Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '11

 
Kategori
Spor
 

Sebep Ferrari değildi

Dün Dolmabahçe’de her birinin senaryosu pekâlâ uzun metrajlı bir film için yeterli olan ve birbirinin devamı şeklinde çekilen üç kısa film izledik; başrollerde sırasıyla Dia, Ekrem ve Ferrari’nin oynadığı. Bu üç filmdeki esas oğlanların ilk ikisi iyi, sonuncusu kötü adamı canlandırdı ve finalde son sözü söyleyen son yılların rakipsiz jönü Alex oldu.

Kırılma anları her zaman ilgi çekici olmuştur ve futbol takipçileri olarak bu anlara adeta bayılırız. Zira bu anlar bize bolca konuşma fırsatı verir ve futbolun, üzerinde herkesin hemfikir olduğu nadir durumlarından biridir. Fakat bu anlara her maçta tanık olmayız. Dünkü derbideki gibi birden fazla kırılma anının tek doksan dakikaya sığması ise son derece ender görülür; hele bir de bu anlar bir çağı kapatıp diğerini açacak kadar keskin ve önemliyse.

Beşiktaş

Maçta Beşiktaş’ın bir şekilde öne geçip, gol için saldıran rakibini de savunmada az adamla yakaladığı ve bu şekilde ilave gol umutları verdiği bir anda Ferrari’nin sahneye çıkarak adeta bir çuval inciri berbat etmesi nedeniyle darağacını kurmak ve İtalyan oyuncuyu idam etmek akla gelen ilk düşünce. Fakat büyük resme bakıldığında Beşiktaş’a maçı kaybettiren bu bireysel hatadan ziyade, siyah beyazlıların sahada on kişi kaldıktan sonra, adeta böyle bir vesile bekliyormuşçasına, oyunu bir diploma gibi tüm yetki ve sorumluluklarıyla rakibe teslim etmeleriydi. Çünkü bundan önce de sayısız takım sahada on kişi kaldı fakat hiç birinin gardı bu kadar kolay düşmemişti.

Beşiktaş’ın kadrosunun skoru korumaya yatkın olmadığını savunabilirsiniz fakat bu kimin sorunu? Veya “hücuma dönük” Beşiktaş’ın son beş maçta rakip fileleri sadece 5 kez havalandırması ve bu maçlardan sadece 1 puan çıkarması başlı başına bir çelişki değil mi?

Beşiktaş’ın puan kaybettiği her maçtan sonra bu duruma Guti’nin eksikliğinin, Quaresma’nın yokluğunun veya derbide olduğu gibi bir oyuncunun kırmızı kart görmesinin neden olduğunu savunmak aslında kendi içinde bir tespiti barındırıyor: Beşiktaşlı oyuncular oyuna ve birbirlerine sadece pamuk ipliği ile bağlı ve bu bağların kopması için bir meltem dahi yeterli.

Fenerbahçe

Aynı açıdan bakıldığında Fenerbahçe, sezon başında rakibi ile benzer sorunları yaşamasına karşın özellikle devre arası kampı ile takım içi bağları sağlam halatlarla güçlendirmeyi başarmış ve bu özellik sayesinde hem bireysel performansları yukarıya taşımış hem de Emre, Gökhan hatta Alex gibi kilit isimlerin yokluğunda dahi maç kazanmayı başarmış bir ekip. Nitekim sezonun ilk yarısında öne geçtiği maçlarda puan kaybetme özelliği ile sert eleştirilere maruz kalan sarı lacivertlilerin ikinci yarıda sadece Beşiktaş karşısında değil iki hafta önceki Manisaspor maçında da geriden gelerek üç puanı alması tamamen bu takım içi dengenin geçmişe kıyasla daha iyi sağlanması ile ilgili.

Fenerbahçe açısından hâlâ giderilmesi gereken eksiklikler önde olunan dakikalarda rakibe net pozisyon verilmesinin ve geriye düşüldükten sonra savunma güvenliğinin tamamen elden bırakılmasının önüne geçilememesi. Fakat bu anlarda önce Almeida’nın kaçırdığı net pozisyon sonra da kazanılan penaltı, sarı lacivertlilerin kaybolmaya yüz tutmuş özgüvenini tekrar gün yüzüne çıkardı ve bu andan itibaren sarı lacivertlilerin, gardı düşmüş rakip karşısındaki oyunu tam anlamıyla kusursuzdu.

Bir Tespit

Bu maçtan çıkarılacak bir önemli sonuç da takımı güçlendirmek adına devre arasında önemli transferler yapan fakat bu transferlerin takım içi uyumu son derece olumsuz etkilemesi nedeniyle tabiri caizse Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olan Beşiktaş’ın değil devre arasını yeni oyuncu almak yerine mevcut yapıyı güçlendirmek için değerlendiren Fenerbahçe’nin yaptığının doğru olduğuydu.

Sonuçta doksan dakika boyunca bize zamanın nasıl geçtiğini fark ettirmeyen ve Beşiktaşlıların üzüntüsünü, Fenerbahçelilerin de sevincini arttıran unsur maçın doksan dakika içinde iki kez el değiştirmesiydi. Her zaman olduğu gibi, hakem kararları veya futbolcu performansları ile karşıt görüşlerin dile getirilmesine fırsat verecek keyifli ve heyecanlı karşılaşmada sanıyorum tartışmaya açık olmayan tek durum rakibine nazaran takım içi bağları daha güçlü olan, daha organize bir görüntü veren ve sonuçta kazanmayı hak eden tarafın üç puana uzanmasıydı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bence e büyük sebepti.

selçuk çetinkaya 
 14.03.2011 19:47
 

Hakemi Besiktasli gozuyle degerlendirirsen yanilirsin.Ilk 15 dakikada Ekrem'i oyundan atmayacak ya da Ferrari'nin atilmasindan bikac dakka once Lugano'yu yaka paca indirmesine penalti vermeyecek kac hakem taniyorsun? Aslinda cok ornek var bu ikisi yeter umuyorum.Ama suna inaniyorum eger sen hakem olsaydin o macta Besiktas kesin galip gelirmis!!!

en iz 
 23.02.2011 14:01
 

30. dakikadan sonra 11 kişi ile gardı düşen fenerbahçe değil sanki. Bir de fener maçı hak etti diye yazıyosunuz

ahmet ünal 
 23.02.2011 8:56
 

hakemi gorebilen(!) besiktasli arkadaslar, karabuk macinda karabukun verilmeyen 2 penalti,2 kirmizi kart uzerine kendi golunuzun verilmedigini soyleyebilen taraftar grubu, fener macinda o dakikaya kadar ekremin kirmizi kart gormus, daha onceki pozisyondan fenerbahcenin penalti atmis olmasi gerekiyordu!! Bunlari es gecip konusabilmek de marifet degil!!

Afsin OZPINAR 
 23.02.2011 7:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 767
Toplam yorum
: 416
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1445
Kayıt tarihi
: 11.11.07
 
 

Çoğu çocuk gibi ben de futbolcu olmak istedim, olmadı. Bu oyundan kopmamak adına üniversite yılla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster