Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '11

 
Kategori
Seçim
Okunma Sayısı
293
 

Seçimin galibi; milliyetçilik

Seçimin galibi; milliyetçilik
 

Seçimden iki beklentim vardı.

İlki AKP içindi.

Giderek devletle haşır neşir olan AKP’nin, özellikle son dönemde girdiği otoriter söylem ve milliyetçi dilinden dolayı, iktidardan düşmeyecek kadar ama ona hata yaptığını anımsatan kısmi bir ceza görmesiydi.

İkincisi ise,

Devlet partisi olma kimliğinden sıyrılma işaretleri veren ve en azından söylemlerinde daha demokrat ve özgürlükçü olmaya çalışan CHP’yi, daha fazla değişim için cesaretlendirecek bir oy oranının çıkmasıydı.

Beklentilerimden ilki gerçekleşmedi. Hatta ters istikamette bir sonuç çıktı ve Erdoğan’ın attığı her adımın onaylandığı sonucu çıkarmasına neden olacak bir oy ortışı yaşandı..

CHP için ise eşikte duran bir sonuç var. Ne cesaretlendirildi ne de cezalandırıldı ve şu an herkes kendi meşrebince yorumlar üretmeye devam ediyor. Örneğin ulusalcı kanat, CHP’nin milliyetçi söylemi terk etmesi ile “Habur vakası” döneminde yükselen ve tavan yapan oyunu kaybettiğini dile getiriyor. Liberal kanat ise ergenekonla bağlarını hala koruyan partinin söylemlerinde ikna edici olmadığını iddia ediyor.

Açıkça söylemek gerekirse, AKP’nin son dönemde girdiği soft milliyetçi söyleme karşılık bu oy düzeyine ulaşması, insana çok fazla umut veren bir durum değil. Başbakan’ın bu tarz bir söylem neticesinde elde ettiği başarı sonrasında, bu söylemi terk edip, yeni bir açılım sürecine yönelmesini beklemek çok mantıklı değil. Türkiye’de Kürt sorununun, Türk milliyetçiliği söylemlerine ve sloganlarına sarılarak çözülmeyeceği açık. Örneğin, “biz olsaydık Apo’yu asardık” söylemi ile barışa giden yolu açmak mümkün değil.

Daha da riskli olan Başbakanın otoriter dilinin ve muhafazakâr zihniyetinin giderek uç vermesi. Bir kitapla bombayı aynı kefeye koyması, elinde taş olan bir protestocunun ölmesini gayet doğal bulması gibi örnekler giderek çoğalabilir. Bunları yeni iktidar döneminin ipuçları olarak görebiliriz.

Seçime tekrar dönecek olursak, AKP’nin %50 oyu hangi sebeplerden aldığına dair iddialar da oldukça farklı. Bunu, AKP’nin hizmet sunma başarısını bağlayanlar var ve bu iddia küçümsenemez. Ama muhafazakâr kimliğin derin devletten gelen tehdit algısı ile kendisini en fazla AKP ile güvende gördüğü gerçeği de hala yadsınamaz. Muhafazakâr toplum kesimlerinin derin devletle ciddi bağları olan CHP’ye ve MHP’ye oy atmasını beklemek büyük hayalcilik olur. Bu nedenle AKP’nin, çok ciddi bir hizmet üretme başarısı gösteremese dahi, kimlik politikası ile sağlam bir oy potansiyeline sahip olduğu yadsınamaz.

Ancak Türkiye’deki muhafazakâr toplum kesimleri tek bir blokta toplanmıyorlar. Kırsalda ya da kent çeperlerinde yaşayan, daha yaşlı ve gelenekselci muhafazakâr kesim, daha devletçi, muhafazakârlığı milliyetçilikle harmanlayan bir düşün dünyasına sahipler. Bunun yanında daha şehirli, üretici, eğitim seviyesi yüksek ve genç muhafazakâr kitle ise daha az devletçi, muhafazakârlığı modernlik ile harmanlayan, milliyetçilikle daha mesafeli, küresel düşünme becerileri yüksek bir kesimi oluşturuyor. Ve bu kesimin AKP’ye esas destek verme gerekçesi otoriter devletle girdiği çatışma ve bu süreçte AKP’nin daha demokratik ve özgürlükçü bir seyir izlemesi.

AKP bu seçim döneminde, muhafazakârlığı milliyetçilikle harmanlayan kesimleri daha fazla tatmin edecek bir politik güzergâh izledi. Politikayı seçim sandığına indirgeyecek olursak bunun bir başarı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak politikayı ülkenin geleceğini belirleyen bir çaba olarak görürsek, bence doğru ve anlamlı bir adım değil. AKP’nin milliyetçi bir dille elde ettiği başaranın bir benzerinin BDP tarafından elde edilmesi, her etkinin bir tepki üretmesine gayet güzel bir örnek.

Milliyetçi politikalar oldukça popülisttir. Kitleleri çabuk ve kısa yoldan etkileyebilir ve beraberinde kitlelerin ruh hallerinde belirgin değişimlere neden olur. Kısa vadede seçim başarısı olarak yansıyabilir. Ancak orta ve uzun vadede kan ve gözyaşı olarak geri dönüş yapar.

Şimdi özellikle CHP içindeki ulusalcı kanat, aynı ucuz ve kolay politik hatta yeniden dönülmesi için yoğun bir çaba gösteriyor. Irkçılıkla etiketlenmiş isimlerin şimdiden kurultay istemesi, Kılıçdaroğlu’nu alaşağı etmek için girişimlerde bulunması hiç de hayra alamet değil. Seçim sonuçları içinde, geriye gidişe en çok hizmet edecek olan, CHP’deki daha –yeterince değil sadece eskiye göre bir nebze fazla- demokratik ve özgürlükçü dilinin yeterince desteklenmemesi oldu. Baykal’ın ya da ekibinden başka bir ismin yeniden CHP başına geçmesi Türkiye demokrasisi için anlamlı bir gelişme olmayacaktır.

Netice itibari ile, AKP’nin %49 oy ile iktidar olması, %49 ile CHP’nin veya MHP’nin iktidar olmasından daha iyi bir seçenektir. Ancak mevcutlar arasında olabilecek en iyisine razı olmak, bu ülke için yeterli olmasa gerekir. Bir demokratın, milliyetçiliğin prim yaptığı bir seçim sonrasında görevi, milliyetçilik rüzgarına kapılmak ve bu ranttan nasıl faydalanacağını hesaplamak değil, milliyetçilik rüzgarının önünü kesecek, bu rüzgardan kaynaklanacak hasarı ortadan kaldıracak politikalar üretmektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence seçimde en ufak bir süpriz olmadı. Oy dengeleri sanki çağımıza göre anormalmiş gibi görünüyor ama anormallik seçim sonuçlarında da değil, ilerici, aydın, devrimcilik taslayanların dünyaya bakış açılarındadır. CHP yi çıkart onun yerine Avrupai bir liberal parti koy o zaman ne AKP ne de MHP aldıkları bu oyları alamazlar. Sorun CHP nin çağımızın yükselen değerlerine yabancı hatta karşı olmasıdır. Baksana CHP hala "halkın iktidarı" sevdasında, adamlar o kadar cahil ve o kadar geri. Halkın iktidarından bahseden bir partinin siyasi skalada yeri bile olmaması gerekir ancak ne var halkın iktidarından bahseden bir parti bizde "seçkinler ve elitler" için hala umut olabiliyor. Bence asıl sorun CHP de değil CHP nin gerçekliğini algılayamayıp ondan medet umanlardır. Keşke CHP 1999 da olduğu gibi baraja takılıp meclis dışında kalsaydı, belki o zaman düşünmeye ve kendilerini sorgulamaya başlayabilirlerdi. Sevgi ve selamlar

Matilla 
 19.06.2011 12:53
 

Akp, Ap-Mhp-Msp geleneklerini bir ölçüde birleştirdi diyebiliriz. Zaten devleti yöneten kadrolar da hep bu üçlüden çıkmadı mı? Bir ölçüde bu kadrolar 12 eylülden sonra Özal zamanında, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller- Erbakan zamanında da hep devleti yönettiler. Hatta Ecevit zamanında da devleti yönetenler sosyal demokratlar falan değil yine vitrinde Ecevit söylemli ülkücü Mhpli kadrolardı. Demek ki bu ülkede milliyetçi faşizmden başka hiç bişi görmedik devletin sahipleri ideolojik olarak her zaman uyum içindeler zaten. Sosyal demokrasi, özgürlükçü, demokrat, sosyalist, liberter, islami, ayrılıkçı politikalar lider düzeyinde de söylem düzeyinde de başından beri devlet bürokrasisinden uzak tutuldu. O halde bu ülke için ezelden beri süregelen, arada bi kılık değiştiren büyük bir faşist bloktan sözetmek daha doğru bence. bugün o blok kendine Akp'de yer buldu. selamlar.

Başak ALTIN 
 14.06.2011 17:52
Cevap :
Sevgili Başak, Türk devlet geleneğinde hep sağ bir gelenek oldu. Örneğin bu ülkede askerler, zaman zaman dirsek temasında bulunsalar dahi kendilerini CHP'li görmediler. Genellikle MHP çizgisine yakın oldular. Devletin sivil derin yapısı olan personel yönetim birimleri hep MHP kökenli insanların etkisinde oldu. Halende öyledir. Bu yapı 12 eylülden sonra Türk İslam sentezcisi bir görünüme girdi. 12 Eylülden sonra devlet ve üniversiteler solculardan temizlenirken Türk-İslam sentezcisi gruplar bu boşlukları doldurdu. Ancak bu kesimin vesayetçi rejimle kavga edecek ne gücü ne de niyeti vardı. AKP'yi farklı kılan bu kavgayı göze alması oldu. Ülkede son sözün askerin değil kendilerinin olmasını istediler. Ki bir sivil irade olarak buna hakları vardı. Ancak biz bugün AKP'nin söylediği bu son sözün ne kadar doğru olduğunu tartışıyoruz. Şu an görüyoruz ki, AKP'nin 12 Eylülden sonra şekillennen bürokrat profili ile bir sorunu yok. Bunu Hrant davasında da gördük, haklı olduğun nokta oldukça fazla.  14.06.2011 22:35
 

Akpnin bu kadar derin bir faşizan milliyetçi söylemle oy arttırmasının günahı bence islamcılara yüklenmemeli. Ben Milli görüşten gelenlerin içinde Erdoğanı bu kadar sert bir devletçi milliyetçi dil yüzünden, hatta kendi rakiplerine sahip çıkması yüzünden içten içe eleştirdiklerini düşünüyorum. Burada kritik olan şey 28 şubat ve Ergenekon davası ve bu kritik süreçlerde bir kısım grubun Akpnin yanında yer alması ve sürecin başlaması pahasına kendi arkadaşlarını "deşifre etmeleri" bir kısım grubun da eski devletçi milliyetçi kanatta kalmalarıdır. dikkat edersen Çevik bir Ergenekona çağırılmadı bile:) Mehmet Ağar beyefendi de Akpli oldu. Halkın oyu bu devlet kavgasında ne yazık ki yalnızca bir figüran rolunde zira halk aslında bu derin devlet kavgalarının uzağında. Kavga derin, %50yi patlatanlar bence Susurlukla, 28 Şubatla Ergenekon bağlantısının kurulmasını da istemeyenlerdir. tabii naciazane bu benim görüşüm. selamlar.

Başak ALTIN 
 14.06.2011 15:57
Cevap :
Sevgili Başak, bizim ulusalcıları çok ikna etmez ama Milli Görüş gelebneğinin çok ciddi bir milliyetçi dili vardı. Bu nedenle bu ekipten AKP'ye geçiş yapanlar ne kadar gömlek değiştirmeye çalışsalar dajhi belirli bir milliyetçi düzeyleri var. AKP'yi daha evrensel bir dile taşıyanlar o ekipten gelenler değil, yeni nesil muhafazakarlar. Türkiye'de milliyetçi muhafazakar damar oldukça güçlüdür. 1980'lerin Türk İslam sentezi olgusu belirli bir yaş grubundaki muhafazakarda hala çok etkilidir. Ama aynı milliyetçi dili dini kimlikten soyutlayıp, laik bir çerçeve ile sunulduğu zaman muhafazakar toplum bu politikayı sahiplenmez. Gelenekselci muhafazakarların devlet algısıda böyledir. Laik ve modern kalıplarda bir devlete ısınamazlar ama müslüman ve milliyetçi bir devlet yapısına, ne kadar otoriter olursa olsunlar ses çıkarmazlar. Yeni nesil muhafazakarın farkı ise devletin kendisini bir olgu olarak görmesi. AKP'nin devletin özü ile sorunu olmadığı açık. Onlar sadece örtüsünü beğenmiyorlar, slml  14.06.2011 16:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1791
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster