Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '08

 
Kategori
Yemek - Mutfak
Okunma Sayısı
3333
 

Sebzenin keşfi...

Sebzenin keşfi...
 

Benim gibi yemek yemeyi de yemek yapmayı da çok sevenlerden misiniz? Öyleyse ilginizi çekecek bu küçük arştırmam. Hani, bilen var bilmeyen var, merak eden, etmeyen var. Ben merak edenlerdenim.
Domates, patates, patlıcan, prasa, biber kısaca şu sebzeler, nasıl olmuşta yemeye karar vermişiz. Pek tabii okadar eski tarihlere ulaşmam imkansız. Bize bu sebzelerin yenilebilirliğini- canları pahasına-kanıtlayıp, miras bırakan atalarımızı saygıyla anıyorum efendim.

1893 yılında mahkeme, sebzelerle birlikte saklanıp yenildiğinden onu sebze diye sınıflandırmıştır. Domatesin ilginç
bir tarihi varmış. Bolivya ve Peru da yabani sarı renkli bir domates türü bulunmuş ve sonra Meksikada yetiştirilip, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfinden sonra Avrupa'ya gemilerle gönderilmiştir.(Bu arada Kristof Kolomb'un keşiflerinin yerli hakla getidiği acılardan başka bir yazıda bahsedeceğim). İtalyanlar sarı renginden ötürü onu altın elma olarak adlandırmış, ama çok geçmeden kırmızı türleri ortaya çıktı. Domates Amerika'da ilk defa Thomas Jefferson tarafından yetiştirilmiş. Ama pek çok insan zehirli olduğuna inanarak yemeyi reddetmiş, ta ki 1900'e kadar. Uzun zaman önce, pek çok Avrupalı için aşk elmasıymış, çünkü insanları romantik yaptığına inanılıyormuş.

Alçakgönüllü sebzemiz patates ise, nasıl olduysa ilk olarak Amerika kıtasında yeşermiş. İnkalar ona tanrısal bir anlam yüklemişler. İspanyol istilacılar Güney Amerika kıtasında bugün Peru olarak bildiğimiz ülkeyi işgal ettiklerinde İnka hazineleri kadar patates de dikkatlerini çekmiş. Keşif ve istilanın başındaki kumandan Pizzaro, tamı tamına 1535 yılında patatesi İspanya kralına takdim etmiş. Ne var ki kral hazretleri bu tanıştırmadan pek hoşlanmamışlar.
Bundan yaklaşık elli yıl sonra, bu kez bir İngiliz soylusu, Sir Walter Raleigh, Virginia'da patatesi yeniden keşfetmiş. İngiltere'ye getirmiş. Patates burada halk arasında ciddi bir ilgi görmüş.
Zamanla önce İtalya'da, sonra da Almanya, Rusya ve Fransa'da patates tarımı başlamış. Ancak İngiltere'nin aksine, buralarda patatese bir hayvan yemi muamelesi layık görülmüş. Bir de patates yetiştirilen bölgelerdeki köylüler yemeklerini yapmışlar bu sebzenin.
Patatesi bugünkü burjuva mutfaklarına kabul ettiren adam, bir Fransız kimyacısı, Antoine Augustin Parmentier'dir. Aynı zamanda Fransız ordusunda subay olan Parmentier, patatesin faydaları üzerine ciddi araştırmalar yapmıştır.

Yüzyıllar sonra Avrupa, patatesi bir kez daha ve bu kez Amerikalılar aracılığıyla keşfetti ve sebzemiz fast food adı verilen kültürün başrol oyuncusu oldu.

Patatesin besleyiciliği hakkında spekülasyonlar çok. Fazla kilolu olan kişilere ''patates çuvalı gibisin'' denmesi basit bir benzetmeden kaynaklanmıyor. Bu sözlerde patatesin şişmanlattığı iması da yer alıyor. Oysa patates hiç yağ içermez. Orta boy haşlanmış ya da fırında pişirilmiş bir patates sadece 100 kalori verir. Buna karşılık patates lifli bir besindir. Bir C vitamini ve B6 vitamini deposudur. Demir de içerir.


Pırasanın tarihi pek eskilere uzanıyor. Eski Mısır halklarının ve de İbrânîler’in pırasa yetiştirdiği; Romalılar’ın da pırasayı pek sevdiği biliniyor. Bir rivayete göre ünlü İmparator Neron, sesi açılsın diye sofrasından pırasayı pek eksik etmezmiş.

Pırasanın serüveni dallı budaklı. Şöyle ki, pırasayı Gotlar İngiltere topraklarına taşımış. Pırasa, İngilizlerin gözdesi zâten. Fransa’da ise, kendimizi bildik bileli çorbalık sebzeler listesinde baş sıralarda yer alıyor. Akdeniz bölgesinde doğal olarak yetişmesi, bizim açımızdan tam bir nimet. Dolayısıyla, pırasanın Balkan ülkeleri ile Türk mutfağındaki yeri fevkalâde önemli.

Bazı sebzelerin tarih hikayelerini bulamadım. Ama meyve konusu da ildinç. Ağaçlar henüz çiçek açmış, meyveler olgunlaşıp, pazarda, reyonda yerini alır almaz tarihi bilgileri aktaracağım. Meraklısına.




Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Amma renkli tarihmiş. Genel kültürüme ekledim bu bilgileri... Kırmızı et ne zaman keşf edilmiş:)) Soğuk memleketlerde kırmız et varken kimse sebzenin yüzüne bakmaz. Sevgilerimle

murat ertaş 
 16.03.2008 13:45
Cevap :
Hımmm o taş devriyle başlamış olabilir... Hemen araştırayım. Sevgiler arkadaşım,  16.03.2008 15:08
 

yapmaktan çok yemeyi seven biri olarak gecenin bu saatinde acıktığımı farkettim :))

beenmaya 
 16.03.2008 1:14
Cevap :
Yaa bazan gece kalkıp börek, kek yapan biri olduğum için gece yiyecekli konulardan uzak durmaya çalışırım ben de:9 sevgilerimle arkadaşım  16.03.2008 13:14
 

SEVGİLİ ÖZLEM..(Eylül-1) SEBZENİN KEŞFİ YAZINIZ,TAM BENİM EKOLÜMDE BİR YAZI TÜRÜ OLMUŞ...TEBRİKLER..!!! BÖYLE GÜZEL ve FAYDALI YAZILAR (MB)BLOG için ÇOK ÇOK GEREKLİ..!!! TEŞEKKÜRLER..!!! NECİP KÖNİ - İZMİR/TR

Necip Köni - Adana / TR 
 15.03.2008 21:31
Cevap :
Çok teşekkür ederim arada bilmediklerimi araştırıp paylaşmak gerek diye düşünüyorum. Sevgilerimle  16.03.2008 1:07
 

yemek konusunu güzel yazmısınız. herkesin yemek kültürü farklı olabilir. ancak yemekleri bulmak çok zor olmuştur.cafer akın

Cafer Akın 
 14.03.2008 23:59
Cevap :
:) evet doğada herşey var ama bunları nasıl kullanabileceklerini öğrenmek bayaa zahmetli olmuştur sanırım. Sevgiler  15.03.2008 11:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 2077
Toplam mesaj
: 290
Ort. okunma sayısı
: 849
Kayıt tarihi
: 19.05.07
 
 

 Ama hayatın farkındayım. Hem güzel, hem acı. İyi midir farkında olmak? Yoksa iyi midir farkında ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster