Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
859
 

Seçim'07: İsteseler bile yönetemeyecek yöneticilerin seçimi

Seçim'07: İsteseler bile yönetemeyecek yöneticilerin seçimi
 

Siyaset havuzu bir türlü ısınmaya başlayamadı. Güneşin ani ve erken devreye giren kavurucu etkisi bile seçim atmosferini alevlendirmeye yetmiyor.

Bunu sırf gazetelere, televizyonlara bakarak veya siyasi parti liderlerinin havaya girdiklerini gösteren beyanatlarını henüz duymamış olmaktan dolayı söylemiyorum. Kendi bulunduğum ortamlarda sohbet gündemlerinin, güncel tartışmaların konu başlıkları arasında seçim maddesinin yeterince ön sıralarda olmadığını görmüş olmaktan dolayı söylüyorum.

Ve bunda, insanların oy atsalar bile iktidarı belirleyemeyecek olmalarını hissetmelerinin bir etkisi var mıdır acaba diye düşünüyorum.

Bu durum, şu anda ülkede hissedilen iki cephenin taraftarları içinde geçerli bence. İlk grup olarak, AKP’yi destekleyenleri incelediğimizde, verdikleri oylarla AKP’ye hükümeti kuracak çoğunluk sağlamış olsalar da, (hatta hak etmediği kadar bir çoğunluk) bu partinin kurduğu hükümetle yeterince iktidar olamadığını, ülke yönetimini devletin merkez bürokrasisi ile paylaşmak zorunda kaldığını, hatta bazı zamanlarda merkezi bürokratik yapının bıraktığı boşluk kadarı ile icra edebilecek bir iktidar yetkisine sahip olabildiğini gördüler.

Bu gerçeği, AKP taraftarları veya bu ülkede yeni yeni değişimi talep eden insanlar, belki ilk defa fark etmiş olabilirler ama bu, zaten ülkenin yönetim geleneğinin vazgeçilmez bir kuralı idi. Bu ülkede, halkın seçtiği oylarla hükümet kurma yetkisi alan partilerin, iktidar olarak yapabileceği şeylerin sınırları belirlidir. Bunlarda, devlet kadrolarına taraftarlarını yerleştirmek, üst kadrolara, kendi yandaşlarını atamak, eş, dost ve işbirlikçilere devlet ihaleleri dağıtmak, ucuz, karşılıksız veya verilirken batık olduğu bilinen krediler açmak, devletin olanaklarından bir süreliğine kendi çevrelerinin istifade etmesini sağlamaktır.

Onun dışında bu ülkede siyasetin ve siyasetçinin, dış politika, eğitim, sağlık, ekonomi, sosyal adalet, yargı, yerel yönetim, merkezi yönetim ve güvenlik konularında alabileceği kararlar, daha doğrusu değişime yönelik (iyi ya da kötü yönde) bir politika icra edebilme yetkisi oldukça sınırlıdır.

Günümüze kadar, siyasal partiler genellikle kendilerine bırakılan iktidar boşluğuna razı olduklarından ve bu yüzden de ülkenin sorunlarına çözüm bulamayıp, yalnızca kendilerini iktidara taşıyan güçleri ve kendi yandaşlarının beklentilerini karşılama politikası güttüklerinden, siyaset ve siyasetçi halkın gözünde en anlamsız kurumlardan birisine dönüşmüştü.

Şu an, geçen seçimde AKP’ye oy veren insanlar bu gerçekle karşı karşıya kalmış durumdadır. Beklentilerini yerine getiremeyen, getirme teşebbüsünde bulunsa da engellenen bir parti durumundadır AKP. Ama buna esas gerekçe olan şeyde yönetim mekanizmamızın çalışma şekli ve gelenekleridir. Yani AKP’nin daha güçlü bir destek ve oy oranı ile meclise yeniden dönme talebi bu kesimde yeterince bir şevk uyandırmamaktadır. Çünkü, zamanında %60 oy oranı ile bile meclise giren partilerin, nasıl yönetim geleneğimizce zaptı rapt altına alındığını hatırlamasalar bile, içgüdüsel olarak tahmin etmekte zorlanmıyorlar.

Gelelim diğer grubun toplum psikolojisini çözmeye. Aslında, AKP karşıtlarının, aslen devletin alışkın olduğu tarzda yönetilmesini talep eden insanlarda da, benzer bir yönetmeye muktedir olamayacak olma halet-i ruhiyesini sezinliyorum. İşin kötüsü, bu atmosferin oluşmasında etkili olanın, AKP karşıtı cephenin önde gelenlerinin estirdiği kampanyanın en önemli malzemesi olan komplo teorilerinin etkisi olduğunu gözlemliyorum.

Öyle ilginç hikayeler dile getiriliyor ki, neredeyse biz bu toprakların üzerinde şans eseri ve birilerinin her an vazgeçebileceği rızası ile yaşıyoruz gibi hissi uyandırılıyor insanlarda. Bu ülkede yönetime gelen herkesin ya dönek, ya işbirlikçi, ya hain ya da çok gizli bir örgütün en gizli üyesi olduğunu ve bizler ne yapsak kime oy atsak da, yönetime gelenlerin bir şekilde emperyalizmin, siyonizmin, ya da gizli güçleri bulunan aşiret topluluklarının hizmetine girdiğini, halkına sırtını döndüğünü öğreniyoruz. Bu, çoğu yalan yanlış, çarpık, eksik veya biraz fazla abartılı hikayeler sayesinde, her bildiğimiz gerçeğin arkasında başka bir gerçek olduğu hissine yol açan ve her gelişmeden şüphe duyulmasını sağlayan bu paranoyak siyaset gözlüğü toplumun önemli bir kesimine hâkim olmuş durumda.

Ve yine insanlar verecekleri oyla seçecekleri partinin ve hükümetin, aslında onlar için oynanan yeni bir oyunun aktörleri olduğu korkusunu yaşıyorlar garip bir şekilde ve bu yüzden de sandığa gitmeyi, yeni bir heyecan dalgası olarak hissetmiyorlar. Elbette yönetemeyecek yöneticileri seçmek insanlara heyecan vermiyor.

Elbette ki, bu psikolojileri yaşamayan ve her iki cephede de yer alan, yöneticiler, sözcüler, militanlar ve sempatizanlar var. Ve onlar bahsettiğim yılgınlıktan zerrece etkilenmeden, kendi kurguladıkları siyaset dünyasında zaferlerin peşinde koşuyorlar. Ama benim kastim, hayatı boyunca bir partiye üye olmamış, bırakın aktif siyaset yapmayı bir partinin ilçe binasından içeri girmemiş, tercihlerini siyasi teorilerle değil, hissi düzeyde belirleyen bu toplumun baskın çoğunluğu için. Ve bu kesimler, her bir seçim döneminde olduğu gibi bu dönemde de, siyasetten bir adım daha geriye düşüyorlar. Çünkü bizler hala 21. Yüzyılda siyasetimizi sivilleştirmeyi, onu halkı yönetime katmanın bir aracı yapmayı başaramıyoruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1780
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster