Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
425
 

Seçim'07: Demokrasi kazandı, antidemokrat "sol" kaybetti

Seçim'07: Demokrasi kazandı, antidemokrat "sol" kaybetti
 

AKP'nin barajla mücadele ettiği iddiası ile başlayan, AKP'ye verilecek oyların PKK'ya verilmiş sayılacağı, oy verenlerin cehennemlik olacağı beyanatlarıyla devam eden seçim dönemi, beklenmedik bir şekilde neticelendi.

Elbette son üç gün öncesine kadar beklenmedik bir netice. Çünkü seçime üç gün kala Tarhan Erdem'in yöneticiliğini yaptığı KONDA araştırma firması tarafından açıklanan sarsıcı tahminler, beklentilerin yönünü değiştirmişti. Gerçi, bu tahminleri manipülasyon amaçlı değerlendiren insanların sayısı oldukça fazlaydı ancak at gözlüğü takanın araştırma firmaları değil anket sonuçlarını kabul etmek istemeyenlerin olduğu seçim sonucu ile anlaşıldı.

Kendi siyasal tercihim (kendimi bildim bileli sol görüşlü olduğumu düşünmüşümdür) açısından seçim sonuçlarının yıkıcı olması gerekirken hiçte bu şekilde yorumlamadığımı hatta memnuniyet verici bir sonuç olarak değerlendirdiğimi söylemek isterim. Buna AKP’ye herhangi bir yakınlık duyuyor olmam neden olmuyor. Bu memnuniyetimin esas gerekçesi Türkiye’nin siyasetinin üzerinde yürüdüğü dengenin demokrasiden yana meyil etmiş olmasıdır.

Yaşım ilerledikçe, siyaseti değerlendirme şeklim sıfatlardan öze doğru dönüşmeye başladı. Eskiden sol bir sıfatın varlığı karar vermem için yeterli olurken, bir dönem sonra siyasetin üst kimliğinin demokrasi, alt kimliğinin ise siyasal tercihler olduğunu fark ettim.

Ve ülkemde kitlesel “sol” partilerin demokrasi ile ilişkilerinin çarpık olduğunu hissetmem bende hala siyasal anlamda doldurulamamış bir boşluk yarattı. Özellikle son üç yıl içerisinde gerek CHP’nin gerek DSP’nin, toplumda daha fazla özgürleşmeye yol açacak, demokrasinin sınırlarını genişletecek, bireyi ve toplumu devletin önüne koyacak, yerel özellikleri evrensel değerlerle kucaklaştıracak politikaları ortaya koyamamak bir yana, bu politikaların karşısına bir direnç noktalarına dönüştüğüne tanık oldum.

Özellikle bürokrasi içinde ve toplumun gerici odaklarında değişime yönelik tepkilerin sözcüsü olmayı muhalefet etmek zanneden partilerin önder kadroları, önceleri radikal çevrelerce dile getirilen (ben kavramı ilk olarak Doğu Perinçek’in önderliğini yaptığı İşçi Partisinin dile getirdiğini duydum) “ulusalcılık” adı ile pazarlanan garip bir politikada rol almakta herhangi bir engel görmediler.

Elbette burada sorun yürütülen kampanyanın adı ve kullanılan kavramlar değil bu kavramların arkasında gizlenen hedeflerdi. Oldukça saf bir isim ve geniş kavramlarla örgütlenen bu politika’nın Türkiye’ye çizdiği profilin sol politika ve değerlerle hiçbir alakasının olmaması “sol” partiler, yöneticileri ve kör taraftarları tarafından hiçbir değerlendirilmeye tabi tutulmadı.

1999 seçimlerine Blair’ci bir eda ve Ricky Martin ezgileri ile, küreselleşme ile barışık, yabancı sermaye ile dost politikalara soyunan Baykal, o politikalar ile meclis dışında kalınca, bu kez ters cepheye uzanıp içine kapalı ve 3. dünyacı politikaları sol adına benimsemekte zorlanmadı. Elbette zaten hiçbir zaman hizipçi kimliğinden sıyrılamayan Baykal tüm tutarlılığını ve samimiyetini de kaybetti.

Ve tüm bu yalpalamalar sonucunda ulaşılan nokta, solun tüm evrensel değerlerinden kopuk, toplumun değerlerine kapalı, kör milliyetçiliğe saplanan, devlet kurumlarının sözcüsü ve imtiyazcı bir parti olmak oldu.

Seçimden sol adına elde edilecek sonuç, seçimden öncede dile getirilen ama seçim sonucu ile daha kolaylıkla ortaya çıkan, CHP artık devletçi ve tutucu bir merkez sağ partisi olduğudur.

Siyasette, yeniden demokrasi, eşitlik ve özgürlük temelli, toplumu ve bireyi ön plana alan bir sol anlayışın örgütlenmesi gerekmektedir. Bu hareket AKP’yi neden değiştiği için değil neden az değiştiği ve neden sosyal politikaları ve eşitliği sağlayıcı yönde değişmediği için eleştirilmelidir.

Sol cemaate garip gelen bu önerilerime bir tanesini daha ekleyerek yazımı tamamlamak istiyorum. Türkiye’de evrensel bir sol politikanın hayat bulabilmesi için destek alınabilecek kesim CHP’nin mevcut tabanı değil, AKP’yi oy veren geniş halk kesimidir. Çünkü sol politikalar değişimi, reformu, gerekirse devrimi öngörür ve bu ülkede değişimi talep eden halk kesimi CHP’ye oy verenler değil, AKP’ye oy verenlerdir.

Bu ülkede solun tabanı olabilecek geniş bir kesimin desteği ile sağ muhafazakâr bir parti iktidar olabiliyorsa, bunun ana sebebi solun, sol olmadan önce demokrat olunması gerektiğini unutmuş olmasıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Türkiye'de solun tekrar etkin olabilmesi için güçlü bir lidere sahip olması gerekiyor... Yani Deniz Baykal gibi aman güçlü imajı çizeyim diye kendini nereye atacağını bilmeyen tavırlar yemiyor artık. Deniz Baykal kendi partisinin zıttı bir görüşe sahip gruplarla birarada bulunarak onları oyunu toplamaya çalıştı. Yaptığı hesap tutmadı. Çünkü onları kendi grubuna yakın tutayım derken, onların görüşünü benimsedi. Yani kavgacı, olduğu yerde sadece boş muhalefet yaparak ilerlemeye çalıştı. Ama olduğu yerde adımladı. Kişisel görüşüm AKP'nin karşısında MHP'nin meclise girmesi bana çok itici gelmiyor. En azından Baykal'dan daha iyi bir muhalefet olur.

Hoşsada 
 23.07.2007 11:42
Cevap :
Sevgili Seda, açıkcası ben solun sorununun liderlik olduğunu zannetmiyorum. CHP'nin 90'li yılların başından itibaren çekildiği konum bence sol bir konum değildir ve zaten bu süreçte partideki solcuların önemli bir kısmı tasfiye edilmiştir. Pari şu an politbüro denilen yaşı 70 ile 80 arasında değişen hizipçi, siyaset deyince partiyi elde tutmayı anlayan kişilerce yönetilmektedir. Topluma yönelik siyaset ise sırtını devlete dayanarak yapılmaktadır. Bence CHP ideal bir merkez sağ partidir. Bu niteliği de bence değişmeyecektir. Ben yoksullarla, etnik unsurlarla, inançlılarla yan yana duran bir parti özlemi duyuyorum ama yine uzunca bir süre böyle bir oluşum olcağına dair bir umut taşımıyorum. Yani kaderimiz bir nebze AKP'nin becerebildiği kadarıyla demokrat olabilmesine bağlı. Ama emin olabilirsin ki, bu çabayı CHP'den daha fazla gösterecektir. Yok o da gösteremezse, işte o zaman yandık. MHP'ye gelince, bence yangına benzin dökmeye benzer bir işlevi olacaktır. Kolay gelsin,  31.07.2007 13:33
 

Genel olarak yazdıklarınıza katılıyorum ancak ne AKP yi ne de AKP nin tabanını veya ona oy verenleri solcu olarak tanımlamam mümkün değil. AKP kesinlikle sağcı ve muhafazakar bir parti ancak ülkemizdeki sola yatkın kesim o kadar çağın gerisinde kaldı ki, AKP ye gönül verenler bile onları geçtiler. Bütün bu olan ve bitenler 84 senedir körü körüne sürdürülen devletçi ve laik eğitim sistemimizin sonucudur. Türkiye maalesef bu eğitim sistemi sonucunda bir paradokslar ülkesi haline dönmüştür. Muhafazakarların bile sol geçinenlerden daha ilerici, daha devrimci olduğu başka bir ülke yoktur muhakkak. Aydınlar dediğimiz kesim maalesef Türkiyenin önünü karatmaktan başka bir şeye yaramıyorlar. Yazık çok yazık, ben uzun yıllardan beri artık solcuyum diyemiyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 23.07.2007 10:21
Cevap :
Görüşlerine katılmamak mümkün değil sevgili matilla. en çokta muhafazakarların sol geçinenlerden daha ilerici olduğu söylemine. TV programlarında, tartışmalarda muhafazakar fikir temsilcileri nedense artık beni solu temsil edenlerden daha fazla ikna ediyor. Örneğin geçen haftaki neden programındaki türbanlı sosyologa (zannedersem Barbarosoğlu idi soyismi) gerici demeye dilim varmıyor. Eğer ortada bir fundemantalist varsa o da günümüzün devletçi "solcuları". Çok sığ bir modernizim anlayışları var ve gelişmeye tamamen kapalı bir anlayış bu. Ben hala kendimi hala solcu diye tanımlıyorum ama gariptir fikirlerimi ortaya çıkardığımda insanlar beni solcu bulmuyorlar. Ortalıkta bir gariplik var ama nerede bilemiyorum, katkın için teşekkür ederim  31.07.2007 18:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1765
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster