Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '14

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
482
 

Sebeplere sarılmak

Sebeplere sarılmak
 

Sebep, fırsat, vesile, olanak, imkân, tecelli, önoluşum, sur. Araç, elçi, öğretici, eğitici, yardımcı, yardım eden, eşya.

Mutlak tek bir yaratıcıya inanlar için her bir oluşumun asıl faili Cenabı Allah (c.c.)’tır. Bu kaçınılmaz bir realitedir. Ne var ki, yine Halik (c.c.) olan Allah, olayların meydana gelişlerini sebeplerle ilişkilendirmiştir. Ve bu süreç böylece devam edecektir. “O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı"… O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. " (Alâk Sûresi –2. 4.5)

Gerek inanç merkezli ve gerekse dünya sahnesinde gerçekleşmekte olan hadiselerin tümü sebeplerle gizlenmektedir. İhtiyaçların giderilmesi için temin edilen yiyecek ve içeceklerin gerçek kaynağı ‘Rezzak’ olan Allah (c.c.)’tır. Ancak, çalışıp çabalayan, ekip biçen, mutfağını hazırlayıp sunumunu yapan insandır. Yağmuru yağdıran Cenabı Allah’tır, aracı melek Mikail’dir, oluşum sebepleri doğa olaylarıdır. Bebeğin dünyaya gelişinde mutlak yaratıcı ‘Muhyi’ olan Allah’tır, aracı olan anne ve babadır. Hastaya şifa veren ‘Şafi’ olan Allah’tır, sebepler sağlık görevlileri ve ilaçlardır. Ölümü mutlak kılan ‘Mümit’ olan Allah’tır, aracı melek Azrail’dir, sebepler bazen hastalıklar, kimi zaman kazalar, kanun uygulayıcıları ya da katleden insan yahut farklı canlılardır. Sıkıntıları gideren ‘Fettah’ olan Allah’tır, ancak sebepler yardımsever bireyler olabilmektedirler. İlimlerin membası ‘Âlim’ olan Allah’tır, aracısı kimi zaman peygamberler, kimi zaman bilim insanları, kimi zaman öğretmenlerdir. Adaletin gerçek sahibi ‘Adl’ olan Allah’tır, ancak bu hükmü dünya sahnesinde yerine getiren aracılar, adalet mekanizmaları makamlarında oturmakta olan görevli hukukçulardır. Koruyup kollayan, gözeten, esirgeyen ‘Hafız’ olan Allah’tır ve fakat yaşam koşullarında bu görevi üstlenmiş olanlar çoğu zaman güvenlik güçleridirler. Kâinatın sahibi ‘Melik’ olan Allah’tır, ancak gerek manevi gerekse maddi hükmetme yetkisi olanlar hükümdarlar, devlet başkanları vb. dırlar.

Benzeri örneklemeleri, denklemleri çoğaltmak olasıdır. Dahası yazmakla sonlandırılamaz. Her bir oluşumun asıl merkezinin Cenabı Allah (c.c.) olduğunun bilinci ile sebeplere sarılmak kaçınılmazdır. Bu realite yaşamın bir gerçeği, olmazsa olmazıdır. Kesinlikle acizlik değildir. Kaldı ki insan ihtiyaç sahibidir ve de sebeplere, aracılara, vesilelere, yardımcılara gereksinim duyması da son derece olağandır.

&&&&
Bu anlatıma başka bir açıdan bakıldığında şöyle bir yanlış algı ile karşılaşılmaktadır. “Allah’tan başkasına güvenme. O’ndan başkasından yardım bekleme”. Allah’ın varlığına inanmakta olanlar için zaten başka bir anlayış yoktur ki. Aksini düşünen yok. Ve fakat bu söylem “ benden bir yardım bekliyor isen hiç boşuna niyetlenme, benden sana fayda yok”. Anlamını taşımakta ise bu mantaliteye diyecek birkaç sözümüz olacaktır. Olanaklar, yetki ve yetiler, yapabilirlik sınırları dışında talep edilen dileklerin gerçekleştirilemeyecek olması bilinci ile söylenmiş bir söz ya da takınılan bir tavır olması durumunda kötü amaçlı olmadığı kabul edilebilir. Ancak “bir düşünelim, araştıralım, olabilirliğine bakalım” denilebilir ki, iyi niyet göstergesi budur aslında. Diğer taraftan bu söyleyiş ,“benden bir halt olmaz, sen başının çaresine bak”, anlamına gelmekte ise işte bu noktada sorun var, demektir. Düzeltilmeye, tedaviye yahut ceza yaptırımına tabiidir.

Bu yaklaşımın inançlı olduğunu iddia eden bireyler cephesinde var olması bu kişilerin apaçık “ben inandığım Allah’ın niteliklerinden hiçbir kazanım elde edememişim” anlamını taşır ki, eyvah ki eyvah! O zaman sizler ‘çamur’ kalıbı içerisinde koskocaman birer yalansınız. Taşın, görülmeyen havanın, rüzgârın bırakın dostu düşmanın bile yararı varken sizler ne işe yararsınız? Dahası var olmanızın “sebebi” nedir? Bu soruyu kendi kendinize sorma gereksinimi duydunuz mu? Zannetmiyorum. Çok yazık.

Konu biraz daha içsel değerlendirilecek olursa şöyle bir başlangıç ve netice ile karşı karşıya kalınır; “Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu” (Bakara Suresi 34.). Bir zamanlar meleklerin lideri olan İblis, Ya Rabbi seni kabul etmiyorum, demedi. Ne dedi? Ben, Âdem (a.s.)’i kabul etmiyorum, dedi. Ve lanetlenmek suretiyle huzurdan kovuldu. Bu söyleyiş aynı zamanda, “la ilahe illallah” derim ancak, “Muhammeden Resullulah” demen, anlatımının karşılığıdır. Muhammed (a.s.)’i kabul etmek, diğer bir ifade ile sebeplere sarılmak, Allah’tan başkasından birinden ya da bir şeylerden beklenti içerisinde olmak anlamını mı taşımaktadır? Ama ben öyle demek istemedim! Ne demek istiyorsunuz o halde? Konuştuklarınızın, tavırlarınızın farkında değil misiniz? Benzerliklerinizi zihninizde değerlendirin bakalım ve kabullenmemekteki inadınıza devam ediniz.

&&&
İnsan, sosyal bir varlıktır. Diğer canlılardan üstünlüğü ise akıl sahibi olmasıdır. Sosyal olmak, toplumsal duyarlılık içerisinde olanakları ve becerileri ile eşdeğer yararlı olabilmek, anlamına gelmektedir. Hele ki, “ben inançlı bir bireyim” deyip, kasıla kasıla yaşanılmakta ise. “Hep bana Rabbena” mantıksızlığını kendisine ölçü kabul etmek değildir, inanç sahibi olmak. Maneviyatınız var ise maneviyatınızı paylaşacaksınız. Bilginiz var ise ilminizi paylaşacaksınız. Ekmeğiniz var ise ekmeğinizi paylaşacaksınız. Dahası sıkıntılarınız var ise dertlerinizi paylaşacaksınız. Dengeli ve ölçülü olmak koşulu ile “paylaşımcı” olmaya karar verip gereğini yerine getireceksiniz. Toplumlar içerisinde ekonomik gelir dağılımlarındaki uçurumların, bununla birlikte her bir sahada karşılaşılan haksızlıkların ve adaletsizliklerin kaynağında “ölçülü paylaşım”daki mantık ve mantalite yoksunluğu yer almaktadır.

Bildiklerimizi anlatacağız. Olanaklarımızı dağıtacağız, seferber edeceğiz dahası. İhtiyaç sahiplerine destek olmaktan kaçınmayacağız. Hiçbir şey yapılamıyorsa güler bir yüz, tatlı bir tebessüm, pozitif bir yaklaşım olmalıdır.

&&&&
Bu makale içeriği ile İslam toplumlarının yöneticiliğini yapmakta olan görevli ve de yetkililerden öte, inancının gereğini yerine getirme çabasında olan ya da olmayan “Ben Müslüman’ım” iddiasında bulunan her bir birey için yazılmıştır. Her ne kadar tepede görülmekte iseler de yöneticiler en son aşamadır.

“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez”.  ( Rad 11.) “Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir”. (Enfal 53.)

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şu "şair ve yazar" sözcüklerini yazmasanız, bence daha iyi olmaz mı ? Dilinize sağlık...

Abdülkadir Güler 
 16.04.2014 13:54
Cevap :
olur elbette, neden olmasın.:) teşekkürler, sevgi ve saygılar...  16.04.2014 21:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 590
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 492
Kayıt tarihi
: 07.09.13
 
 

Şiiri, yazmayı seviyorum..hepsi bu kadar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster