışı, sağduyuya aykırı tesirlerini hissetmeme nedenimiz olarak; bizden ve parçası olduğumuz koordinatlardan daha üst boyuttaki bir varlığın, meselâ mekânda 9, zamanda ise 2 boyutlu olmak kaydıyla toplamda 11 boyutlu bir uzay-zaman sürekliliğinde yaşayan ‘her şeyi bilen – gören – idare eden’ bir Kaadir-i Mutlak, bir ‘super being – omnipotence – almighty’ varlık tarafından gözleniyor olabileceğimizi iddia etmektedirler. Bu teoriye göre, o üstün varlık, yaptığı gözlem sayesinde, kuantum gerçekliğinin gündelik hayatımızda yol açabileceği anormalliklerin, anomalilerin ortadan kalkmasına yol açmaktadır.

Zor, hatta çok zor bir konuyu, teorik temellerine zarar vermeden ve olabildiğince kuramsal bir dil kullanmamaya çalışarak, büyük kısmı konuya yabancı olan okura bilimsel referanslarla mutabık olarak aktarmanın ne denli zor olduğu ortadadır. Bu metinde, öyle umuyorum ki, bu konuda çok falso yapmamışımdır.

Bu konu, okurunu çok karmaşık, çok heyecanlı, çok verimli tartışmaların ortasına atacak mahiyettedir. Bu yüzden de, bu temayı işleyen daha doyurucu, daha kuşatıcı yazıların da bu mecrada paylaşılacağını umuyorum.

Can Nizamoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 291
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1286
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster